ALEVİLİĞİN GÜNCEL SORUNU ÜZERİNE 29. Nis. 2010. Özgürce.
Alevilik; yaşadığı tarihi badireler sürecinde varlığını sürdürebilmek umudu, kaygı ve kararlığıyla değişen koşullara uyarak, (öncesini anlatmaya gerek duymuyorum) Bizans’ın Hıristiyan dayatmasına karşı kendisini St- Paul’cu, yani “Gerçek Hıristiyan biziz” diyerek, ‘Pavlikan’ adını aldılar.
Bölgeye İslam’ın hâkim olduğu koşullarda İslam’la bağıntılı gözüken “Allah-Muhammet-Ali, On iki İmam ve Ehl-i Beyt kültünü kendilerine göre tasvir edip “İslam’ın özü biziz” diyerek, “Varlığın Birliği” ilkesini günümüze kadar sürdüre geldiler.
Bu tarihsel sürecin iktisadi altyapısı, toprağa bağımlı, gereksinime göre üretim tarzıdır; bu sosyolojik yapıya “kapalı toplum” denilir. Aleviliğin bu altyapı üzerindeki yapılanması ocak sistemine bağlı dede-talip ilişkisidir.
Özellikle 1950 den sonra pazar ekonomisi denilen kapitalist üretime geçişle gelişen sanayi, ihtiyacı olan emek unsurlarını köylerden, yoğunlaştığı şehirlere çekerken, Aleviliğin Ocak-dede-talip yapılanması da çözülme ve koşullara uygun yeni yapılanma sürecine girmiştir.
İnsanlığın Musevilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet’in dayatma değerlerini geride bıraktığı, insan hak ve özgürlüklerinin temel değer olduğu günümüzde, Alevilik de özüne uygun hümanist değerleri emek eksenli savunan bağdaşıklarıyla yeni yapılanma süreci içindedir.
Alevilerin Maraş, Çorum, Madımak vb. taze acılarını yadsıyıp, cem evlerinde Kerbela anısına Alevilere dizlerini dövdürenler, Aleviliğin İslam’ın özü olduğunu telkin ederek Türk-İslam sentezi içinde eritmeye uğraşanlar, evrensel Aleviliği ve Alevileri ırkçı anlayışla şahsi çıkarları için ırkçı ve dinci devlete peşkeş çekme telaşı içinde olanlar, boşuna zahmet çekiyorlar.
Aleviliğin geçirdiği Sosyolojik evrim tezini savunanları, gizli Ermeni düşmanlığı tutkularıyla, ince ırkçı ve çıkarcı yaklaşımlarla Hıristiyanlık ve Musevilik misyoneri ilan edenlerin telaşı ve uğraşları, umdukları veya bekledikleri sonucu vermeyecek.
Geçmişin teolojik düşünsel akımlarının dayatmalarına karşın Alevilik, nasıl sırlar dünyasına büründü ve sözel iletişim geleneğini geliştirdi ise, mevcut hızlı iletişim teknolojisi ve görece özgürlük ortamında sırlarını ifşa ederek, sözlü geleneğini yazılıya ve görsele çevirip barışçı ve eşit paylaşımcı özüne uygun hemhal olduğu bileşenleriyle doğal mecrasında ilerlemekte.
Ortodoks kilisesinin Batı Avrupa’da Katharları ve Albigenleri, orta Avrupa’da Bogomilleri meydanlarda kazığa bağlayıp yakmaları, Anadolu’da Bizans’ın Pavlikanlara uyguladığı toplu katliamlar, Selçuklunun Babailere yönelik vahşi uygulamaları insanlık bağlamında Aleviliğin acı geçmişidir.
Hıristiyanların tanrı adına uyguladığı vahşete, İslamiyet adına Osmanlının sayısı belirsiz kıyım hareketine karşın, özünü kaybetmeden varlığını sürdüren ve günümüzdeki adı Alevilik olan bu Soylu ve Ulu Yol’un talipleri, bugün çağın koşullarına uygun yeni bir yapılanma içindeler.
Avrupa’da ki Alevi örgütlerinin girişimiyle okullarda verilen Alevilik dersleri, akademik alanlarda açılan Alevilik kürsüleri, Aleviliğin ana yurdu Anadolu’da hızla yaygınlaşan Alevi-Bektaşi örgütlenmeleri, 9 Kasım 2008 ve 8 Kasım 2009 mitinglerine yoğun katılım ve dile getirilen talepler, Aleviliğin soyut hümanist ideallerinin somut güce dönüştüğünün işaretleridir.
Tarihteki teolojik akımlardan kendi karakteristik özüne uyun düşen değerleri içselleştiren Aleviler, günümüz temel değeri olan demokrasi ve laisizmden yana halk katmanlarıyla buluşma, bütünleşme evresi ve süreci içindedir.
Üzerinde şekillendiği eski iktisadi altyapının değişimiyle, ocak-dede-talip yapılanmasının da zorunlu değişikliğe uğraması sonucu; Alevilerin geleneksel ve yapısal varlık merkezi cem evleri de, mevcut yaşam koşullarına uygun gelişim sürecindedir.
Şehir yaşamında farklı etnik köken ve dinsel inançtan toplum katmanlarıyla iç içe yaşadıkları bağlaşıkları; barıştan, eşitlikten, özgürlükten yana olan ve ezilen emekçi kesimlerle ortak değerler uğruna demokratik kitle örgütleriyle birlikte hareket etmeleri, hatta içinde yer almaları, Aleviliğin geleneksel özüne uygun bir davranıştır.
Bir yandan “Alevilik İslam’ın özüdür”, öte yandan ırkçıların “Alevilik İslam’ın Türkçe yorumudur”, diğer yandan “ateistler Aleviliği din dışı gösteriyor” teraneleri, devlettin çok yönlü asimilasyon politikası yaşlı Alevi kuşak nezdinde prim yapabilir. Ancak, hiçbir konuda tutucu olmayan ve geleceğin mimarı gençlik, bu tür söylemlere gülüp geçmektedir.
Ulu köklerimizin “eline-diline-beline” bayrağına, “emeğe ve emekçiye saygı” şiarını da yazarak, Aleviliği özüne uygun çağdaş insani değerlerle yapılandırma mücadelesi veren gençliği coşkuyla selamlıyorum.
29. Nis. 2010. Bekir Özgür.
ÖZGÜRCE