AKP’nin

Hı­zır Paşa Operasyo­nu ve

Laisizm Mücadelesi

 

(RESİM YORUM = SOL zaten birleşmez ....

AKP Muharremde, Alevilere Madımak otelinde 'iftar' döneri veriyor, bütün dönek ve düşkünler davetlidir.)

 

AKP’nin son gün­ler­de bir­den Ale­vi­le­ri ha­tır­la­dı­ğı­na ta­nık ol­duk. AKP, Ale­vi kö­kenli mil­let­ve­kil­le­ri ağ­zın­dan de­de­le­re, za­kir­le­re ma­aş bağ­la­na­ca­ğı; Di­ya­net İş­le­ri Baş­kan­lı­ğı’nda Ale­vi­le­re yer ve­ri­le­ce­ği; Di­ya­net İş­le­ri baş­ka­nı­nın bir Ale­vi yar­dım­cı­sı ola­ca­ğı gi­bi rüş­vet ko­kan va­at­ler­de bu­lu­nu­yor. El­bet­te bu gi­ri­şim, hem Ale­vi­ler hem de Ale­vi ör­güt­le­ri ve on­la­rın yö­ne­ti­ci­le­ri ara­sın­da tar­tış­ma­la­rı ye­ni­den alev­len­dir­di. Bu, Tür­ki­ye’nin de­mok­ra­si güç­le­ri açı­sın­dan, de­mok­ra­si ve lai­siz­me yö­ne­lik ola­rak AKP ta­ra­fın­dan yö­nel­til­miş ye­ni bir sal­dı­rı­dır.

 

Neden bir sal­dı­rı ola­rak gö­rüyorsunuz; Ale­vilerin de Diyanet’te bir statü­ye sahip ol­ması bir iler­leme ol­maz mı?

Di­ya­net’te ol­mak, eğer Ale­vi­le­ri ikin­ci sı­nıf bir mez­hep ol­mak­tan çı­ka­ran ve lai­siz­mi güç­len­di­ren bir gi­ri­şim ol­say­dı, el­bet­te bu iler­le­me ola­rak ka­bul edi­le­bi­lir­di. Ama ya­pıl­mak is­te­nen öy­le de­ğil. Ter­si­ne, Ale­vi­li­ği zap­tu­rapt al­tı­na al­mak, Ale­vi­le­ri ken­di için­de böl­mek, dev­le­tin ta­rif et­ti­ği Sün­ni­li­ğe yak­laş­tı­ra­rak, Ale­vi­li­ği ken­di öz­gün­lü­ğün­den uzak­laş­tır­mak­tır. Böy­le­ce Ale­vi­lik güç­len­me­ye­cek, ter­si­ne, ken­di için­de ye­ni­den bö­lü­ne­rek bir iç kav­ga­ya sü­rük­le­ne­cek; lai­sizm so­ru­nu da iyi­ce için­den çı­kıl­maz ha­le ge­ti­ri­le­cek­tir. Böy­le­ce bu alan, AKP için hem ta­ri­kat­lar üs­tün­den ba­lık av­la­dı­ğı, hem de lai­siz­me kar­şı sal­dı­rı­la­rı­nı de­rin­leş­tir­di­ği bir bu­la­nık su­ya dö­nüş­tü­rül­müş ola­cak­tır. Bu gi­ri­şim lai­siz­mi de güç­len­dir­me­ye­cek; ter­si­ne, dev­le­ti Ale­vi­le­rin içi­ne so­ka­rak, ters­ten Ale­vi­li­ği de dev­le­tin et­ki ala­nı­na ala­rak din­le dev­le­tin iç içe­li­ği­ni güç­len­di­re­cek­tir.

 

Pe­ki o zaman siz­ce laisizm ne­dir?

“Ben­ce”, “biz­ce” ya da “siz­ce” lai­sizm di­ye bir şey yok­tur. Din­ler, inanç­lar için böy­le so­ru­la­bi­lir. Ör­ne­ğin “Siz­ce Ale­vi­lik ne­dir?”, “Siz­ce Sün­ni­lik ne­dir?” de­ne­bi­lir ama lai­sizm bir inanç so­ru­nu de­ğil­dir. Ör­ne­ğin; “Siz­ce cum­hu­ri­yet ne­dir?”, “Siz­ce meş­ru­ti­yet ne­dir?” de­ne­me­ye­ce­ği gi­bi “Siz­ce la­ik­lik ne­dir?” de de­ne­mez. Çün­kü lai­sizm, bi­lim­sel bir kav­ram­dır ve her­kes için ge­çerli as­ga­ri kri­ter­le­ri var­dır. Ül­ke­den ül­ke­ye lai­sizm yer­leş­me­si ta­rih­sel, sos­yo­lo­jik fark­lı­lık­lar gös­ter­se de hep­sin­de or­tak özel­lik, “dev­let ve din ala­nı­nın ay­rıl­ma­sı”dır. Di­nin dev­le­te, dev­le­tin de din ala­nı­na mü­da­ha­le et­me­me­si­dir. La­ik bir ül­ke­de de la­ik­lik, din ve dev­le­tin alan­la­rı­nın tü­müy­le ay­rıl­ma­sı­dır. Ya­ni la­ik bir dev­let, bü­tün din­ler kar­şı­sın­da ay­nı uzak­lık­ta­dır. Ya­ni la­ik bir dev­let; Sün­ni­li­ğin, Ale­vi­li­ğin ya da baş­ka din­le­rin na­sıl ku­ral­la­rı, na­sıl iba­det­le­ri var­dır; bun­la­rı ne­re­de na­sıl ger­çek­leş­tir­me­li­dir­ler gi­bi ko­nu­la­ra ka­rış­ma­ya­ca­ğı gi­bi, va­tan­daş­la­rın­dan ki­mi­le­ri­nin tü­müy­le inanç­sız ol­ma­la­rın­dan da hiç go­cu­na­maz. Ol­sa ol­sa dev­let; din ve mez­hep­le­rin bi­ri­le­ri­ne kar­şı ege­men­lik kur­ma, bi­ri­nin öte­ki­ni bas­kı al­tı­na al­ma gi­ri­şim­le­ri­ni ön­le­ye­cek ted­bir­le­ri alır.

 

Peki dev­le­tin din­ler kar­şısın­da baş­ka gö­revleri yok mu­dur?

El­bet­te var­dır. Ve ta­rih bo­yun­ca ol­du­ğu gi­bi din­le­rin, mez­hep­le­rin, dev­le­tin ala­nı­na gi­re­rek, şu ya da bu bi­çim­de dev­le­tin im­kân­la­rı­nı kul­la­na­rak dev­le­ti bir di­nin yan­da­şı, des­tek­çi­si du­ru­mu­na ge­tir­mek gibi is­tek­le­ri sü­rekli ol­muş­tur. La­ik dev­let bu­nu ön­le­mekle ve din­le­rin dev­le­tin, si­ya­se­tin ala­nı­na gir­me­si­ni ön­le­yen ted­bir­le­ri al­mak­la da yü­küm­lü­dür. Bu­nu ba­şa­ra­ma­yan dev­let, la­ik ya­pı­sı­nı uzun za­man ko­ru­ya­maz. Bu mü­da­ha­le­nin en önemli ör­nek­le­rin­den bi­ri Tür­ki­ye’de ya­şan­mış­tır. Cum­hu­ri­ye­tin ilk yıl­la­rın­da, dev­let de­ne­ti­min­de Sün­ni İs­la­mın bir yo­ru­mu­nu “dev­let di­ni” ya­pan Cum­hu­ri­ye­tin ku­ru­cu­la­rı, di­ğer bü­tün ta­ri­kat­la­rı, mez­hep­le­ri dış­la­yan, ya­sak­la­yan re­ji­me lai­sizm de­miş­ler­dir. Ama iler­le­yen yıl­lar­da, dev­le­tin din­le iliş­ki­sin­de (ger­çek bir lai­sizm ol­ma­ma­sın­dan) bu zaa­fın­dan ya­rar­la­nan ta­ri­kat­lar, çe­şit­li şe­ri­at­çı akım­lar, din üs­tün­den si­ya­set ya­pan dü­zen par­ti­le­ri üs­tün­de et­ki­le­ri­ni ar­tır­mış; imam ha­tip­ler, ila­hi­yat fa­kül­te­le­ri gi­bi “din ada­mı” ye­tiş­ti­ren dev­let ku­rum­la­rı üs­tün­den dev­let için­de din et­ki­si­ni ar­tı­ra­rak dev­le­ti, din ve mez­hep ça­tış­ma­la­rı­nın ek­se­ni­ne ta­şı­mış­lar­dır. Bu­gün lai­sizm­  şe­ri­at tar­tış­ma­sı; tür­ban, imam ha­tip­ler gi­bi so­run­la­rın te­me­lin­de, di­nin, dev­le­tin ala­nı­na mü­da­ha­le­si­nin çok ile­ri nok­ta­la­ra ulaş­mış ol­ma­sı var­dır. Baş­ka bir söy­le­yiş­le, cum­hu­ri­ye­tin sa­kat lai­sizm an­la­yı­şı; dev­le­tin din ala­nı­na mü­da­ha­le­siy­le (dev­le­tin di­ni çe­kip çe­vir­di­ği) baş­la­yıp, di­nin dev­le­te mü­da­ha­le­si ve dev­le­tin gö­rev­le­ri­nin içi­ne di­ni il­ke­le­rin sız­ma­sı, dev­let iş­le­rin­de fi­ili­yat­ta di­ni de­ğer­le­rin öne çık­tı­ğı bir aşa­ma­ya gel­miş­tir. Ca­mi yap­tı­ran, imam ye­tiş­ti­ren, on­la­ra ma­aş bağ­la­ya­rak ta­rif edi­len di­ni uy­gu­la­ma­ya ça­lı­şan bir dev­le­tin, el­bet­te lai­sizm­le bir il­gi­si ol­maz.

 

Pe­ki o za­man “la­ik Tür­kiye Cum­hu­riyeti” iddia­sı gerçek de­ğil mi?

De­ğil el­bet­te. Lai­sizm id­di­asın­da­ki­le­rin iki­de bir, “Aman la­ik­lik el­den gi­di­yor!” di­ye yay­ga­ra yap­ma­la­rı­nın ne­de­ni de bu­dur. Mas­ke­nin dü­şe­ce­ği kor­ku­su­dur. Çün­kü; en ba­sit ta­rih ya da sos­yo­lo­ji ki­tap­la­rın­da bi­le lai­siz­min ta­ri­fi, “din ve dev­le­tin ala­nı­nın ay­rıl­ma­sı­dır” bi­çi­min­de­dir. Bu ta­nım göz önü­ne alın­dı­ğın­da; Di­ya­net İş­le­ri Baş­kan­lı­ğı di­ye bir ku­ru­mun ol­du­ğu, bu ku­ru­mun yüz bin­den faz­la gö­rev­li­si­nin ma­aşı­nın dev­let ta­ra­fın­dan ve­ril­di­ği, din gö­rev­li­le­ri­nin dev­let ta­ra­fın­dan ye­tiş­ti­ril­di­ği, ca­mi­ler­de ve­ri­len va­az­lar ve oku­na­cak hut­be­ler­de ne de­ni­le­ce­ği­nin bi­le dev­let ta­ra­fın­dan sı­nır­la­rı­nın be­lir­len­di­ği bir ül­ke­de lai­sizm­den söz et­mek im­kân­sız­dır. Ay­nı ne­den­le; dev­le­tin ta­nım­la­dı­ğı Sün­ni İs­lam dı­şın­da­ki bü­tün İs­lam yo­rum­la­rı­nın, mez­hep ve inanç g­rup­la­rı­nın yok sa­yı­lıp gör­mez­den ge­lin­di­ği, sa­pık­lık sa­yıl­dı­ğı bir ül­ke­de din ve inanç öz­gür­lü­ğün­den de söz edi­le­mez. Son gün­ler­de iki ge­liş­me; dev­le­tin di­ne mü­da­ha­le­si ve di­ni de dev­le­tin et­ki­si al­tı­na al­ma­sı­nın gel­di­ği aşa­ma ba­kı­mın­dan çok çar­pı­cı­dır. Bun­lar­dan bi­ri­ci­si; Di­ya­net İş­le­ri Baş­kan­lı­ğı Ya­sa­sı Mec­lis’te­dir ve ko­mis­yon­lar­dan geç­miş­tir. Ye­ni ya­sa­ya gö­re ca­mi­ler tü­müy­le Di­ya­net İş­le­ri Baş­kan­lı­ğı’na bağ­lan­mış; ye­ni ca­mi yap­tır­ma, ta­mir gi­bi tüm iş­ler bi­le baş­kan­lı­ğın iz­ni­ne bağ­lan­mış­tır. Ve imam­lar rüt­be­len­di­ri­le­rek, “baş imam­lık”, “uz­man imam­lık” ve “imam­lık” gi­bi üç ka­te­go­ri­ye ay­rıl­mış­tır. İkin­ci ör­nek din­le il­gi­si ol­ma­yan bir alan­dan­dır. Te­le­kom gre­vi sı­ra­sın­da, cu­ma hut­be­sin­de imam­la­rın Te­le­kom grev­ci­le­ri­ni eleş­tir­me­si, gre­vi bı­rak­ma­la­rı için çağ­rı yap­ma­sı; di­nin dev­let eliy­le grev­ci Müs­lü­man iş­çi­le­ri böl­mek için kul­la­nıl­ma­sı­dır. Çün­kü cu­ma hut­be­le­ri imam­lar ta­ra­fın­dan oku­nur ama me­tin on­la­ra Di­ya­net İş­le­ri Baş­kan­lı­ğı’ndan ge­lir. İma­mın bir ira­de­si yok­tur bun­da. Di­ya­net İş­le­ri baş­ka­nı da, hü­kü­met­ler ta­ra­fın­dan ata­nıp gö­rev­den alı­na­bi­len, ma­aşı­nı dev­le­tin öde­di­ği bir “me­mur”dur. Tıp­kı imam­lar gi­bi.

Bun­la­ra ek ola­rak yi­ne son gün­ler­de, Di­ya­net İş­le­ri’ne alı­na­cak per­so­nel­de “iman şar­tı” uy­gu­la­ma­sı baş­la­tıl­mış­tır. Ya­ni dev­let, Di­ya­net’e me­mur alır­ken sa­de­ce bil­gi­si­ni, be­ce­ri­si­ni de­ğil, inanç dü­ze­yi­ni; İs­lam inan­cı­nın ön­gör­dü­ğü iba­det­le­ri tü­müy­le ya­pıp yap­ma­ma­sı­nı da kri­ter edin­me­ye baş­la­mış­tır. Böy­le bir ül­ke la­ik ola­bi­lir mi? Böy­le bir ül­ke­de “Tür­ki­ye la­ik­tir la­ik ka­la­cak” di­ye slo­gan­lar­la so­ka­ğa çık­mak, lai­sizm is­tis­mar­cı­lı­ğın­dan, dü­zen sa­vu­nu­cu­lu­ğun­dan baş­ka bir şey ola­bi­lir mi?

 

Tür­kiye’de­ ki lai­sizm­de, Sünni İslam inancın­da olanlar için de pek bir inanç öz­gür­lü­ğü görün­müyor!..

Bel­ki bu­ra­da en kes­tir­me ya­nıt; “Kö­le sa­hi­bi an­cak kö­le­si ka­dar öz­gür­dür” ya­nı­tı ola­bi­lir­di. Ama bu­ra­da bu ya­nıt, so­ru­nun ya­nı­tı ola­maz. Çün­kü cum­hu­ri­ye­tin İs­lam yo­ru­mu, “la­ik­lik adı­nı ver­di­ği bir tür ye­ni mez­hep”tir. Ya­ni Sün­ni İs­la­mı da zap­tu­rapt al­tı­na al­mış, di­ni ye­ni­den ta­rif ede­rek, ken­di amaç­la­rı­na hiz­met et­mek üze­re ye­ni bir din kur­ma­yı amaç­la­mış­tır. An­cak za­man için­de Sün­ni ta­ri­kat­lar, özel­lik­le çok par­tili dö­nem­le bir­lik­te Di­ya­net’i ele ge­çi­ren din­ci, “mu­ha­fa­za­kâr” par­ti­ler ara­cı­lı­ğı ile dev­let­le ba­rı­şa­rak, bü­tün­le­şe­rek cum­hu­ri­ye­tin bu din ve la­ik­lik ta­nı­mıy­la uz­laş­mış­lar­dır. Onun için­dir ki Men­de­res, De­mi­rel gi­bi di­ni si­ya­se­te alet eden­ler ya da Er­ba­kan ve Er­do­ğan eko­lü gi­bi din üs­tün­den si­ya­set ya­pan­lar, Ke­ma­liz­me kar­şı “si­vil bir din” sa­vu­nur gö­rün­müş­ler­dir, ama as­la Di­ya­net İş­le­ri Baş­kan­lı­ğı’nın kalk­ma­sı­nı, din ve inanç öz­gür­lü­ğü­nün ge­liş­ti­ril­me­si­ni sa­vun­ma­mış­lar. Ter­si­ne, dev­le­ti ele ge­çi­re­rek der­hal eko­no­mik ve si­ya­si bir rant ala­nı ola­rak kul­lan­mış­lar; dev­le­tin gü­cü­nü ve im­kân­la­rı­nı da kul­la­na­rak di­ni de­ğer­le­ri­ni yay­ma­yı, bü­tün di­ğer din ve mez­hep­ler kar­şı­sın­da ka­zan­dık­la­rı üs­tün­lü­ğü pe­kiş­tir­me­yi da­ha uy­gun gör­müş­ler­dir. Bu ke­sim­ler, sa­de­ce tür­ban, Ku­ran kurs­la­rı, imam ha­tip­le­rin na­sıl ola­ca­ğı gi­bi ki­mi ko­nu­lar­da res­mî lai­sizm­le ça­tı­şa­rak ran­tı ar­tır­ma­ya ça­lış­mış­lar; bu ve­si­ley­le mev­cut lai­sizm­le uz­laş­tık­la­rı­nın da üs­tü­nü ört­müş­ler­dir. Bu­gün de sa­de­ce tür­ban ko­nu­sun­da ve di­ni de­ğer­le­ri Milli Eği­tim’e sok­ma gi­bi ko­nu­lar­da ge­le­nek­sel dev­let di­niy­le ça­tış­mak­ta­dır­lar. CHP’nin ba­ğı­rıp ça­ğır­ma­sı da bun­dan­dır. Da­ha ön­ce ken­di­si­nin kul­lan­dı­ğı bu ala­nı elin­den ka­çır­mış ol­ma­sı­dır. Öte­si laf ka­la­ba­lı­ğı­dır.

 

So­ruyu, “Siz­ce Ale­vilik ne­dir” di­ye sor­sak, ne deni­le­bilir?

Bu ko­nu­da ger­çek­çi ola­cak tek ya­nıt, bir Ale­vi ken­di­si­ni na­sıl bir Ale­vi ola­rak his­se­di­yor­sa Ale­vi­lik de odur. Ak­si ye­ni bir Ale­vi­lik ta­nı­mı yap­mak, “ye­ni bir din” ta­rif et­mek olur. Ta­bi­i bu du­rum­da Ale­vi­li­ğin şu ko­lu­nun bu ko­lu kar­şı­sın­da üs­tün ya da iyi ol­du­ğu­nu söy­le­mek; Alev­ ilik­le Sün­ni­lik ara­sın­da, ‘bi­ri öte­ki­ne gö­re da­ha üs­tün­dür’ gi­bi bir kar­şı­laş­tır­ma yap­mak da abes­le iş­ti­gal et­mek­tir. Çün­kü bu alan inanç ala­nı­dır. Ve do­la­yı­sıy­la iyi­lik kö­tü­lük, doğ­ru­luk yan­lış­lık gi­bi ka­te­go­ri­le­rin bu­ra­da ge­çer­li­li­ği yok­tur. “Siz­ce Sün­ni­lik ne­dir?” de­sey­di­niz de ay­nı ya­nı­tı alır­dı­nız.

 Ne yani, Ale­vi ol­ma­nın belli ku­ral­la­rı yok mu?

Var­dır el­bet­te ama; bi­zim, si­zin ya da her­han­gi bir ki­şi­nin ta­rif et­ti­ği de­ğil, Ale­vi inan­cı çer­çe­ve­sin­de ki­şi­nin edin­di­ği bir inanç­lar bü­tü­nü, bir “kül­tür”dür bu ku­ral­lar top­la­mı. Ve bu da ger­çek­te bu ki­şi­nin inan­cı ola­rak yan­sır. Do­la­yı­sıy­la, ken­di­ni Ale­vi sa­yan ki­şi­nin inan­cı ney­se Alev­ ilik de odur. Ta­bi­i ay­nı şey Sün­ni, Hı­ris­ti­yan, Ya­hu­di, Hin­du, Bu­dist... bü­tün din ve mez­hep­ler için de söy­le­ne­bi­lir.

 

Pe­ki kim­se, “Ale­vi­lik (ya da Sün­ni­lik) şöy­le ol­ma­lı­dır, böy­le ol­ma­lı­dır” di­ye ta­rif ya­pa­maz mı?

Bu­nu eğer si­ya­set ala­nın­dan ya da dev­let­ten bir­ta­kım ku­rum­lar ya da ki­şi­ler ya­par­sa, bu ye­ni bir din ya da mez­hep ku­ru­cu­lu­ğu an­la­mı­na ge­lir. Şim­di AKP ve hü­kü­me­ti, “Ale­vi­le­re ye­ni el­bi­se di­ki­yo­ruz” der­ken bu­nu ya­pı­yor. Ya­ni AKP ya da Di­ya­net İş­le­ri Baş­kan­lı­ğı kal­kıp, “Asıl Ale­vi­lik şu­dur, Ale­vi­li­ğin bu bi­çi­mi dı­şın­da­ki­le­ri Ale­vi gör­mü­yo­ruz” der­se, AKP ye­ni, adı­na Ale­vi­lik de­di­ği bir mez­hep, hat­ta bir din kur­ma gi­ri­şi­min­de bu­lun­muş olur. Ama Ale­vi­ler ken­di ara­la­rın­da Ale­vi­lik na­sıl ol­malı di­ye el­bet­te tar­tı­şa­bi­lir­ler, bu­nun bir sa­kın­ca­sı da, lai­siz­me ay­kı­rı bir ta­ra­fı da yok­tur. Ya da teo­log­lar, ta­rih­çi­ler, Ale­vi­li­ği, onun ta­ri­hi­ni, kök­le­ri­ni, bu­gün­kü eği­lim­le­ri­ni... tar­tı­şa­bi­lir­ler, bu ta­ma­men ay­rı bir şey­dir.

 

Pe­ki bü­tün din tar­tış­ma­la­rı, bin­ler­ce yıl­dır sü­ren din sa­vaş­la­rı, farklı din ve mez­hep­ten in­san­la­rın İs­lam, Hı­ris­ti­yan­lık ya da baş­ka bir din ve mez­hep uğ­ru­na bir­ bi­ri­ni bo­ğaz­la­ma­sı bo­şu­na mıy­dı?

Bu sa­vaş­la­rın, bo­ğaz­laş­ma­la­rın ço­ğu­nda as­lın­da di­nin, mez­he­bin ba­ha­ne ola­rak kul­la­nıl­dı­ğı­nı; bu­gün ol­du­ğu gi­bi dün de ege­me­nin çı­kar­la­rı uğ­ru­na emek­çi­le­rin sa­va­şa sü­rül­me­si için ay­rı din ve mez­hep­ten ol­ma­nın kul­la­nıl­dı­ğı­nı, ta­ri­hi bi­raz dik­katli oku­yan her­kes ka­bul ede­cek­tir. Ne­re­dey­se 500 yıl bo­yun­ca, Hı­ris­ti­yan­lı­ğın kut­sal amaç­la­rı ol­du­ğu­nu; Ku­düs’ü zap­tet­mek için yü­rü­tü­len Haçlı Sa­vaş­la­rı’nın, as­lın­da Av­ru­pa’nın bu­na­lı­ma gi­ren de­re­bey­lik sis­te­mi­nin ayak­ta kal­ma­sı için Do­ğu’nun ser­vet­le­ri­ni yağ­ma­la­ma sa­vaş­la­rı ol­du­ğu­nu, kut­sal Ku­düs’ü kur­tar­ma­nın sa­de­ce bir ba­ha­ne ol­du­ğu­nu bu­gün ar­tık her­kes ka­bul edi­yor. Ama işin tar­tış­ma bo­yu­tu, di­nin ken­di için­de­ki an­la­yış fark­lı­lık­la­rı da za­man için­de ka­çı­nıl­maz ol­muş; ay­rım­lar, farklı din ve mez­hep­ler, doğ­ru­dan in­san ih­ti­yaç­la­rı ile di­nin ilk il­ke­le­ri­nin es­ki­yip ça­tış­ma­sın­dan doğ­muş­tur. Bu yüz­den de din ve mez­hep­le­rin ken­di için­de tar­tış­ma­sı, el­bet­te te­olo­jik ve sos­yo­lo­jik ba­kım­dan en azın­dan es­ki çağ­lar­da bir öne­me sa­hip­ti. Bu­gün ar­tık bu, din­ler ta­ri­hi­nin ko­nu­su­dur. Lai­sizm de; bu din ve mez­hep ba­ha­ne­siy­le yı­ğın­la­rın, halk­la­rın, ulus­la­rın bir­bi­riy­le ça­tış­ma­la­rı­na son ver­mek için or­ta­ya çı­kan bir tu­tum­dur za­ten. Eğer in­san­lar, inanç g­rup­la­rı bir­bir­le­ri­nin inanç­la­rı­na ka­rış­maz­sa; din sa­vaş­la­rı, mez­hep ça­tış­ma­la­rı da or­ta­dan kal­ka­cak­tır. Çün­kü böy­le­ce din ala­nı, ege­men­le­rin mü­da­ha­le et­ti­ği bir alan ol­mak­tan çı­ka­cak­tır. Ve dev­le­tin ala­nı da din ve din adam­la­rı­nın ala­nı ol­mak­tan önemli öl­çü­de kur­tu­la­cak­tır. Bu, ay­nı za­man­da lai­siz­mi; eği­tim, bi­lim, sa­nat ve kül­tür ala­nın­da din ve onun il­ke­le­ri­nin bas­kı­sın­dan ko­ru­yan bir kal­kan ro­lü gö­re­rek de, de­mok­ra­si­nin ge­liş­me­si ve güç­len­me­si­nin ze­mi­ni­ni ge­niş­le­te­cek­tir. Lai­siz­min de­mok­ra­tik bir top­lu­mun vaz­ge­çil­mez il­ke­si ol­ma­sı­nın ne­de­ni de bu­dur.

 

De­mok­ra­si ol­ma­dan da lai­sizm ola­bi­lir mi?

“Bir yer­de lai­sizm yok­sa de­mok­ra­si de yok­tur” yar­gı­sı­nın ter­si de önemli öl­çü­de ge­çer­li­dir. “De­mok­ra­si­nin ol­ma­dı­ğı yer­de lai­sizm ger­çek an­la­mıy­la ol­maz” de­mek yan­lış ol­maz. Ni­te­kim de­mok­ra­siy­le lai­siz­min bağ­lan­tı­sı ol­ma­dı­ğı­nı id­dia eden­ler, İran’da Şah­lık dö­ne­mi­ni, Hit­ler ve Mus­so­li­ni re­jim­le­ri­nin fa­şist ama ay­nı za­man­da la­ik re­jim­ler ol­du­ğu­nu, çün­kü bun­la­rın di­nin top­lum üs­tün­de­ki bas­kı­sı­nı kı­ra­rak di­ni, dev­le­tin ala­nın­dan çı­kar­dık­la­rı­nı sa­vu­nur­lar. Oy­sa bu re­jim­ler­de lai­sizm, sa­de­ce ege­men fa­şist kli­ğin ide­olo­jik ve si­ya­si amaç­la­rı­na hiz­met eden bir so­pa, “re­ji­min di­ni” ola­rak kul­la­nıl­mış­tır. Bu, lai­siz­min Tür­ki­ye’de­ki uy­gu­la­ma­sı­na bü­yük öl­çü­de ben­zer­lik gös­te­ren bir du­rum­dur. Do­la­yı­sıy­la la­ik­lik­le de­mok­ra­si ay­rıl­maz­dır ve çe­liş­ti­ği­ni id­dia eden­ler, sa­de­ce des­pot­la­rın kır­ba­cı olan bir “lai­sizm”i ger­çek lai­sizm ola­rak gös­te­ren fa­şizm öz­lem­ci­le­ri­dir. Ve bu tu­tum, lai­siz­min, inanç ve vic­dan öz­gür­lü­ğü­nü esas alan ru­huy­la çe­li­şir.

 

Pe­ki CHP, ne­re­dey­se 80 yıl­dan be­ri Ale­vi­le­ri “lai­siz­min bek­çi­si” ola­rak ilan eder­ken ya­lan mı söy­le­miş­tir?

Hem de kuy­ruk­lu bir ya­lan­dır bu. Ama bu, Ale­vi­le­rin ni­yet­le­rin­den ba­ğım­sız­dır. Çün­kü Ale­vi­ler, ger­çek­ten “lai­sizm”i CHP’nin sa­vun­du­ğu­nu san­dık­la­rı için; da­ha­sı, Sün­ni şe­ri­a­tın­dan gör­dük­le­ri bas­kı­nın Cum­hu­ri­yet ta­ra­fın­dan en­gel­len­di­ği­ni dü­şün­dük­le­ri için CHP’nin da­yat­tı­ğı lai­siz­me bo­yun eğ­miş­ler­dir. CHP de bu­nu is­tis­mar et­miş, bu is­tis­ma­rı­nı 80 yıl bo­yun­ca sür­dür­müş­tür. AKP şim­di, CHP’nin bu is­tis­mar­cı­lı­ğı­nı da kul­la­na­rak Ale­vi­le­re sa­hip çık­ma ma­nev­ra­la­rı­na gi­riş­miş­tir.

 

Ale­vi­ler 80 yıl bo­yun­ca, “Ma­dem Tür­ki­ye la­ik ve la­ik­lik de din­ler kar­şı­sın­da dev­le­tin ta­raf ol­ma­ma­sıy­sa biz ne­den ce­mev­le­ri­mi­zi aça­mı­yo­ruz; dev­let ca­mi­le­re ne­den des­tek ve­ri­yor, ne­den Sün­ni din adam­la­rı­nı maa­şa bağ­lı­yor” di­ye sor­ma­mış­lar mı­dır?

Sor­muş­lar­dır her­hal­de; ama Ale­vi­li­ğin din dı­şı gö­rüldüğü, oruç tut­ma­yan­la­rın zap­ti­ye ta­ra­fın­dan ko­vuş­tu­rul­du­ğu, na­maz kıl­ma­yan­la­rın zor­la ca­mi­le­re gö­tü­rül­dü­ğü Cum­hu­ri­yet ön­ce­si dö­nem­le­rin anı­la­rı­nı dü­şün­müş ol­ma­lı­lar. Ve ege­men mez­hep yan­daş­la­rı­nın az­gın­lık­la­rı­nın ön­len­me­si­ni bi­le ni­met ola­rak gör­müş ol­ma­lı­lar ki; Ale­vi­ler, bu ko­nu­yu cid­di ola­rak gün­de­me ge­ti­re­me­miş­ler­dir. Ve bu ko­nu­lar an­cak ‘60’la­rın son­la­rın­da ko­nu­şu­lup tar­tı­şıl­ma­ya baş­lan­mış­tır. Bu­ra­da asıl ro­lü de, CHP’de po­li­ti­ka yap­ma­yı ken­di özel mis­yo­nu sa­yan Ale­vi ile­ri ge­len­le­ri oy­na­mış, böy­le ne­ta­meli ko­nu­la­rı gün­de­me ge­tir­me­me­yi ken­di çı­kar­la­rı­na uy­gun gör­müş­ler­dir. Bu­gün de ki­mi Ale­vi ön­de ge­len­le­ri AKP’ye gir­miş, AKP’nin biç­ti­ği el­bi­se­ye uy­gun bir Ale­vi­lik sa­vu­nu­su et­ra­fın­da Ale­vi­le­ri kul­lan­ma­ya gi­riş­miş­tir. Bu, CHP’nin 80 yıl­dır git­ti­ği yol­dan şim­di de AKP yan­da­şı Ale­vi ön­de ge­len­le­ri­nin geç­mek is­te­di­ği­ni gös­ter­mek­te­dir.

 

AKP’nin Ale­vili­ğe il­gi­si ne­dir?

AKP’nin gel­di­ği “din­ci” ekol­de, Ale­vi­lik İs­lam içi sa­yı­lan bir eği­lim de­ğil­dir; ter­si­ne, bir sap­kın­lık­tır. Ale­vi­nin kes­ti­ği yen­mez, iba­de­ti­ne ina­nıl­maz. On­lar; “ce­me­vi”ni “cüm­büş evi” gö­ren, Ale­vi­li­ği ve “cem”i “mum sön­dü” hi­kâ­ye­le­riy­le ka­ra­la­yan bir ge­le­nek­ten ge­lir­ler. Ni­te­kim son ay­lar­da böy­le AKP’li ve­kil­le­rin bu tür­den açık­la­ma­la­rı ol­muş­tur.

 

Öy­ley­se AKP’nin Ale­vi se­ver­li­ği ne­re­den ge­li­yor?

AKP’nin­ki “Ale­vi se­ver­lik” sa­yıl­maz pek. Öy­le gö­rün­me­si po­li­ti­ka ge­re­ği­dir. AKP’nin ve yet­ki­li­le­ri­nin Ale­vi kay­nak­la­rı­na gös­ter­dik­le­ri has­sa­si­yet ya da Ale­vi­le­re hak ta­nı­ma­ya kalk­ma­la­rı, Ale­vi­li­ğin ya­yı­lıp ge­liş­me­si ya da da­ha iti­barlı bir nok­ta­ya gel­me­si için de­ğil­dir. Asıl amaç, Ale­vi­le­ri bö­le­rek AKP po­li­ti­ka­sı­na bağ­la­mak­tır. Bu­nun için de CHP’nin bu­gü­ne ka­dar Ale­vi­le­ri kul­lan­mış ol­ma­sı ve Cum­hu­ri­ye­tin Ale­vi­le­ri, “la­ik­li­ğin bek­çi­si” ilan eder­ken Ale­vi­li­ği ya­sak, en azın­dan din dı­şı, ya­sa­dı­şı tut­ma­ya de­vam et­me­si­ni kul­la­nı­yor. Bu za­af­tan ya­rar­la­nan AKP ve onun Ale­vi­ler için­de­ki uzan­tı­la­rı (AKP mil­let­ve­kil­le­ri ve yan­daş­la­rı), Ale­vi­le­ri bö­le­cek­le­ri­ni he­sap­lı­yor­lar. Son gi­ri­şi­len “Hı­zır­pa­şa Ope­ras­yo­nu” bu yö­ne­li­şin bir ifa­de­si­dir. AKP böy­le­ce, Ale­vi­le­rin bir bö­lü­mü­nü ken­di ya­nı­na çe­ke­rek, “Ar­tık AKP Ale­vi­le­rin de par­ti­si­dir, do­la­yı­sıy­la tüm Ale­vi­ler AKP’yi des­tek­le­me­li­dir” kam­pan­ya­sı­na ha­zır­la­nı­yor.

 

AKP’nin bu gi­ri­şi­mi ye­ni mi?

Ha­yır! AKP, da­ha 2002 se­çim­le­ri­nin ar­ka­sın­dan “Ale­vi­le­ri ka­zan­mak” için bir ham­le yap­mış­tı. Di­ya­net İş­le­ri Baş­kan­lı­ğı’nda Ale­vi­le­re yer ve­ri­le­ce­ği, Di­ya­net İş­le­ri’nde Ale­vi­li­ği araş­tı­ran bir ça­lış­ma baş­la­tı­la­ca­ğı, do­la­yı­sıy­la Ale­vi­li­ğin, İs­lam üst kim­li­ği­ne bağ­la­nan bir inanç ke­si­mi ola­rak ye­ni­den ta­rif edi­le­ce­ği üs­tün­de bir hayli ko­nu­şul­muş­tu. AKP’li ba­sın­da bu ko­nu­da Ale­vi yı­ğın­la­ra yö­ne­lik va­at­ler öne sü­rül­müş­tü. Ama bu gi­ri­şim, Ale­vi­ler ara­sın­da tep­kiy­le kar­şı­lan­mış, AKP gi­bi bir par­ti­nin Ale­vi­li­ği ye­ni­den ta­rif et­me­ye kalk­ma­sı red­de­dil­miş­ti. Bu gi­ri­şi­min çok “dı­şa­rı­dan” ol­du­ğu­nu fark et­ti­ği için ola­cak, beş yıl ön­ce ge­ri adım atıp işi uyu­tan AKP, 22 Tem­muz se­çim­le­ri son­ra­sın­da ham­le­si­ni, bu se­fer AKP’den se­çi­len Ale­vi kö­kenli mil­let­ve­kil­le­ri üs­tün­den yap­ma­ya gi­riş­ti. Tıp­kı ta­rih­te, Ale­vi ayak­lan­ma­la­rıy­la, şid­det ve bas­kı kul­la­na­rak ba­şa çı­ka­ma­ya­ca­ğı­nı an­la­yan Os­man­lı’nın, Pir Sul­tan mü­ri­di olan Hı­zır Pa­şa’yı kul­la­na­rak Pir Sul­tan ayak­lan­ma­sı­nı par­ça­la­yıp yok et­me­si gi­bi, AKP de bu se­fer ham­le­si­ni Ale­vi kö­kenli mil­let­ve­kil­le­riy­le baş­lat­tı. “Biz Ale­vi­li­ği yü­celt­mek ve Ale­vi­le­re dev­le­tin hiz­me­ti­ni ge­tir­mek için AKP’ye gir­dik” di­yen ve­kil­ler (çağ­daş Hı­zır Pa­şa­lar), şim­di bu ha­re­ke­ti baş­lat­mış bu­lu­nu­yor­lar. Ya­ni Hı­zır Pa­şa Ope­ras­yo­nu’nu!..

 

“Hı­zır Pa­şa Ope­ras­yo­nu” de­di­ği­niz plan için­ de ne­ler var?

Yu­ka­rı­da be­lir­til­me­ye ça­lı­şıl­dı­ğı gi­bi so­ru­nun iki bo­yu­tu var. Bi­rin­ci­si dev­let, Di­ya­net İş­le­ri Baş­kan­lı­ğı ara­cı­lı­ğı ile Ale­vi­li­ği “İs­lam üst kim­li­ği”ne bağ­la­na­cak bir inanç ola­rak ye­ni­den ta­rif et­me­ye gi­ri­şi­yor. Bu­nu 5 yıl ka­dar ön­ce AKP’li Di­ya­net İş­le­ri Baş­ka­nı Ali Bar­da­koğ­lu açık­la­mış­tı. Son gün­ler­de ise AKP söz­cü­le­ri, bu­nu “Ale­vi­le­re ye­ni bir giy­si di­ki­yo­ruz” di­ye ye­ni­den ifa­de et­ti. Bu çer­çe­ve­de Ale­vi­le­rin “İs­lam dı­şı” gö­rü­len ri­tü­el­le­ri; bel­ki saz, ka­dın er­kek se­mah dön­me­le­ri gi­bi yan­la­rı kül­tü­rel fa­ali­yet ola­rak gös­te­ri­lip, ce­me­vi­nin de iba­det ye­ri de­ğil “kül­tür evi” ol­ma­sı öğüt­le­ne­cek­tir. Ale­vi­le­rin pek iti­bar et­me­di­ği oruç, na­maz ve öte­ki İs­lam şart­la­rı­nın da bir bi­çim­de Ale­vi­li­ğin içi­ne so­kul­ma­sı sağ­la­na­rak, bir uz­laş­ma el­de edil­me­si is­te­ne­cek­tir. Bu­ra­da 12 İmam inan­cı da ye­ni­den yo­rum­la­nıp “pey­gam­be­rin to­run­la­rı” çer­çe­ve­sin­de, “bu­nun za­ten bü­tün İs­lam ta­ra­fın­dan ka­bul edil­di­ği” ilan edi­le­cek­tir. Böy­le bir uz­laş­ma sağ­la­nır­sa, AKP ikin­ci adı­mı da atıp, en ha­fi­fin­den Ale­vi­le­ri pa­ray­la sa­tın al­ma ya da “ah­lak­sız tek­lif” de­ne­bi­le­cek tek­li­fi­ni ek­le­mek­te­dir. Bu ikin­ci tek­lif­ler pa­ke­tin­de, Di­ya­net İş­le­ri Baş­kan­lı­ğı’nda kad­ro; de­de­le­re, za­kir­le­re ma­aş bağ­lan­ma­sı, ce­mev­le­ri için yar­dım ya­pıl­ma­sı... gi­bi bir sü­rü pa­ra­ya bağ­lı rüş­vet da­ha var­dır. Öde­ye­cek olan Ha­zi­ne ol­duk­tan son­ra AKP, Ale­vi­le­ri böl­mek için pa­ray­la ya­pı­la­bi­le­cek her kar­şı tek­li­fi ye­ri­ne ge­tir­me­ye ha­zır ola­cak­tır.

 

Bu iki ya­nı kes­kin kı­lıç­la ya­pı­la­cak sal­dı­rı, Ale­vi­ler içinde bö­lün­me ya­ra­ta­cak bir et­ki uyan­dı­ra­bi­lir mi?

Kuş­ku­suz ki AKP, bu tek­lif­le Ale­vi­le­ri aşa­ğı­la­mış; on­la­rı, bir iki süs­lü laf, bi­raz pa­ray­la sa­tın ala­ca­ğı, bi­linç­siz ve inanç­la­rı­na bağlı ol­ma­yan bir ka­la­ba­lık ola­rak gör­dü­ğü­nü gös­ter­miş­tir. De­de­le­re, za­kir­le­re ma­aş bağ­la­ma gi­ri­şi­mi ise açık­ça rüş­vet­tir. El­bet­te Ale­vi top­lu­mu bu­nu gö­re­cek, bu aşa­ğı­la­ma­yı red­de­de­cek­tir. An­cak, ül­ke ko­şul­la­rı ve hal­kın sı­kın­tı­la­rı da göz önü­ne alın­dı­ğın­da, AKP’nin bu gi­ri­şi­mi­nin, kü­çüm­sen­me­me­si ge­re­ken bir sal­dı­rı ol­du­ğu da or­ta­da­dır. AKP bu­nun­la en azın­dan, kul­lan­dı­ğı Hı­zır Pa­şa­lar et­ra­fın­da, rüş­vet­le ka­zan­dı­ğı ve Ale­vi­ler için­de sü­rekli ni­fak to­hum­la­rı eken bir mih­rak ya­ra­ta­ca­ğı­nı um­mak­ta­dır. Bu açı­dan ba­kıl­dı­ğın­da bu sal­dı­rı, uzun yüz­yıl­lar­dır Ale­vi­le­re yö­ne­lik en sin­si ve et­ki­le­ri çok teh­li­keli ola­bi­le­cek bir sal­dı­rı­dır. Ya­ni kü­çüm­sen­me­me­si ge­re­ken; “Ale­vi­ler bu sin­si sal­dı­rı­yı da de­fe­der” ay­maz­lı­ğı­na dü­şül­me­me­si ge­re­ken bir sal­dı­rı­dır bu.

 

Si­zin “Hı­zır Pa­şa Ope­ras­yo­nu” de­di­ği­niz Alevilere yönelik sal­dı­rı, Kürt­le­re yö­ne­lik DTP’yi ve Kürt di­re­ni­şi­ni tas­fi­ye pla­nı­na ben­ze­mi­yor mu?

“Ben­ze­mi­yor mu” ne de­mek; ne­re­dey­se bi­re­bir ay­nı! Ay­nı “kur­may he­ye­ti” ta­ra­fın­dan, ay­nı kay­gı­lar­la ve ay­nı me­lun amaç­la­rı el­de et­mek için ha­zır­lan­mış iki plan­dır bun­lar.

Çün­kü Kürt­le­re yö­ne­lik sal­dı­rı da; bir yan­dan Kürt­le­re dö­nüp, “Biz si­zi kur­ta­ra­ca­ğız, so­run­la­rı­nı­zı bi­li­yo­ruz, çö­ze­ce­ğiz, bi­ze gü­ve­nin” de­nir­ken, öte yan­dan Kürt ta­lep­le­ri­nin sa­vu­nu­cu­su, ha­re­ke­ti ayak­ta tu­tan odak­lar düş­man he­def ilan edi­lip, tes­lim ol­ma­ya zor­lan­mak su­re­tiy­le ya­pı­lı­yor. Tes­lim ol­mak is­te­me­yen­ler­se da­ha baş­tan, “te­rö­rizm­le iş­bir­li­ği ya­pan, Kürt­le­rin so­run­la­rı üs­tün­den eko­no­mik ve si­ya­si rant sağ­la­yan ke­sim­ler” ola­rak suç­lan­mak­ta­dır­lar. Ve yi­ne tıp­kı Ale­vi­ler­de Ale­vi kö­ken­li AKP’li ve­kil­le­rin ön­cü sa­vaş­çı­lar ola­rak kul­la­nıl­ma­sı gi­bi, Kürt­ler­de de Kürt kö­kenli AKP’li ve­kil­ler öne çı­ka­rı­la­rak kul­la­nıl­mak­ta, her plat­form­da on­lar, Kürt­le­rin asıl tem­sil­ci­si ola­rak gös­te­ri­lip on­la­rın ar­ka­sın­da, AKP’nin de ger­çek Kürt tem­sil­ci­le­ri­nin par­ti­si ol­du­ğu fik­ri iş­len­mek­te­dir.

 

İki sal­dı­rı her ba­kım­dan ay­nı mı­dır?

Ale­vi­le­re yö­ne­lik sal­dı­rı ile Kürt­le­re yö­ne­lik sal­dı­rı­nın ama­cı ve ni­ye­ti ay­nı­dır; sal­dı­rı araç­la­rı­nın bir bö­lü­mü de bü­yük öl­çü­de ben­ze­mek­te­dir. Ama ara­da, ba­zı ba­kım­lar­dan önemli sa­yı­la­cak fark da var­dır. Ki, bu far­kın esa­sı “şid­det”tir. Kürt di­re­ni­şi sert ve mü­ca­de­le dü­ze­yi yük­sek ol­du­ğun­dan, ora­da­ki sal­dı­rı­da AKP’nin pla­nı sert, çok yön­lü ve ulus­la­ra­ra­sı des­tek­le­rin, as­ke­ri güç­le­rin ka­tı­lı­mı­nı da kap­sa­yan bir plan­dır. Ale­vi­le­rin hak mü­ca­de­le­si ve di­renç­le­ri ay­nı dü­zey­de ola­ma­dı­ğı için de; AKP’nin sal­dı­rı pla­nı ona gö­re bi­çim­len­di­ril­mek­te; da­ha ba­rış­çıl gö­rü­nüm­lü bir üs­lup ve iş­te, de­de­le­re ma­aş bağ­la­mak, “Di­ya­net’te kad­ro­laş­ma im­kâ­nı” gi­bi rüş­vet­ler öne çı­ka­rıl­mak­ta­dır. Şim­di­lik Ale­vi ön­de ge­len­le­ri­ne yö­ne­lik de rant­çı, is­tis­mar­cı suç­la­ma­la­rıy­la ye­tin­mek­te­dir­ler. Ara­da­ki en önemli fark bu­dur.

 

AKP bu sal­dı­rı­sı­nı ya­par­ken sa­de­ce CHP’nin za­af­la­rı­na, Tür­ki­ye’de lai­siz­min te­pe aşa­ğı dur­ma­sı­na mı da­yan­mak­ta­dır?

El­bet­te ha­yır! Ulus­la­ra­ra­sı plan­da, baş­ta ABD ol­mak üze­re en ge­liş­miş ül­ke­ler­de bi­le di­nin ye­ni­den iti­bar ka­zan­ma­sı, di­ni de­ğer­le­rin la­ik de­ğer­ler kar­şı­sın­da güç ka­zan­ma­sı, ge­ri­ci güç­le­rin, or­ta­çağ güç­le­ri­nin ye­ni­den ha­re­ket­len­me­si, AKP’nin en önem­li da­ya­nak­la­rın­dan­dır. Öte yan­dan son 60 yıl bo­yun­ca, çok par­tili dü­ze­ne ge­çil­me­siy­le en ge­ri­ci, di­ni çev­re­le­rin si­ya­se­te atıl­ma­la­rı, ta­ri­kat­la­rın bü­yük ma­li güç­le­re ulaş­mış ol­ma­sı gi­bi ge­liş­me­ler de AKP’yi ce­sa­ret­len­dir­miş­tir. Bu iç ve dış da­ya­nak­la­rın; eği­tim ve kül­tür ala­nın­da di­ni de­ğer­le­rin la­ik de­ğer­ler­le eşit gö­rül­me­si bas­kı­sı­nın, biz­zat Milli Eği­tim Ba­kan­lı­ğı’ndan gel­miş ol­ma­sı önem­li­dir. Bu­ra­da AKP’nin ide­olog­la­rı; bi­lim ve din ara­sın­da­ki ay­rı­mın ortadan kalktığını, Ku­an­tum Fi­zi­ği ile New­ton Fi­zi­ği’nin far­kı­nın bi­lim­le din ara­sın­da­ki ça­tış­ma­ya son verdiğini iddia ediyorlar. Bu iddialar ve ar­ka­sın­daki ulu­sal ve ulus­la­ra­ra­sı alan­daki en gerici güçlerin harekete geçmiş olması AKP’yi ce­sa­ret­len­dir­miş­tir. Do­la­yı­sıy­la AKP’nin kar­şı­sın­da sa­de­ce AKP ve onun Ale­vi kö­ken­li ve­kil­le­ri de­ğil; dev­let gü­cü, ulu­sal ve ulus­la­ra­ra­sı alan­da lai­sizm, la­ik bi­li­me, kül­tü­re, la­ik in­sa­ni de­ğer­le­re sa­vaş aç­mış bir ge­ri­ci it­ti­fak var­dır. Ve yu­ka­rı­da be­lir­til­di­ği gi­bi bu güç­le­rin kök­le­ri de bü­yük öl­çü­de ulus­la­ra­ra­sı ser­me­ye­nin en ba­ba mer­kez­le­ri­ne ka­dar uzan­mak­ta­dır. Do­la­yı­sıy­la bu­gün lai­siz­mi sa­vu­nan, Tür­ki­ye’nin la­ik bir ül­ke ol­ma­sı ko­şul­la­rın­da inanç­la­rı­nı öz­gür­ce ya­şa­ya­ca­ğı­nı uman Ale­vi­le­rin kar­şı­sın­da, sa­de­ce AKP de­ğil ama ay­nı za­man­da “kök­le­ri dı­şa­rı­da” da olan ge­ri­ci bir it­ti­fak cep­he­si var­dır.

 

Pe­ki AKP’nin busal­dı­rı­sı­nın püs­kür­tül­me­si­nin im­kâ­nı yok mu­dur?

Ne­den yok ol­sun ki? Ter­si­ne, her şey­den ön­ce bu­gün Ale­vi ör­güt­le­rin çok bü­yük ço­ğun­lu­ğu AKP’nin sal­dı­rı­sı­nı doğ­ru an­la­dı­lar; onun, Ale­vi­li­ğin sta­tü­sü­nü yük­selt­mek için de­ğil, Ale­vi­le­ri ve on­la­rın ta­lep­le­ri­ni ken­di ge­ri­ci si­ya­si amaç­la­rı­na alet et­mek için bu gi­ri­şi­mi baş­lat­tı­ğı­nı fark et­miş­ler­dir. Bu, AKP’nin sal­dı­rı­sı­nı püs­kürt­mek için önemli bir da­ya­nak­tır. AKP ve Ale­vi kö­kenli AKP’li ve­kil­ler bu­nu bil­dik­le­ri için, sal­dı­rı­la­rı­nı Ale­vi ör­güt­le­ri­ne ve on­la­rın yö­ne­ti­ci­le­ri­ne yö­nelt­miş; on­la­rı Ale­vi­ler üs­tün­den eko­no­mik ve si­ya­si rant sağ­la­yan azın­lık ve ay­rı­ca­lık­lı bir züm­re ola­rak suç­la­ya­rak, kam­pan­ya­la­rı­nı baş­lat­mış­lar­dır. Eğer bu ör­güt­ler, AKP ve onun ar­ka­sın­da­ki güç­le­rin, med­ya­la­rı­nın, ya­lan pro­pa­gan­da­nın bas­kı­sı kar­şı­sın­da sin­me­den ken­di­le­ri­ni sa­vun­ma­yı ba­şa­rır, AKP’nin 2002 son­ra­sı baş­lat­tı­ğı sal­dı­rı­sın­da ol­du­ğu gi­bi bir­lik ve bü­tün­lük­le­ri­ni ko­rur­lar­sa; bu ile­ri­ci­lik-­ge­ri­ci­lik mü­ca­de­le­sin­de, bu öz­gür­lük­le­rin ge­niş­le­til­me­si mü­ca­de­le­sin­de önemli bir mev­zi tut­muş ola­cak­lar­dır. An­cak bu sal­dı­rı­nın püs­kür­tül­me­sin­de, sa­de­ce Ale­vi­le­rin ken­di­le­ri­nin kar­şı dur­ma­sı yet­mez. Ter­si­ne; la­ik de­ğer­le­ri sa­vu­nan, si­ya­set, bi­lim, kül­tür... ha­ya­tın bü­tün alan­la­rın­da, di­ni de­ğer­le­rin iş­ga­li­ne kar­şı mü­ca­de­le eden de­mok­ra­si güç­le­riy­le; Tür­ki­ye’nin ba­ğım­sız ve de­mok­ra­tik bir ül­ke ol­ma­sı mü­ca­de­le­si için­de­ki Türk, Kürt, her mez­hep ve mil­let­ten ile­ri­ci de­mok­ra­tik güç­ler­le bir­leş­me­si, bu mü­ca­de­le­de be­lir­le­yi­ci önem­de­dir. Ale­vi­ler, bu de­mok­ra­si mü­ca­de­le­si­nin bir bi­le­şe­ni ola­rak güç­le­ri­ni or­ta­ya koy­duk­la­rı öl­çü­de, AKP’nin ve ar­ka­sın­da­ki güç­le­rin sal­dı­rı­la­rı­nı püs­kürt­mek ko­lay­la­şa­cak­tır.

 

AKP’nin sal­dı­rı­sı­na, Ale­vi­lik­ -Sün­ni­lik ça­tış­ma­sı üs­tün­denmi kar­şı çı­kı­la­bi­lir?

Bu her­hal­de en is­ten­me­ye­cek şey­dir. Çün­kü, AKP Ale­vi­lik ko­nu­sun­da bir re­form ya­pa­ca­ğı­nı id­dia et­mek­te­dir ama ger­çek­te onun için Ale­vi­lik önem­li de­ğil­dir. Yu­ka­rı­da de­ği­nil­di­ği gi­bi o ta­ma­men si­ya­si amaç­la­ra sa­hip­tir. AKP bu gi­ri­şi­mi­ni; Ale­vi­le­rin bir bö­lü­mü­nü ken­di ye­de­ği­ne çek­mek, lai­siz­me kar­şı mü­ca­de­le­de ye­ni mev­zi­ler ka­zan­mak, din­ci de­ğer­le­ri ha­ya­tın her ala­nın­da et­kin­leş­tir­mek, ama bu­nu; din için de­ğil, ege­men güç odak­la­rı­nın çı­kar­la­rı­nı sür­dür­mek ve el­bet­te ki ken­di tem­sil et­ti­ği ser­ma­ye ke­sim­le­ri­nin çı­kar­la­rı­nı ege­men ha­le ge­tir­mek için yap­mak is­te­mek­te­dir. Bu ne­den­le Ale­vi­le­rin sı­kın­tı­la­rı­nı, “Ale­vi­li­ğin dış­lan­mış ol­ma­sı­nı” kul­lan­mak­ta­dır.

Bu yüz­den de so­run; “Sün­ni­lik mi iyi Ale­vi­lik mi?”, “Sün­ni­li­ğin hak­la­rı mı çok ol­malı Ale­vi­li­ğin mi?” gi­bi bir ça­tış­ma de­ğil­dir. So­run, “Ale­vi­li­ğin na­sıl ol­ma­sı ge­rek­ti­ği” de de­ğil­dir; Ale­vi­le­rin üs­tün­de­ki bas­kı­nın kal­dı­rıl­ma­sı ve Ale­vi­le­rin di­le­dik­le­ri, inan­dık­la­rı gi­bi ya­şa­ma­la­rı­dır. Bu da Ale­vi­le­rin, di­ğer din ve inanç­lar­la eşit say­gı gör­dük­le­ri bir Tür­ki­ye mü­ca­de­le­sin­de; ya­ni, ba­ğım­sız ve de­mok­ra­tik bir Tür­ki­ye mü­ca­de­le­sin­de yer al­ma­la­rıy­la ola­bi­lir. Çün­kü ger­çek lai­sizm ve de­mok­ra­si mü­ca­de­le­si, de­mok­ra­si­nin ha­ya­tın bü­tün alan­la­rın­da ege­men ha­le ge­ti­ril­me­si mü­ca­de­le­si­dir. Ya­ni or­ta­da olan bir din ya da mez­hep ça­tış­ma­sı, bir di­nin öte­ki­ne kar­şı üs­tün­lük mü­ca­de­le­si de­ğil, de­mok­ra­si mü­ca­de­le­si­dir; lai­siz­min ayak­la­rı üs­tü­ne otur­tul­ma­sı mü­ca­de­le­si­dir. Bu yüz­den; lai­siz­mi sa­vu­nan Sün­ni inan­cın­dan olan­lar da, baş­ka din ve mez­hep­ler­den halk ke­sim­le­ri de, el­bet­te ki AKP’nin Ale­vi­le­re yö­nelt­ti­ği böl­me ve asi­mi­las­yon gi­ri­şi­mi­ne kar­şı mü­ca­de­le cep­he­sin­de­ki yer­le­ri­ni ala­cak­lar­dır, al­ma­lı­dır­lar. Ak­si hal­de, ken­di inanç ve vic­dan öz­gür­lük­le­ri­ni de ko­ru­ya­ma­ya­cak­lar­dır.

 

Emek Partisi propaganda bürosu

Aralık 2007

 

Emek Partisi  (EMEP)
Kocamustafapaşa Cd.Turan Topla Sk.
Fındık Oba İş Hn. No:2/2 Fatih/İST.
Tlf:0.212 588 43 32 Faks: 0.212 588 43 41