Aleviler Ne İstiyor..
Almanyada Yayınlanan Alevilerin Sesi Dergisi Yazarı Hüseyin Demirtaş'ın Posta Gazetesi'ne Verdiği Cevaplar
1- Size göre Aleviler tam olarak ne istiyor?
Öncelikle Aleviler eşit yurttaşlık istiyorlar. Sonra Aleviliklerinin tanımlanmadan olduğu gibi kabul edilmesini talep ediyorlar. İslam içi veya İslam dışı diye aralarında ayrım yapılmasına kesinlikle karşı çıkıyorlar. Cemevlerinin ibadet yeri statüsüne kavuşturulması da başta gelen en önemli isteklerinden biridir.
2- Siz Alevi kimliğini tam olarak nasıl tanımlarsınız?
Alevi kimliği öncelikle muhalif bir kimliktir. Her türlü iktidar ve tahakkümü reddeder Alevilik. Bu anlayıştan dolayı da barışçıdır. Zalime karşı mazlumun yanında durur. Yine Alevi Tanrı'yı insanda görür. Aşkın (yersiz-yurtsuz, evrenin üstünde-dışında) bir tanrıyı kabul etmez. Tanrı-Evren-İnsan bütünlüğü ön plandadır. Bu anlamda Alevilik deist-monoteist değil, her şey tanrıcı-kamu tanrıcı-panteisttir. Alevilik insan merkezli bir inançtır. Aleviler aşkın bir tanrıya değil, tanrının yeryüzündeki tecellisi olarak gördükleri insana secde ederler ve bu nedenle de halka biçiminde oturarak cemal cemale ibadetlerini yerine getirirler. Yine Alevilikte yaratılışa inanış yoktur. Ya ne vardır? Doğuşa inanış vardır. Aleviler "Hak bizi varından var etti" derler. Bu anlamda da evrimcidirler. Varlığın temeli olarakta hava-su-toprak ve ateşi görürler. (Anasır-ı Erbaa) Evrenin büyük bir patlama (sudur teorisi) sonucu oluştuğu; bundan sonra aşama aşama önce cansız varlıkların, sonra bitkilerin, daha sonra da hayvanların ve hayvanlardan da seçilmiş varlık olarak insanların meydana geldiğine inanırlar. Bu inanışa ilişkin son derece açık işaretleri Alevi ozanlarının nefes ve deyişlerinde bulmak mümkündür. Örneğin Şah Hatayi şöyle der:
Bir kandilden bir kandile atıldım
Turab oldum yeryüzüne saçıldım
Bir zaman hak idim; hak ile kaldım
Gönlüme od düştü yandım da geldim
3- Alevi çocuklarına ve gençlerine Alevilik Eğitimi nasıl olmalı sizce..? Zorunlu din dersi kapsamına alınması da gündemde... Müfredata ekleme konusuna nasıl bakıyorsunuz?
Bir kere Aleviler çocuklarının eğitimini tek başına devlete terk etmemelidir. Cemevlerinde sürekli, planlı-programlı Alevilik seminerleri düzenlenmelidir. Aleviliğin mevcut zorunlu Din Kültürü Ahlak Bilgisi dersi kapsamına alınmasını doğru bulmuyorum. Nedeni gayet basit; burada Alevilere danışılmamaktadır. Müfredatı Sünni bilginler hazırlamakta, kendi bakışlarını ve Alevilik tanımlarını dayatmaktadırlar. Ayrıca bu dersi tamamen Sünni-İslam anlayışına göre yetişmiş öğretmenler ve ilahiyatçılar anlatmaktadır. Bunların ne derece tarafsız olabilecekleri kuşkuludur. O nedenle zorunlu din dersleri kalkmalı ve din dersi seçmeli hale getirilmelidir. Ancak bu yapılırken, Aleviler ve Sünniler için iki ayrı din dersi kitabı hazırlanmalı, (bunun örnekleri Almanya'da mevcut) ve yine seçmeli olan bu dersi Alevi'ye Alevi, Sünni'ye de Sünni öğretmenler vermelidir. Dikkat edilecek husus ise ders kitapları hazırlanırken, kurulacak komisyona her iki kesimden çok sayıda, farklı ve geniş yelpazede uzman, eğitimci ve din adamının katılmasıdır.
4- Diyanet İşlerinin işleyişi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Diyanet'in kesinlikle anayasal bir kurum olmaktan çıkarılmasını savunuyorum. Diyanet bir devlet kurumu olmaktan çıkarılmalı, yani özelleştirilmeli ve idaresi devlet tarafından sıkı denetim mekanizmalarının oluşturulması şartıyla Sünni inanırlara devredilmelidir. Bu durumda devlet artık Diyanet'e kaynak aktarmamalı. Bunun yerine gönüllü "inanç vergisi" uygulamasına geçerek, sadece toplanan bu meblağı ilgili kuruma aktarmakla yetinmelidir. Diyanet bu kaynakla tüm personelinin maaşını vermeli, camilerin bakım ve onarımını karşılamalıdır. Aynı türden bir üst çatı kurumu Aleviler tarafından da oluşturulmalı, Alevilerden toplanan inanç vergisi de buraya aktarılmalıdır. Yine Aleviler de her türlü dini işleri ilgilendiren faaliyetlerinde bu kaynağı kullanmalıdır. Aynı şey isteyen diğer cemaatler için de geçerlidir. Burada anahtar, devletin vergi toplarken, vatandaşa vergisinin hangi inancın çatı kuruluşuna aktarılacağını mutlaka sorması gerektiğidir. Ancak bu uygulamaya geçilebilmesi için de öncelikle vatandaşlara, hangi dini inanca, mezhebe mensup olduğu şeklinde sorularının sorulacağı bir nüfus sayımı yapılmalıdır. Yalnız buradan elde edilecek verilerle Türkiye'de kaç Alevi, kaç Sünni'nin yaşadığı belirlenebilir ve bunlar üzerinden Türkiye'de din-devlet ilişkileri sağlıklı bir zemine oturtulabilir.
Din alanının özelleştirilmesinde çok önemli bir tarafta şudur; devlet din işlerini cemaatlere terk ettiğinde resmen tanınan tüm cemaatleri içinde barındıran resmi bir Din İşleri Üst Kurulu oluşturarak, ilgili kurul eliyle ülkemizde organize olan tüm cemaatlerin her türlü mali, idari ve sosyal faaliyetini sıkı şekilde denetlemelidir. Bu kurul ülkemizde dinler, mezhepler arası barışı ve genel ülke güvenliğini bozacak her türlü faaliyete karşı hassas olacak şekilde yapılanmalıdır. Türkiye'de devlet gerçek anlamda ancak bu şekilde laik olabilir. Diyanet'li bir Türkiye özellikle Alevilerin gözünde bir ayıptır. Laikliğe ve onun ruhuna taban tabana zıttır. Diyanet Türkiye'ye yarı şeriat devleti görüntüsü vermektedir. Bu açıdan Alevilerin Diyanet'te temsili de kabul edilemez ve bu durum ayıplı manzarayı değiştirmediği gibi daha da ağırlaştırır.
5- Size göre Dedeler maaş almalı mı? Neden?
Dedelere maaş Aleviler arasında çok netameli bir konudur. Böyle bir uygulama Alevileri kesinlikle böler. Zaten bölmüştür de. Daha öneri ortaya atılır atılmaz, Alevi-Bektaşi Federasyonu (ABF) bileşenleri buna karşı çıkmış; bir tek Cem Vakfı çevresi bu işe sıcak bakmaktadır. Ben dedelere maaş verilmesine karşı çıkıyorum ve bunun gerekçelerini Alevilerin Sesi Dergisi'nde çıkan "
Aleviler İçine Atılan Bomba: Dedeye Maaş!" başlıklı yazıyla açıkladım. Karşı çıkışımın kısa gerekçesi şudur: Alevilikte dedelik gönüllü yapılan bir görevdir. Rızalık önemlidir. Her dede cem öncesinde mutlaka cemevinde toplanan cemaatin rızasını, yani olurunu almak zorundadır. Cemaatten rızalık alamayan dede cem yürütemez. Yine Alevilikte ocaklar vardır. Her dede her ocağın talibine cem yapamaz. Düşünün bir kere, dedeleri maaşlı yaptık diyelim. Bir cemevinde görevli dede cem öncesi cemaatten rızalık alamadı. Bu dede başka yere tayinini mi çıkaracak? Çıkarsa bile gittiği yeni yerdeki cemevinin cemaati onun dedeliğine razı gelecek mi? Oradaki talipler bakalım bu yeni gelen dedeyle aynı ocağa mı mensup? Başka bir problem de Alevilikte düşkünlük diye bir uygulama var ve bu durum dedeler için de geçerlidir. Zina, hırsızlık yapan, cinayet işleyen, adam yaralayan, rüşvet alan bir Alevi düşkün ilan edilir ve cezası bitinceye kadar ceme ve cemaate alınmaz. Örneğin bir dede düşkünlüğü gerektiren bir suç işledi. O zaman ne olacak? Bu kişiyi gittiği hiçbir yer kabul etmez. Çağımız iletişim çağı. Dede ne yaptıysa hemen duyulur ve tayin edildiği yerde de dedeliğe kabul edilmez. Maaşlı dedenin buna benzer pek çok başka mahzurları vardır. O nedenle bu öneri kesinlikle uygulamaya geçirilmemelidir. Aleviler büyük bir çoğunlukla devlet memuru dede istemiyor.
6- Aleviliğin İslamın bir yorumu ya da İslamın Özü olduğu konusundaki fikriniz nedir?
Alevilik asla İslam'ın farklı bir yorumu ve özü değildir. "Alevilik İslam'dan etkilenmekle beraber özgün (kendine has) ve bağımsız bir inançtır." Çünkü bir inanç ibadet yerini ayırdıysa,(cami yerine cemevi) bu da yeni değil zaten, şemsiye bir kavram da olsa İslam'ın içinde bulunamaz. Aleviler bir kez İslam olmanın en önemli şartı olan ehli-i kıble değildir. Ehli-i kıble olmak ne demektir? İbadet ederken yönünü kıbleye yani Mekke kentindeki Kâbeye doğru dönmektir. Bugün Müslüman'ım diyen herkes yönünü kıbleye dönüyor ve öyle ibadet ediyor. Aleviler ne yapıyor? "Benim Kâbe'm insandır", "Ne ararsan kendinde ara/Mekke'de, Kudüs'te, hacda değildir" anlayışıyla hareket ederek, cemlerinde yüz yüze ibadet ediyor. Camiye gitmiyor. Ramazan'da değil Muharrem'de yas orucu tutuyor. Hacca gitmiyor. Kısaca Kelime-i Şahadet hariç İslam'ın hiçbir şartını yerine getirmiyor. Hatta burada bile Aleviliğin Allah'ın varlığına ve birliğine inanmaktan kastı farklıdır. Alevi burada Sünni ve Şiilerin aksine aşkın ve her şeyin üzerinde bir Allah'ı kabul etmez. Kendisinin tanrının yeryüzündeki bir parçası/tecellisi olduğunu düşünür. Aleviliğin kastettiği tanrının tekliği tanrı-insan-evren bütünlüğü anlamında bir teklik ve birliktir. Demek istediğim Aleviliğin İslam'dan tamamen ayrı bir teolojisinin; tanrı, evren ve insan kavrayışının olduğudur. Buna karşılık Alevilik tamamen İslam'ın dışında da değildir. İslam'la benzerlikleri ve ortak noktaları vardır. Lakin bu ortaklıklar bile özde değil şekildedir/yüzeydedir. Tüm bunlara rağmen Aleviliği İslam içinde göstermeyiz. Nasıl ki, İslam'daki erkeklerin sünnet olması şartı, domuz eti yasağı, kurban uygulaması, oruç tutma ve Tevrat'ta bulunan pek çok konunun Kuran'da da benzer veya aynı şekilde yer alması İslam'ı Yahudiliğin/Museviliğin içinde kabul etmemizi gerektirmezse, aynı şey Alevilik için de geçerlidir. Nasıl İslam, Yahudiliğin özü değilse, Alevilikte İslam'ın özü değildir.
Şunu da belirtelim; Pakistan'da 150200 yıllık yeni bir mezhep olan Ahmediler var. Sünnilerden tek farkları Hz. Muhammed'in son peygamber olmadığı ve nübüvvet müessesesinin devam ettiği inancıdır. Bu anlayışla mezhebin kurucusu Gulam Ahmed'i peygamber olarak kabul ederler. Bunun dışında İslam'ın bütün itikat ve ibadetlerine inanırlar ve yerine getirirler. Ancak Sünnilerle aralarındaki bu tek farka rağmen Ahmedileri ne Pakistan devleti ne de bu ülkede yaşayan çoğunluk Sünni-Hanefi halk Müslüman olarak kabul etmezler. O nedenle soruyorum, Sünni ve Şii İslam'ın itikat ve ibadetlerine taban tabana zıt olan Alevilik neden ısrarla İslam içinde değerlendirilmeye çalışılır? Neden Alevilik İslam'ın temel dogmalarıyla çatıştığı halde, Aleviler İslam'ın 5 şartından ve imanın 6 şartından çoğuna inanmadıkları ve bunların gereği olan ibadetleri yerine getirmedikleri halde zorla Müslüman yapılmaya çalışılır? Benim buna cevabım şöyledir: Aleviler İslam içinde kabul edilerek, halen en fazla yüzde 25 olan İslam'la benzerlikleri yüzde yüze çıkarılmak ve dolayısıyla 1,5 milyarlık çoğunluk olmanın verdiği maddi ve manevi güçle eritilmek istenmektedir. Osmanlı Alevi'yi hiç olmazsa açıktan tekfir (kâfir)ederek , İslam'ın dışında görerek kabul etmedi. Ama günümüzde Türkiye Cumhuriyeti Diyanet, zorunlu Sünni dersleri, binlerce imam-hatip, Kuran kursu vs. eliyle Alevilik İslam içinde diyerek, Alevileri ağır ağır çoğunluk Sünni İslam'ın içinde yok etmek niyetindedir. Alevileri gerçekten İslam kabul ettiği için değil, İslam'ın içinde eritmek isteğiyle böyle takiyyeci bir dil kullanmaktadır. Kim ne derse desin Alevilik İslam'dan ayrı ve bağımsız bir din/inanç/öğretidir.
Posta Gazetesi'nde Engin Ağır'ın Hazırladığı Aleviler Ne İstiyor Yazı Dizisi (2 Şubat 2009 Salı)