ALEVİLİK SIR (LAR) ÖĞRETİSİ OLMAKTAN ÇIKTI   18.08. 2010. Bekir Özgür.

 

  Aleviliğin temel düsturu ve öğreti kademeleri olan Dört Kapı; Şeriat kapısı, Tarikat kapısı, marifet kapısı ve Hakikat kapısı olarak bilinir. Bu Dört kapı, Alevi Yoluna ilişkin bilgilenme aşamalarını oluşturur ve her kapı kendine has ve birbirlerine bağımlı belli SIR (lar) içerir.

 

  Her ortamda ve har zaman zikredilmeyen, Aleviliği ileri derecede özümsemiş bilge insanların (İnsanı-Kamil veya Mürşit) sadece kendi ararlarında ve Aleviliğin ÖZÜ ne ilişkin muhabbet ortamlarında yapılan sohbetlerde dile getirilen konuların içeriği de ‘Sır-ı Hakikat Kapısı’ olarak adlandırılır.

 

  Alevi toplumunca YOL gerçeği olarak bilinen Dört Kapı; aslında, Beş Kapı’dır. Sırlar öğretisi olarak bilinen Aleviliğin temel SIRLARI, Beşinci Kapı’da gizlidir. Yol’a girenlere, olgunluk derecesine göre sembollerle verilen bu SIR ların gerçek manası, sadece Mürşitlerce (Yol Uluları) bilinirdi.

 

  Beşinci kapı olan Sır-ı Hakikat Kapısı’nda ki bilgiler; özü itibarıyla doğanın, ilahi bir gücün iradesi dışında oluşumuyla ilgilidir. Yani varlıkta-birlik, (vahdet-i vücut) doğumun Hakk tan gelmek, ölümün Hakk’a yürümek (Nurdan gelip nurda sır olmak) olduğu anlayışıyla, yaratan-yaratılan ilişkisinin, uhrevi inancın ve dinin reddidir.

 

  Aleviler ve Alevilik; doğaya ilişkin ‘varlıkta-birlik’ , insansal yaşamda gücü kadar üretim, ihtiyacı kadar üleşim ve eşitlikçi paylaşım anlayışıyla toplumsal yaşamı düzenleyen siyasi bir ERK olarak, tarih boyu talancı tüm dinlerin hedefi olmuştur.

 

  Günümüzde adı Alevilik olan bu Bâtıni anlayış, var olduğu günden beri tarihin hiçbir kesitinde, yaratan bir tanrının varlığını kabul etmemiştir.

 

 Bu anlayışıyla tüm dinlerle çatışır olmuş; güçler dengesine bağlı olarak zayıf olduğu koşullarda dayatılan dinin; motif ve figürleri ile bezediği ritüeller içinde kendi öz değerlerini SIR ederek yaşamı sürdüre gelmiştir.

 

  Hıristiyanlık öncesi ‘Işık İnsanı’ veya ‘Işık Taifesi’ olarak adlandırılan Aleviler, yaşam kaynağı olarak algıladıkları Dört Unsur’u (Toprak, Su, Yel ve (hava) Işık’ı (güneş=Hakk) Hıristiyanlığın sembolü dörtlü Haç, Yılbaşı törelerini (Bewa Gaver) Noel Baba, saygın Ma Ana (Kutsal kadın)  geleneğini Meryem Ana, yılın 12 ayının tasviri olan 12 Yıldız’ı da St Paul’un 12 Havarisi kültleri içine gizleyip, Hıristiyan dayatması ve mezalimine karşı SIR ederek yaşayabilmişlerdir.

 

  Osmanlının kılıcıyla İslam’ın tahakkümü altına alınan Anadolu halkı, kadim töre ve gelenek anlayışını, (Hıristiyanlığa karşı geliştirdiği yöntemi kullanarak) İslami figür ve motifler içinde gizleyerek; yani kendine has değerlerini SIR ederek, hiçbir hükmüne uymadığı kuranı kutsamak, inanmadığı halde “Elhamdülillah Müslüman’ım” diyerek, daha doğrusu kendisine yalan söyleyerek yaşamak zorunda kalmıştır.

 

  Geleneksel Alevi Yolu’nda “İmam” anlayışı olmadığı halde, Hıristiyanlığın kılıç zoru karşısında 12 Yıldız kültünü nasıl St Paul’un 12 Havarisine dönüştürmek zorunda kaldı ise, İslam’ın vahşeti karşısında da, 12 Havariyi 12 İmam’a dönüştürmek zorunda kalınmıştır.

 

  Maruz kalınan şiddet karşısında, kendilerine özgü değerlerini, içinde SIR ettikleri, ama günümüzde saplantı (tabu) haline gelmiş İslami motif ve figürler, Anadolu kadim Aleviliğine ait değil, zor karşısında ve zaman içinde dönüşüm yoluyla oluşmuştur.

 

  Alevi toplumunun evrenin oluşumu, doğa-insan ilişkisi, YOL Erkânının hüküm ve değerleri vb. anlayışının açığa çıkması halinde büyük zararlar görüleceği, yaşamın geçmişiyle sabit olduğundan, Cem Erkânı içindeki Görgü ritüelinde SIR ların önemi özellikle vurgulanır, SIR’ı faş (açıklayan) edenlerin müşkül veya düşkün olacağı belirtilir.

 

  Bir yönüyle ‘Sırlar öğretisi’ olarak bilinen Aleviliğin kendine has SIR ları; yani doğanın oluşum ve işleyiş yasaları, doğa-insan, madde-toplum ilişkileri, teknolojinin gelişmişlik boyutundaki verileriyle SIR olmaktan çıkmıştır; bugün her şey alenidir.

  Anadolu da ki kadim Alevi Dergâh Mürşitlerinin; yani Ocak Dedelerinin, Osmanlı-Safevi uydurması olan İmam Rıza soyuyla Peygamber Muhammet’e ve dolaysıyla Bedevi Arap Kureyş kabilesine dayandığı yalanının gerçekliği, günümüzde DNA testiyle açığa çıkarılabilir.

 

  Velhasıl Alevilik, tarihsel süreçte, sosyal yaşamı düzenleyen kendine has iktisadi altyapısı, siyasi üstyapısı ve hukuk anlayışıyla tarihsel bir gerçekliktir.

 

  Her çağda karşılaştığı zor karşısında değerlerini SIR ederek, takiyye yaparak, içinde yaşadığı topluma uyum sağlama güdüsüyle kendisine yalan söyleyerek, zaman içinde kendi yalanına inanarak günümüze ulaşmış, çağdaş hümanist değerlere önemli oranda sahip çıkan bir sosyal topluluktur Aleviler.

 

  Okumayı ve yazmayı askerde öğrenmiş gurbetçi işçi, yazdığı tek kişilik ‘Hamal Ali’ adlı tiyatroyu Strasbourg’da FTİF in (Fransa Türkiyeli İşçiler Federasyonu) etkinlik programında kendisi oynuyordu. Bu ‘Topraktan öğrenip kitapsız bilen’ İşçi yoldaşım, eve bitkin döndüğü sahnede;

 

‘Uyyyiii babooo, uyyyiii aneeey, bu dünyada çekdigimi bir ben bilirem, bir de ha bu sırtımdaki semer’

 sözleri; Alevilerin, bu dünyada ne çektiğini bir kendileri bilir, bir de kendileri’ gerçeğini dile getiren oldukça anlamlı bir tümcedir.

 

Alevilerin güncel sorunu, açığa çıkmış SIR larını korumak değil, önemli bir parçası oldukları ve özlerine denk düşen emek dünyası içindeki yerlerini almaları; kurtuluşları için bir zorunluluk diye düşünüyorum.

 

  Kadın-erkek cinsel ilişkisini ve doğum olayını, “Alevilerin Büyük Sırrı” olarak algılayan ve kitap yayınlayan yazarlara sormak istiyorum; ‘Aleviler bu basit gerçek için mi binlerce yıl yoğun baskıya, toplu katliama, iftira ve hakarete maruz kalmayı göze alıp, dağ başlarında SIR lar dünyasına gömüldüler’?

 

18.08. 2010. Bekir Özgür.

              bekirozgur60@hotmail.com