Avusturya ABF Genel Başkanı M. Ali Çankaya ile söyleşi: AYDIN ŞAFAK VİYANA- Alevilerin Sesi dergisi
Çankaya: AABF, kuruluş tarihinden bu yana, önemli mesafeler kat etti. Bundan yirmi yıl öncesine dek, Alevileri kimse tanımıyordu. Aleviliğin ne olduğunu kimse bilmezdi. Şimdi ise resmi makamlar, demokratik kitle örgütleri, bakanlıklar düzeyinde görüşmeler yapılmakta. Yani resmi statüde henüz tanınmamamıza rağmen, adımızdan ve örgütlülüğümüzden bahsedilir hale gelinmiştir.
AYDIN ŞAFAK
VİYANA- Alevilerin Sesi dergisi adına, Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Başkanı M. Ali Çankaya’ya genel sekreterlikten başkanlığa, kurumlaşmadan üye derneklere, Aleviliğin tanınması için yetkili mercilere verilen taslaktan 7.Olağan Genel Kurul’a kadar bir dizi önemli konular-la ilgili sorular yönelttik. Başkan Çankaya’nın verdiği yanıtları, www.aleviten.or.at okurları için de yayımlıyoruz.
Önce kendinizi tanıtır mısınız?
Ben, 1962 ve Erzincan’ın Refahiye ilçesi doğumluyum. Evli, iki çocuk babasıyım. Beş dönemdir AABF Genel Başkanlığını yürütmekteyim. İki yıl da genel sekreterlik görevinde bulunmuştum.
20 yıllık faal çalışmalarla epeyce yol katledildi. Siz ve birlikte çalıştığınız ekip ya da arkadaşlarınız, bu enerjiyi kimlerden ya da nereden aldınız?
Avrupa’da Alevi hareketinin ağır çalışmaları söz konusu. Bu ülkeye geldiğimizde, Türkiye’de yaşayan Alevi toplumuna vicdani bir sorumluluğumuz vardı. Kenara çekilip, ya da sadece iş veya ticaret yapmak, zamanını başka emeller için harcamak bize yakışmazdı. O günlerde, Viyana’da yeni kurulmuş olan Viyana Alevi Kültür Birliği içindeki yerimi aldım. Çalışmalara bu derneğimizde başladık. Gücümüzü ve enerjimizi kendi değerlerimizden ve toplumumuzdan almışız. Örgütlü Alevilerden almışız. Resmiyette görülmese de, Alevilerin birligi ve değerleri, her kesim tarafından görülmektedir. Bu da haliyle bizlere enerji vermektedir.
Kaç yıldır AABF yönetimindesiniz?
İlk dönem federasyon yönetimine girdiğimde, genel sekreterlik görevinde bulundum. Tüzüğümüz gereği her iki yılda bir genel kurul yapılıyor. Yaklaşık beşinci dönemdir, yani 10 yıldır AABF Genel Başkanlığı görevini yürütmekteyim.
Genel başkan olarak şöyle geriye dönüp baktığınızda, yapamadıklarınız ya da eksik bıraktığınız çalışmalar olduğunu söyleyebilir misiniz?
Elbette vardır. Örneğin, Alevilerin yoğun yaşadığı bölgelerde bile siyasi partilerin içerisine girip yer almamaları. Bunun için çalışmalar yürütemedik. Buna yönelik adaylarımızı seçemedik. Bunu eksiklik olarak kabul ediyoruz. Ama geçmişe dönüp yapamadıklarımızdan ders çıkarıyoruz. Bu tür eksiklikler, önümüzdeki dönemin çalışmalarında bizi bekleyen görev olarak durmaktadır. Zaten programımızda buna yönelik çalışmalar da var.
AABF’nin önümüzdeki döneme ilişkin somut çalışmalarını, projelerini aktarabilir misiniz?
AABF, kuruluş tarihinden bu yana, önemli mesafeler kat etti. Bundan yirmi yıl öncesi-ne dek, Alevileri kimse tanımıyordu. Aleviliğin ne olduğunu kimse bilmezdi. Şimdi ise resmi makamlar, demokratik kitle örgütleri, bakanlıklar düzeyinde görüşmeler yapılmakta. Yani resmi statüde henüz tanın-mamamıza rağmen, adımızdan ve örgütlülüğümüzden bahsedilir hale gelinmiştir. Yurt dışında gelişen bu hareketlilik, Türkiye ayağını da örgütlü hale getirmiştir. Bugün artık devlet düzeyinde, sözüm ona ‘Alevi Çalıştayları’ yapılmaktadır. İçini kabul etmediğimiz bu çalıştaylar, Alevi örgütlülüğünün meydana geldiği girişimlerdir. Gençlik çalışmalarına önem veriyoruz. Avusturya’da faaliyetlerimizin tümünde gençliğimizle birlikte hare-ket alanları oluşturmaktayız. Kültürel çalışmalara yoğunluk kazandıracağız.
Ayrıca 2010’u ‘Medya Yılı’ olarak ilan ettik. Yani, Alevilerin sesi olan Yol Tv, Alevilerin Sesi dergisi, AABK’nın merkezi internet sayfası www.alevi.com ve federasyonu-muzun Avusturya’dan dünyaya açılan penceresi www.aleviten.or.at’ye ağırlığımızı koyacağız. Bölgelerde temsilcilikler seçerek, bilgi ve becerilerini basın ve yayın üzerinde yoğunlaşmalarını sağlayacağız. YOL Club üye sayısını artırma çalışmaları yürüteceğiz. Ev ziyaretleri komiteleri aracılığıyla kampanya başlatıp çalışmalarımıza hız vereceğiz.
AABF’nin 7. Olağan Genel Kurulu’nun kısa bir değerlendirmesini yapar mısınız?
7. Olağan Genel Kurulumuz, 400’e yakın katılımcı ve 160 delegemizin hazır bulunduğu bir ortamda gerçekleşti. Bir üye derneğimiz (Viyana AKB) dışında tüm üye derneklerimiz delegelerini seçerek katılım sağladılar. Bir derneğimizin katılmaması bizleri üzmüştür. VAKB’nin üyelerinden, 60 kişi misafir olarak Genel Kurul’daydı. Viyana AKB Yönetim Kurulu, kendi üyelerini toplayıp delege seçimi yapmadı ve Genel Kurul’a katılmayacaklarını son gün duyurdu. Dolayısıyla, Viyana’dan Genel Kurul’a katılanlar, seçme seçilme haklarından mahrum kaldı. Biz, o canlarımızı ‘misafir delege’ olarak kabul ettik.
Bilindiği gibi AABF Disiplin Kurulu, örgütlenme disiplinine uymayan uygulamalarından dolayı, Viyana AKB’nin federasyon üyeliğini, Genel Kurul’dan bir gün öncesine kadar dondurmuştu. Genel Kurul günü, üye aidatlarını ödeyerek, delegeleriyle birlikte Olağan Genel Kurul’a katılma hakları vardı. Fakat katılmadılar. Her Genel Kurul’da, çok konuşmalarına rağmen liste çıkaramadıkları gibi seçilecek insanlarımıza karşı devamla anti propaganda yapmışlardır. Her Genel Kurul öncesi, bu kişiler tek tek dernekleri dolaşarak, gerek aday aramada olsun, gerekse federasyon yönetimine aynı kişilerin alınmaması konusunda propagandalar yapmışlardır. Gittikleri her derneğimizde yüz bulamamışlardır. Gerekli desteği almadıkları gibi, bu Genel Kurul’a da katıl-mama kararı almışlar. Yalnız bu kararı, üyelerini bilgilendirmeden kendi başlarına almışlardır. Eğer iddiaları olsaydı katılacaklardı. Tirol derneğimizde ilk başlarda bunlarla birlikte hareket etti ama Genel Kurul’da, Viyana gibi davranmayarak kendi delegeleriyle birlikte katıldı. Genel Kurul anlamlı geçmiştir. On yıllık genel başkanlık dönemimde yapılan genel kurulların içinde en demokratik, kırıcı ve sıkıcı olmayan tek Genel Kurul bu oldu. Ev sahipliği dolayısıyla, St Pölten AKM çalışanlarına, genel kurul öncesi ve günü vermiş oldukları emeklerden dolayı teşekkür ediyorum. Genel Kurulumuz gece üç buçuğa kadar sürdü. Bazı delegelerin gitmesiyle birlikte, yenilenen yönetimimiz, 111 delegenin oyunu alarak güven tazeledi. 2 red, 7 çekimser oy kullanıldı. Yine bu Genel Kurul’da, Kufstein AKD de federasyonumuza üye oldu. Kendilerine plaket verdik. Ve üye olmak isteyen birkaç derneğimiz daha var.
AABF olarak, Aleviliğin tanınması için gerekli mercilere bir taslakla başvuru yaptınız. Sonuç ne aşamada?
Aleviliğin tanınması için yürütülen çalışmalarımızda, tarihi olduğu kadar zorluklarla dolu bir dönemden geçmekteyiz. Avusturya’da 60 bin Alevi’nin yaşadığını biliyoruz. Aleviliğin yaşatılması ve tanınmasının, yasalarla güvence altına alınmasının talep edilmesi kadar doğal ne olabilir? Hollanda, Almanya ve Danimarka’daki Alevi örgütlülüğü bunu başarmıştır. Avusturya’da neden olmasın, dedik. Diğer inançlar nasıl ki, Avusturya’da yasalar çerçevesinde saygınlık kazanmışsa, Aleviler bunu kendileri için de istemektedir. Aleviliğin tanınması ve resmi statüde yerini alması için 9 Nisan 2009 tarihinde Avusturya makamlarına hazırladığımız bir taslakla başvurumuzu yaptık. Yaptığımız başvuru taslağı, önce kendi üye derneklerimizde yapmış olduğu-muz toplantılarda epeyce tartışıldı. Ortaya çıkan eleştiriler ve öneriler ışığında bir sonuca vararak öyle başvuru yaptık. Yani bu tas lak üzerine dört beş toplantı yaptık. Fakat ne çare ki, üzülerek söylüyorum, üye derneğimiz olan Viyana AKB yönetiminden beş kişi, üyelerine haber vermeksizin kendi aralarında bir taslak hazırladı içeri verdi. Bizim taslağa karşı ikinci taslağın verilmesi Avusturyalı makamları da şaşırtmıştır.
Öte yandan, Viyana AKB içindeki bu beş kişinin, federasyonun vermiş olduğu taslağa karşı engelleme girişimleri de oldu. Biz taslağı içeri verdiğimizde, ben Viyana AKB’nin üyesiydim. Bunlar, yasal bir boşluk yaratıp engelleme cambazlığı yapmaya giriştiler. Bizim verdiğimiz başvuru tüzüğünde hem benim, hem de Merkez İnanç Kurulu Baş-kanımızın imzası bulunmakta. Hem benim, hem de Merkez İnanç Kurulu Başkanımız Kazım Akbaba’yı üyelikten çıkardılar. Ardından yetkili makamlara giderek ve isimlerimizi vererek, ‘bunların resmi görevleri bittiği, verdikleri tüzük geçersizdir’ ihbarında bulundular. Bunda da başarılı olamadılar. Onlar beni ihraç ettiklerinde, ben bundan beş yıl önce, maddi katkımız olsun diye ailemle birlikte St. Pölten AKM’ye de üye olmuştum. Yapmış oldukları ihbarların kanıtları ve delilleri elimizde mevcuttur. Bırakın Aleviliği, insanlık suçu işlemişlerdir. Yapmış oldukları davranışlar, affedilir davranış değildir.
VAKB’nin vermiş olduğu başvuru dilekçesi reddedildi. Sizce reddedilmesinin nedenleri neler olabilir?
Avusturya yasaları içerisinde merkezi İslam Örgütü zaten vardır. Resmi statüde tanınmıştır. İkinci bir İslam örgütü yaratmaya da yer vermiyorlar. Ki o beş kişi, başvuruyu ya-parken, yetkili merciler, ‘taslağı Alevi İslam Topluluğu biçimiyle verirseniz reddedilir’ bilgesini vermiş bunlara. Beklendiği üzere reddedildi. AABF’nin başvurusunu engellemek için, yeniden itiraz dilekçesi verdiler. Viyana AKB’nin başvurusu,25 Ağustos 2009 günü reddedildi. Viyana AKB ise, red kararının başında büyük yankı uyandırmasından iki gün sonra, 4 Eylül 2009 günü AABF’yi bir kere daha bakanlığa şikâyet etti. Aleviliğin, tıpkı Sünnilik ve Şiilik gibi bir mezhep olduğunu beyan ediyorlar itiraz başvurularında.
Biz, Aleviliğin kendi başına resmi statüde tanınması çabası ve gayreti içindeyiz. Aleviliği başka yörüngelere çektiğimiz yönünde propaganda yapıyorlar. Kendileri hedeflerine ulaşamadılar, bizi de engelle-meye çalışıyorlar. Bu beş kişi, kafaları bulandırmaya, Alevi kurumlarına insafsızca saldırmaya devam ediyor. Alevilerin kendilerini bu gibi anlayış ve tavırlardan arındırmaları lazım. Bunun gibi nice anlayış ve akım, Türk-İslam Sentezi içerisinde kayboldu gitti. Başka ülkelerde, dönem dönem sayısı 400’leri dedeyle toplantılar düzenle-diler ve kararlar aldılar. Pratikte bir yarar sağlanmadı ve kayboldular. Kendi üyelerinin görüşünü almayan, onların iradelerini hiçe sayan bir kurum ayakta kalabilir mi? Bu beş kişi, bekledikleri rantı bulamadıkları takdirde çekip gidecek. Tarih buna tanıklık edecektir. Toplumu arkadan vurmak için yalan bahaneler ve senaryolar üreterek kendilerini haklı kılmaya çalışacaklar. Zaten Avusturya’da bunlara pek de yüz verilmemektedir. Kabuklarına sığındıklarını görmekteyiz.
Sizin ve Merkez İnanç Kurulu Başkanının, dernek üyeliğinden atılmasına nasıl bir gerekçe gösterildi?
Herhangi bir gerekçe gösteremediler. Ama gerekçesi belli: İçeri vermiş olduğumuz dilekçe ve tüzükte bizim imzamızın olması! Avukatlarıyla birlikte, Kültür Bakanlığı’nın Din İşleri Dairesi’ne başvurup muvaffak olacaklarını sandılar. Ama bunda başarılı olamadılar. Şimdi yaptıkları ihanetin bedelini yalınız kalmalarıyla ödemekteler. Hiçbir kurumdan destek alamadıkları gibi, kimsenin yüzüne bakacak hallerinin olmadığı da gerçektir. Avusturya’da yaşayan Alevilerin yüzde doksanı bizleri destekliyor. Nitekim yine demokratik kurum ve kuruluşların yüzde yüzü bizi destekliyor. Sonuç olarak şunu söyleyeyim: Şiiler ve Liberal Müslümanlarla ittifak halinde, Alevileri, hiç gerek yokken Avusturya İslam Teşkilatı’nın iç sorunlarına bulaştırmakta bir sakınca görmeyen Viyana AKB yöneticilerinin, son bir yıllık ihracatları kime yaradı? Alevilere yaramadığı kesin. Olumlu yanıt beklediğimiz Din Dair esi, AABF’nin başvurusu ile ilgili işleme ara verme kararı aldı. Viyana AKB’nin bu geçici engellemesi, yalnızca AABF’ye değil, tüm Alevilere karsı yapılmıştır.
Alevilerin Sesi dergisi adına verdiğiniz bilgiler için teşekkür ediyorum.
Ben de Alevilerin Sesi dergisinde çalışan ve emek veren tüm canlarımızı yürekten selamlıyor, sana da zamanını bize ayırdığın için ayrıca teşekkür ediyorum.
(9 Şubat 2010)