Danimarka  Alevi Birlikleri Federasyonu

Glentevej 1, 8930 Randers DK  Tlf.  045+40968878 www.alevi.dk - dabf@alevi.dk

 

 22.02.2010

 

DABF´nin 22 şubat 2010, AABK ile görüşmesinde devlet bakanı Faruk Çelik'e sunduğu rapor.

 

Danimarka Alevi Birlikleri Federasyonu olarak,

TC. AKP hükümeti ‘’Alevi Açılım ve Çalıştayı, önraporuna ilişkin, görüşlerimiz..

 

 

Bugüne kadar, Selçuklu, Osmanlı, Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri dahil, hiç bir siyasi iktidar, Alevi-Bektaşi-Kızılbaş inanç toplumunun, hak taleplerini dikkate almamış, varlığını bile göz ardı etmiş, katliamlara maruz bırakmıştır..

 

Özelikle  2 Temmuz 1993  ‘’Sivasbeladan’’  buyana, Türkiye ve Avrupa’da, Alevi kurumlarımızın sürdürdüğü mücadele sonucu, Türkiye’de Alevilik sorunu, başa gelen iktidarların artık MUTLAK çözüm üretmesi gereken bir konu haline gelmiştir.  

 

Gelinen noktada TC, AKP hükümetinin Alevi sorununu gündemine almasını, olumlu karşılamakla birlikte, AKP hükümetinin bugüne kadarki yaptığı sözde ‘Alevi açılımı ve çalıştaylarından’ Alevi kurumlarımızın taleplerine cevap verecek, hiç bir somut çözüm önerisi veya niyetin olmadığını üzülerek görmekteyiz.   

 

Aslında ortada hiç bir ‘’açılım veya çalıştaya’’ gerek yoktur.. Çünkü Alevilerin hak ve talepleri  tartışa konusu olacak talepler değildir. Demokrasi, insan hakları, inanç özgürlüğü, laikliğin olduğu bir ülkede olmazsa olmaz, devletin vatandaşlarına yasalar  önünde eşitlik ilkesi gereği  kendiliğinden verilmesi gereken temel insan haklarıdır. Türkiye’de Alevilik, kendine özgü bir inanç olarak resmen kabul edilmeli, Alevi toplum ve kurumlarımızın  hak ve talepleri bir an önce verilmesi, aynı zamanda Türkiye’de, barış demokrasi, inanç özgürlüğü, eşitlik, laiklik, insan haklarının çağdaş düzeye yükselmesine katkı sunacaktır.

 

Geç olsun güç olmasın.  Dün Anadolu’da gizlilik içinde, köylerimizin giriş çıkışına bekçi dikip, ‘’ahırlarda’’ CEM tutup yürüdüğümüz, yolunda dara durup, El-El-Hak , İNSAN HAK dediğimiz,, inanç ve ibadetimizi, bugün göçmen işçi olarak yaşadığımız Avrupa ülkelerinde özgürce, ve de yasal resmi inanç toplumu olarak yaşayıp yaşatıyoruz..

 

Avrupa Birliğine girmeye çalışan TC. devleti ve hükümetinin, Alevi sorununu Avrupa standartları ve burada bizlerin elde ettiği hakları örnek alarak bir çözüm getirmesi umuduyla.. Danimarka’da Alevi toplumunun, elde ettiği haklar ve Türkiye’de Alevi sorununa çözüm olabilecek,, aşağıdaki bilgi ve görüşlerimiz yetkililerin ve kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.. 

 

1. Danimarka’da Alevi örgütlenmesi:

1970’li yılların başında yurtlarından kopup, aş, iş için Danimarka’ya göçmen işçi olarak gelen Aleviler kimlik, inanç ve ibadetlerini, ilk başlarda, her zaman olduğu gibi gizli yürütmüştür.  2 Temmuz 1993 Sivas katliamının etkisiyle, Danimarka’nın Slagelse ve Aarhus şehrinde, 1994’te ilk resmi Alevi dernekleri kurulmaya başlamış.. Daha sonra Danimarka çapına yayılmış. Kasım 1999 yılında, Danimarka Alevi Birlikleri Federasyonu (DABF), kurulmuştur. 

 

2. DABF ve Danimarka’da Alevilik.

DABF’nin araştırmasına (Alevi sayımına göre,, kimliğini gizleyenler olabilir) Danimarka’da, tahminen 3100 Alevi kökenli/kimlikli insan yaşamakta. DABF şu an DK’da Alevilerin çoğunlukla yaşadığı,  8 şehirde, (Randers, Aarhus, Hedensted, Odense, Salgelse, Ringsted, Kopenhag/Bröndby, Esbjerg şehir) belediyelerinde Alevi Kültür Merkezi  (AKM) olarak örgütlüdür.. Ayrıca kurumuz altında ‘’İnanç kurulumuz’’ ve ‘’Alevi Geçlik’’ örgütlenmemiz vardır. Cenaze taşıma vs. hizmetlerimizi bağımsız ‘’ER-Der’’ ile birlikte yürütmekteyiz. Danimarka’da  potansiyeli olan, 2-3 şehirde daha Alevi derneği  (AKM) kurma çalışmalarımız devam etmektedir. Özet olarak  bugün DK’da kendine Aleviyim diyen,, her 3 kişiden biri,, (Alevilerin %33’ü) DK Alevi inanç toplumuna federasyonumuzun üyedir...  Dünyada Alevilerin örgütlenme oranının en yüksek olduğu ülke  Danimarka’dır.

 

3. DABF ve Danimarka’da resmi Alevi inanç toplumu:

 

Almanya Federasyonumuzun, Alman okullarında Alevilik dersleri hakkı için başvurup elde etmesinin ardından. Danimarka’da olanakları araştırdık, DK’da bu gibi haklardan yararlanmak için bir inancın, resmen inanç toplumu olarak kabul edilmesi gerektiğini öğrendik.  Danimarka ve genel AB yasalarına göre, kendine özgü tanrı anlayışı, ikrar-namesi, ibadet şekli, inanç önderleri, etik kuralları, belirli sayıda cemaatı ve sorumlu tutulabilecek demokratik kurumları olan inançlar, başvuru üzerine, resmi inanç toplumu olarak kabul edilmektedir.

Alevi inancı ve DABF kurum olarak tüm bu şartları yerine getirdiğimizi gördük, Alevi yazar araştırmacı ve dedelerimize gerekli belgeleri hazırlatıp. Dedeler kurulu ve genel kurullarımızda bunları üyelerin onayına sunduk. Ve bunların Danca çevirisini yapıp, DK resmi makamlarına başvurarak, 2007 yılında Aleviliğin Danimarka’da kendine özgü inanç toplumu,, DABF’nin de inanç kurumu  olarak resmen kabul edildiği belgesini aldık.

 

Resmen kabul olunmamızla birlikte, DK’da diğer inançlara tanınan aşağıdaki yasal eşit hakları elde etmiş olduk. Bu süreçte hiçbir Danimarkalı parti, kurum veya makamıyla, ön görüşme vs. yapmadık. DK makamlarından sadece başvurumuzu verirken bakanlık önünde basın açıklaması yapmak için izin istedik. İnancımıza İnanç başvurumuza yönelik yetkili makamlar hiçbir yorumda bulunmadı, tüm şartları yerine getirdiğimiz bu nedenle  kendine özgü inanç toplumu olarak resmen onayladığımızı bildirdiler.. Bildiride sadece ayrı ayrı isimleri olan  federasyonumuza bağlı üye derneklerin isim ve tüzüklerini kendimiz açısında standartlaştırmamızın yararlı olacağını tavsiye ettiler.  Gereğini de yaptık.. .. Ayrıca resmen inanç toplumu olarak kabul edilene kadar ne Danimarka nede AB’den inanç faaliyetlerimiz için ne bir yardım talebinde bulundu nede bir yardım aldık.. 

 

 

Bu nedenle TC devletinin, çalıştaylarla vs. ‘’Aleviliğin İslam üst başlığı altında’’  diye Aleviliği ‘İslam çarşafı altında’’ tanımlamaya çalışmasını abesle karşılıyoruz. Bir inancın ne olup olmadığını ancak O inanca mensup olan o inancın kurumları tanımlar, başka bir kişi veya kurumun haddine değildir. Aleviler yüzyıllardır sürdürdükleri inanç ve ibadetleri ile bilinen Sünni-Sii islam anlayışının ayrı bir inanç olduklarını çok ağır bedeller ödeyerek haddinden fazla kanıtlamıştır.     

 

 

Danimarka’da yasal inanç toplum olarak şu hakları elde ettik ve ihtiyacımız oranında 2008 yılından itibaren bu haklardan yararlanmaya başladık.

 

1.      Yasal güvence ve korunma hakkı.

İnancımıza, kişi veya kurumlarımıza fiziki saldırı veya sözlü hakaret durumlarında, örnek: ‘’Cemevleri cümbüş evidir’’ gibi hakaret içerikli söylemlere DK yasalarına göre 6 aydan başlayan hapis cezası var.

 

2.      Yeni kanun tasarılarında söz hakkı,

İnanç, etik ve bazı sosyal yasalar çıkarılmadan önce, kurum olarak bizlerinde görüşlülerimize başvurulmakta..

 

3.      Pir (dede ana zakir) getirme, oturuma çalışma izini alma hakkı.

Yurtdışından getireceğimiz Pir (dede ana) zakir  semah veya din dersi öğretmeni gibi inanç önderlerimize Danimarka’da sorunsuz oturma ve çalışma isini alabiliyoruz.

 

4.      Resmi geçerliği olan nikah kıyma hakkı,

İstersek resmi geçerliği olan nikah kıyma hakkımız var. (Kurum olarak belediye nikahını şart koşup, isteyene bunu üzerine dini nikah kıyma kararı aldık)

 

5.      Mezarlık yeri alma hakkı,

İstersek Alevi mezarlığı alma hakkımız var. Devlet veya belediye mezarlık yeri gösteriyor. (Kurum olarak şimdilik bu hakkı kullanmama kararı aldık, bazı üyelerimiz doğdukları yere Türkiye’de defnedilmek istiyor, burada kalmak isteyenlerse, biz börtü böcekle yatıyoruz Danimarkalılarla yan yana niye yatmayalım diye Ayrı mezarlığa gerek görmedi.)

 

6.      Bazı fonlardan maddi yardım alma hakkı,

Danimarka devleti spor loto, toto vb. yarışlardan gelen gelirleri bir fonda toplayıp, insani, sosyal, kültürel faaliyet yürüten kurumlara dağıtıyor. Bu tür faaliyetler yaptığımız için, bu fonlardan yardım alabiliyoruz. 

 

7.      Vergi indiriminden yararlanma hakkı (inanç vergisi),

DK yasalarına göre, halk kilisesine veya her hangi bir inanca üye olmak ve bunun için yardımda bulunmak zorunlu vergi vermek zorunlu değil.

 

İsteyen gönüllü olarak vergi dairesine gidip halk kilisesine kayıt olup inanç vergisi ödemek istediğini bildiriyor. Ve devlete vereceği vergiden %1 oranında (yaklaşık yıllık 2 bin euro) inanç kurumuna halk-kilisesine aktarılıyor. Ve DK halk kilisesinin tüm giderleri bu gönüllü inanç vergisinden karşılanıyor..

 

DK Alevi inanç toplumu gibi küçük inanç toplumları için bu uygulama şu şekilde yürütülüyor: İsteyen üyelerimiz aynı miktarı direk kurumumuza ödeyebiliyor. DABF inanç kurumu olarak, kendi vergi konundu interneten girerek,  yardımda bulunanların kimlik no ve verdikleri miktarı vergi dairesine bildiriyor.. Üyelerin devlete vereceği vergi aynı oranda düşürülüyor.. Özet olarak hiç bir zorlama yok, hepsi gönüllü, her inanç mensup kişi devlet vereceği belirli bir miktar vergiyi  kendi inanç kurumuna veriyor.. İnanç kurumları, kendi inanç önderi papaz/hoca/pir her ne ise onların  maaşları ve Kilislerinin yapım ve diğer giderlerini buradan karşılıyor..

 

Danimarka’da Alevilerin istediği anlamda tam bir laiklik yok, halk kilisesi, kurumlaşmasını tamamladığı ve göstermelikte olsa özel statüye sahip olduğu için biraz daha imtiyazlı, fakat diğer inançlarında, maddi manevi aşağı yukarı aynı haklara sahip olduğunu söyleyebiliriz..En azından, resmi olarak tek bir din/inanç dayatılmıyor, ne yasa olarak,,  nede sokak baskısı olarak, hiç kimseye hiç bir dini zorlama dayatma yok..

 

 

8.      Okullarda Alevilikle ilgili genel eğitim verilmesi.

DK yaslarına göre din/inanç dersi, Türkiye gibi zorunlu değil,  seçmeli. Veliler isterse çocuğum din derslerine katılmayacak diye bir forma x koyuyor,, çocuğu din dersine hiç katılmıyor.. Din dersine katılan çocuklar, Danimarka’da resmen onaylanmış ve  dünyada olan başka belli başlı büyük din ve inançlar hakkında GENEL eğitim alıyor..  Din derslerinin belirli bir bölümü somut belirli tercih edilen bir din/inanç için ayrılmış bu derslerde çocuklar bölgedeki en yakın kendi inanç kulunlarına (kiliselere) giderek, bireysel inanç eğitimlerini o kurumda alıyorlar.

 

Danimarka’da Alevilik resmen inanç toplumu olarak kabul edildiği için, artık okullarda (Alevi olan olmayan) tüm öğrencilere Alevilik inancı konusunda genel eğitim verilmeye başladı.. Bu konuda özelikle büyük sınıflarda kullanılacak ilk ders kitapları materyalleri hazırlanırken kurumumuzun görüş ve onayı alındı.. Din derlerini veren öğretmenler ders alan öğrenciler sık sık kurumlarımıza başvurup bizden Alevilik hakkında bilgi istiyor. DABF olarak bir proje başlattık, Danimarka’da öğretmenlik diploması olan Alevi kökenli öğretmenlere Alevilik akında özel kurs ve diploma vermeyi planlıyoruz.. Bu öğretmenlerimiz ileride hem DK okullarında genel, hem de kendi kurumlarımızda somut Alevilik eğitimi verecekler.. 

 

DABF olarak bu haklarımızdan ihtiyacımız oranında yararlanmaya başladık. Danimarka’da Aarhus şehrinden başlayarak, tüm Alevi Kültür Merkezlerimizin bulunduğu şehirlerde toplumumuzun ihtiyacına göre yeni AKM-cemevleri yaptırma veya satın almaya başladık. Ayrıca okullarda Alevilik dersi verecek öğretmenlerin eğitimi, ihtiyaca göre cem-evlerimize dede/ana göreve getirilecektir.

 

Dünyada belki ilk defa Alevi toplumu bu düzeyde yasal haklara sahip olmuştur.  DABF’nin Danimarka’da elde ettiği haklar genelde tüm Avrupa Birliği ülkelerinde aynıdır.. Avrupa’da AABK’na bağlı diğer Alevi federasyonlarımız da bulundukları ülkelerde, resmi makamlara başvurarak bu hakları elde etmeye başlamıştır. Avrupa Birliği ülkelerinde çeşitli düzeylerde LAİKLİK uygulaması vardır, fakat tüm ülkelerde kanun önünde eşitlik, yani resmen kabul edilen tüm inançlara nispeten aynı yasal haklar tanınmaktadır.

 

Anadolu’da binlerce yıldır Alevilik inancı varlığını, baskı asimilasyon katliamlar altında, çok zor gizlilik altında yürütüyor.. Danimarka’da Aleviler 40 yıldır varlar.. Biz kendimize özgü bir inancız diye başvuruda bulunduk 6 ay içinde resmen kabul olduk, diğer inançlarla aynı haklara sahip olduk..  İnamcımızın anayurdu Anadolu’da (Türkiye’de) halen kabul görmüş değiliz..  Danimarka’da Alevilik kendine özgü bir inanç olarak kabul edilmekle,, ne din / Hıristiyanlık elden gitti, ne DK devleti bölündü.. Soruyoruz Türkiye’de  Devletlü -İslam Diyanetin bu korkusu niye. ??  

 

4. Türkiye ve Aleviler:

Aleviliğin anayurdu Türkiye’de, Alevi inancının halen resmen tanınmamış, eşit haklar verilmemiş olması, Türkiye’de ki gelmiş geçmiş siyasi iktidarların ayıbıdır. 

Türkiye’de inanç konusunda en önemli sorunun: Türkiye’de gerçek anlamda demokrasi insan hakları, laiklik ve inanç özgürlüğü ve yasalar önünde eşitliğin olmayışıdır.  

 

a)      TC laik değil, laik olmalıdır. 

TC kurulalıdan buyana, devlet özelikle sadece (Sünni. Sii) İslam inancını maddi manevi olarak desteklemiş, din işlerini devletten ayrı tutulacağına, tam tersi, dini bir devlet kurumu haline getirmiş, belirli bir inancın dini görevlilerine maaş bağlamış,, okullarda zorunlu İslam dersi verip, vatandaşların nüfus kütüklerine direk ‘’Dini İSLAM’’ yazmaktadır.. Bu zorunlu ‘’devlet dini’’ uygulamalarından, zaman zaman Sünni vatandaşlarda rahatsız olmuştur. Bunlar laiklikle, inanç özgürlüğü ile bağdaştırılamaz.  Konu AIH- Mahkemesi gelmiş, mahkeme Türkiye’de  nüfus kayıtlarından din hanesinin kaldırılması kararına varmıştır.. AKP Adalet ve Kalkınma Partisi ise, önce mahkeme kararı adalet uygulansın, görelim..

 

Devlet din işleri, ‘’Diyanet kurumu’’ kapatılmalı ‘’’ liberalleştirilip, özeleştirilmelidir’’’. Dini konularda laik yasalar olmalı. İnançlar bu yasal çerçeve içinde, maddi manevi tüm faaliyetlerini devletten bağımsız olarak yürütmelidir.. İnançları yasal olarak denetleyecek bir kurul olmalı. Bunun dışında TÜM İnançlar faaliyetlerini, devletten (zorunlu vergiden pay almadan) kendileri gönüllü karşılayıp yürütmelidir..  

Bu konuda  ittifak sağlanamazsa,  isteyenin, kişisel olarak gidip kendi inandığı inanca,, inanç vergisi verme olanağı sağlanmalıdır.. İnançlar inanç önderlerinin maaşı vs. tüm giderlerini buradan karşılamalıdır.  İnanmayanlar veya başka inanca mensup olanlar, belirli bir inanca vergi vermek zorunda bırakılmamalıdır. Nüfuz cüzdanlarından din hanesi tamamen kaldırılmalıdır.

 

b)     Türkiye’de devlet ve Sünni inanç toplumu 85 yıldır Alevilere borçludur.

TC kurulalıdan buyana, Dinli dinsiz tüm vatandaşlarından (Alevilerden de) aldığı zorunlu vergiden, devlet din işlerine, (Sünni) diyanet kurumuna bütçe ayırmış, fakat Alevi toplumuna inançsal anlamda yardımda bulunmamıştır..

 

-       Bu nedenle Türkiye’de Aleviler, devlet ve Sünni inanç toplumunda, 85 yıldır alacaklıdır. TC’de Alevilerin hakkı yenmiştir. Türkiye’de inanç konusunda eşitliğin sağlanması için her şeyden önce bu hakkın, 1/3 oranında geri ödenmesi gerekir.. Bu hak verilmeden hiç bir hak verilmiş sayılmaz. Buda Türkiye’de 4-5 bakanlıktan fazla bütçeye sahip diyanetin, (devletin dini konulara ayırdığı) bütçeyi  artırarak değil.. Devletin bugüne kadar Sünni inanca verdiğinden alınıp, Alevi inancına (kurumlarına) geri aktarılmalıdır.. Alevi kurumları bunu, ihtiyaçları doğrultusunda Cemevlerinin yapımı, kendi dede/ana  eğitim merkezlerinin oluşturulması için, kendi istedikleri gibi kullanmalıdır.

 

c)      Türkiye’de Alevi inancı ve Cemevleri resmen tanınmalıdır.

Türkiye’de Alevilik resmen, kendine özgü bir inanç olarak tanınmadan, hukuken cemevleri ve Alevilerin diğer eşit hak ve istemleri tanınmaz. Bir inancın ne olup olmadığını ancak inanç mensupları kendi kurumları tanımlar belirler. Hukuk devletinin görevi,, bir inancın, kendine özgü tanrı anlayışı, ibadet şekli varsa, etik ve uygulamasında insan/toplum sağlığını, tehdit edecek bir unsur yoksa ve şiddet içermiyorsa, o inancı, inanç sahiplerinin tarif ettiği gibi onaylamaktır.. 

Biz inanç merkezlerimizi CEMEVİ olarak tarif etmişiz, halen bunun çalıştaylarda vs. ehli-beyt evi, inanç evi, kültür evi, cümbüş evi gibi adlar altında tartışılmasını büyük bir saygısızlık olarak görüyoruz..

Diyanet kurumu, bazı inanç çevreleri, kişi ve kurumların,, Alevilere siz Müslüman değil misiniz, İslam’ın içinde misiniz, dışında mısınız, İslam’ın üst çarşafı altında değimlisiniz gibi saçma soru ve tanım dayatma hakkı olamaz. Bu yaklaşımlar, misyonerci asimilasyoncu, yaklaşımlardır.  Dünya var olan tüm inançlar birbirinden etkilenmiştir, birbirinden alıntıları, içinde dışında oldukları yanlar vardır.. İslam dininin %80 oranında, Yahudilikten Hıristiyanlıktan alıntısı vardır, buna rağmen nasıl İslam bunların üst başlığı altında değil, kendine özgü bir inançsa, Alevilikte kendine özgü bir inançtır.

 

Bir inancı kendine özgü bağımsız yapan o inancın somut uygulanan inanç pratikleri (ritüelleri) ibadetidir. Alevilerin inanç ve ibadeti Cemleri vs. dünyada eşi benzeri yoktur, ve bilinen Sünni - Şii İslam’dan tamamen farklıdır, bunu görmeyen veya görmek istemeyen ‘’bilinçli kördür’’. Alevi kurumlarımızdan başka kimsenin inancımızı inanç merkezlerimizi tarif etme vs. hakkı yoktur.

Aleviler Alevi kurumları kendini nasıl tarif ediyorsa, o şekilde inanç toplumu olarak resmen kabul edilmelidir, ve var olan yasaların diğer inançlara tanıdığı haklardan Alevilerde eşit şekilde yararlanmalıdır, bununla birlikte cemevlermizde yasal statüye kavuşturulmalıdır..  Alevi kurumları Alevilik tanımı istemleri konusunda hemfikir değil gibi yaklaşımlar,, işi yokuşa sürmektir.. İslam dünyasında yüzlerce farklı yorum mezhep tarikat vs. vardır.. Alevilikte de birkaç yorumun olması doğaldır, bu Alevilerin kendi iç sorunudur başkasını ilgilendirmez, Alevi inancını ilkelerini cem ibadetini uygulayan Alevi kurumudur...

           

d)     Zorunlu din dersleri kaldırılmalıdır.

Devletin okullarda  zorunlu olarak belirli bir dini inancın eğitimini verilesi, insan hakları ve eşitlik ilkesine, inanıp inanmama özgürlüğüne aykırıdır..  

Okullarda din/ahlak dersleri (eğitimi) seçmeli olmalıdır. Verilecek olan bu seçmeli derslerde genel olmalı.. Budizimden İslam Yahudiliğe, Alevilik vs. tüm dünya dinleri ve inançlarını, aynı oranda içermelidir. Bunun dışında dini eğitimi, her inanç kendi kurumları altında vermelidir, ve masrafını da, her inanç kendi karşılamalıdır...

 

e)      Madımak Müze olmalı, Hacıbektaş vb. dergahlarımız Alevi kurumlarına verilmeli, Alevi köy ve mahallerinden camiler kaldırılmalıdır..

Devletlü Diyanetin camilerinde çıkıp, 33 Canımızın, din adına diri, diri yakıldığı, Sivas Madımak Otelinin, bu gibi katliamların bir daha yaşanmaması, unutulmaması için, Sivas şehirlerimizin yakınlarının talepleri doğrultusunda, halen  utanç-ibret müzesi haline getirilmemesi insanlık ayıbıdır. Madımağın yıkılıp park / gül bahçesine vs. dönüştürülmesi gibi önerilerini de, ‘’ Yağmur gibi yağar başıma taşlar, İlle dostun bir gülü yareler beni’’ diye taşlanıp dar ağacına  götürülen   Pirimiz, Pir  Sultana hakaret olarak görüyoruz..    Madımak devlet tarafında kamulaştırılıp utanç müzesi haline getirilmelidir.

 

Aynı şekilde Alevilerin inanç merkezi ‘’Hacım Beş-taş’’ diye ziyarete gittikleri, Hacıbektaş dergahına Alevilerin, bilet alarak (para ödeyerek) girmesi, tüm etik kurallara ve inancımıza aykırıdır..  

Osmanlı sultanının Hacıbektaş dergahı içine diktiği Cami,, ve aynı şekilde TC devletinin, Alevi köy ve mahallelerine diktiği camiler (en azından minareleri)  devlet tarafından sökülmeli, cami statüsünden çıkarılmalıdır (Buralarda okunan ezan vs. yersizdir ve Alevi toplumunu gereksiz yere rahatsız etmektedir).... Bu araziler mekanlar  ve Hacıbektaş Dergahımız Türkiye Alevi Bektaşi  Federasyonumuza (Alevi kurumlarımıza) verilmelidir.

 

Danimarka Alevi Birlikleri Federasyonu

Yönetim kurulu adına genel başkan

Feramuz Acar