T.C.

DEVLET BAKANLIĞI

ÖNRAPOR

ALEVİ ÇALIŞTAYLARI

04 Şubat 2010 - Ankara

 

 

Giriş

Kamuoyunda “Alevi Açılımı” olarak bilinen ve Alevi-Bektaşilerin belli başlı taleplerini demokrasi ve insan hakları temelinde yeniden ele alıp değerlendirme amacı güden Hükümetimiz, Bakanlığımız himayesinde bir dizi toplantı gerçekleştirmiştir.

Bu toplantılarda şimdiye değin değişik platformlarda görüş ve düşüncelerini açıklamak durumunda kalan Alevilerin istek ve temennilerinin belirlenmesi ve bu çerçevede atılacak adımların sıralanması hedeflenmiştir.

 

Kamuoyunda birbirinden farklı talepleriyle, değişik ideolojik ve siyasal referanslarıyla tanınan Alevilerin örgütsel çeşitliliği ve sorunlarının çokluğu, çözüme yönelik adımların belirlenmesi konusunda birtakım güçlüklere yol açmaktadır. Bununla birlikte devlet, ayrım gözetmeksizin

vatandaşlarının taleplerini dikkate almak durumundadır. Birlikte barış içinde yaşamanın en temel yolu bu temel yaklaşım biçiminden geçmektedir.

 

Bu nedenle Alevi ve Bektaşilerin kamuoyuyla buluşan ve bir hayli çeşitlenen tepki ve taleplerinin sağlıklı bir şekilde değerlendirilmesine ihtiyaç duyulmuştur. Ulusal ve uluslar arası mahfillerde kendine karşılık bulabilen ve yer yer sert sayılabilecek çıkışlarla da takviye edilen söylem ve çıkışların soğukkanlı bir şekilde ele alınması için, konunun belli başlı taraflarını kademeli olarak bir araya getirmek ve ardından da ulaşılan diyalog zemininde gerçek ve sahici çözümleri devreye sokmak gerekiyordu.

 

Bu bağlamda müzakere sürecini sadece Alevilerle değil, bilim insanlarını, ilahiyatçıları, sivil toplum kuruluşlarını, medya mensuplarını ve siyaset dünyasından eski ve yeni milletvekillerini de katarak, problemin çözüm noktalarını ülkenin ortak gündemiyle buluşturmak gerekmiştir.

 

Kabul etmek gerekir ki devlet, bugüne kadar Alevilerin talepleri konusunda doğrudan bir iletişim kurmak ve belli başlı tarafları tatmin edebilecek bir açılım sunmada yeterli bir mesafe alamamıştır. Bu çalıştayların amacı, temsil değeri yüksek bir buluşma ortamı sağlayarak sorunların çözümünde herkese söz hakkı vermek ve katılımcı demokrasinin gereklerine uygun bir müzakere süreci başlatmaktır. Uzun soluklu bir girişime, sağlam ve kalıcı adımlarla başlamanın, mesafe almak açısından yararlı olacağı öngörülmüştür.

 

Toplantılar yedi aşamalı olarak gerçekleştirilmiştir. Her bir toplantı çalıştay formatında düzenlenmiştir. Sunumların geniş bir çerçevede tartışılması ve bir sonuca gidilmesi yönündeki  kararlılık her bir çalıştayın temel özelliği olmuştur.

 

Bu çalıştayların ilki 3–4 Haziran 2009 tarihinde Ankara’da, ikincisi 8 Temmuz 2009 tarihinde İstanbul’da, üçüncüsü 19 Ağustos 2009 tarihinde Ankara’da, dördüncüsü 30 Eylül 2009 tarihinde yine Ankara’da, beşincisi 11 Kasım 2009 tarihinde İstanbul’da, altıncısı da 17 Aralık 2009 tarihinde Ankara gerçekleştirilmiştir. Çalıştaylar dizisi 27–30 Ocak 2010 tarihinde Ankara Kızılcahamam’da gerçekleştirilen yedinci ve son çalıştayla tamamlanmıştır.

 

Şimdiye değin gerçekleştirilen çalıştaylara katılanların toplam sayısı, inanç rehberleriyle (dedeler) gerçekleştirilen buluşma da dahil 400’e ulaşmıştır. Her çalıştaya ortalama 40 ile 45 kişi arasında değişen sayılarda iştirak sağlanmıştır.

 

Gerçekleştirilen tüm çalıştaylarda:

 

Nihai rapor, önümüzdeki süreçte, bu çalıştaylarda ortaya konan

görüş, düşünce ve önerilerden hareketle etraflı bir şekilde hazırlanacaktır.

Yedinci çalıştayda, şimdiye kadar gerçekleştirilen tüm oturumlardan

seçilen 43 kişilik bir katılımcı grubuyla son bir değerlendirme yapılmıştır.

Bu kişiler akademisyenler, ilahiyatçılar, sivil toplum kuruluşları, medya ve

siyaset alanlarından tercih edilen isimlerden oluşmuştur.

Katılımcıların ekseriyetini Aleviler oluştururken, bu çeşitlilik içinde

ulaşılması gereken amaç, farklı alan ve söylem düzeylerine sahip

katılımcılar arasında sağlıklı bir diyalog zemini kurabilmek ve “taraf”lar

arasında sorunun derinlemesine müzakere edilmesini sağlamak olmuştur.

Çalıştay sonunda bu amaca ulaşılırken, birçok konuda Alevi-Bektaşi

katılımcılar arasında da görüş ayrılıklarının varlığı dikkat çekmiştir.

10 oturumdan oluşan 7. Çalıştayda aşağıdaki konular ele alınmıştır:

 

I. Müzakere: Alevilik: Çerçevelendirme Sorunları

II. Müzakere: Kimlik ve Beyan Sorunları

III. Müzakere: Anayasal ve Hukuksal Sınırlar

IV. Müzakere: Diyanet İşleri Başkanlığı

V. Müzakere: Zorunlu Din Dersleri

VI. Müzakere: Madımak Oteli’nin Düzenlenmesi

VII. Müzakere: İnanç Rehberleri (Dedelik)

VIII. Müzakere: Cemevlerinin Statüsü-I

IX. Müzakere: Cemevlerinin Statüsü- II

X. Müzakere: Genel Konular

 

 

Sonuçlar

 

I. Alevilik: Çerçevelendirme Sorunları

Aleviliğin içeriği ve tanımlanması konusunda katılımcılar arasında

görüş ayrılıkları çıksa da bu konudaki hassasiyetin genellikle devletin

Aleviliğe bir çerçeve çizeceğinden duyulan kaygılardan kaynaklandığı

anlaşılmıştır.

Anadolu Aleviliğinin çeşitlilik içeren özellikleri ve şimdiye değin

konuya devlet nezdinde mütekamil bir girişimin gerçekleştirilmemiş

olmasının beslediği önyargılar nedeniyle çerçevelendirme konusunda

abartılı sayılabilecek bir duyarlılık oluşmuştur.

İlk oturumlarda tepki gösterilen başlık, ilerleyen süreçte soğukkanlı

bir şekilde ele alınabilmiştir. Aleviliğin İslam üst başlığı altında “Hak-

Muhammed-Ali” kavramları etrafında oluşan bir inanç ve erkân yolu

olduğu konusunda tam bir uzlaşma sağlanmıştır.

 

II. Kimlik ve Beyan Sorunları

Aleviler her alanda ayrımcılığa uğradıklarını ifade etmişlerdir. Sorunun

gerek Sünni gerekse Alevi kesimlerinin karşılıklı hoşgörü, diyalog ve

empati eksenli girişimlerle aşılabileceğinin paylaşıldığı oturumda, özellikle

devletin yasal düzenlemeler marifetiyle ayrımcılığı besleyen ve

kurumsallaştıran unsurlardan mevzuatı arındırması gerektiğine vurgu

yapılmıştır.

Bu bağlamda kimlik ve beyan konusunda ortaya çıkan sorunların

eğitim müfredatı, tarihsel önyargılar, iç ve dış kışkırtmalar, cehalet ve iyi

niyet eksikliğiyle pekiştirildiğine vurgu yapılmıştır.

 

III. Anayasal ve Hukuksal Sınırlar

Aleviliğin bir kimlik farklılaşması içinde ortaya çıkmasının sakıncaları

özellikle Devrim Kanunları (Tekke ve Zaviyeler Kanunu) ve ulus-devlet

yaklaşımın üzerine oturduğu siyasal ve kültürel zemin açısından tartışılmış,

problemin giderilmesi için sıkı bir analitik incelemeye duyulan ihtiyaç

vurgulanmıştır.

 

Yasalarda gerçekleştirilecek düzenlemelerin tutarlı ve uyumlu bir

yapılanma üretmesine dikkat çekildiği toplantıda, yeni ayrımcılık alanlarına

yol açacak girişimlerden özenle kaçınılması gerektiği kaydedilmiştir.

Öte yandan tüm katılımcılar, bu düzenlemelerin sadece yasal bir

zeminde gerçekleştirilmesinin sağlıklı bir sonuç elde edilmesine imkân

vermeyeceğini, geliştirici asıl adımların toplumdaki farklı dini, kültürel ve

siyasi eğilimler arasında yapılması gerektiğini belirtmişlerdir.

Alevilik bağlamındaki tüm sorunların her şeyden önce “taraflar”ın

birbirlerine karşı yakınlaşmasını artırıcı, psikolojik süreçlere tabi olması

gerektiği her vesileyle teyit edilmiştir. Bunun için de Sünni ve Alevi

vatandaşların özenli çabalarına duyulan ihtiyacın altı çizilmiştir.

 

Konunun belli başlı unsurlarının ele alınmasında kaçınılmaz bir şekilde

dikkate alınması gereken birkaç temel Anayasa maddesi hakkında

çekingen davranıldığı anlaşılmıştır. Örneğin “Tekke ve Zaviyeler Kanunu”,

“Tevhid-i Tedrisat Kanunu” ve yine Anayasa’nın 24. Maddesi gibi

konularda tartışmanın derinleştirilmesine ihtiyaç duyulmadan, sorunların

bu kanunların sınırlarına dahil olmaksızın aşılması istenmiştir. Bu vesileyle

söz konusu kanunları ele almanın zorunlu olduğunu vurgulayan kimi

itirazlar da toplumsal birlik ve karşılıklı güven havasını zedeleyeceği

kaygısıyla rağbet görmemiştir.

 

 

IV. Diyanet İşleri Başkanlığı

Yaygın Alevi söylemi Diyanet İşleri Başkanlığı’nın meşruiyetine

eleştirel bakmakta ve uzun vadede tutarlı bir laikliğin icrası açısından

Diyanet’in lağvedilmesini savunmaktadır. Çalıştayda Diyanet İşleri

Başkanlığı’nın mevcut koşullardaki pozisyonu ele alınarak bu beklentinin

rasyonel olmadığı konusunda taraflar arasında geniş bir mutabakat

sağlanmıştır.

Alevilerin, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yeniden yapılandırılması

arzusuna bağlı olarak, içine diğer inanç gruplarını da birer seksiyon olarak

katma konusundaki eğilimler de tartışma konusu olmuştur. Alevilerin sivil

bir inanç grubu olarak kalmakta ısrarlı oldukları, Sünni Müslümanların da

kendileri gibi daha sivil bir yapılanma içinde özerk bir kamusal kuruma

sahip olmalarının yollarını aramaları gerektiğine işaret edilmiştir.

Ayrıca Aleviler, Diyanet aracılığıyla Sünni vatandaşlara sağlandığı

iddia edilen hizmetlerin, aynı şekilde gerçekleştirilecek bir düzenlemeyle

kendilerine de sağlanmasını istemişlerdir. Eşitliğe aykırı uygulamalardan

vazgeçilmesi, örneğin Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hizmetlerini kendileri

açısından gereksiz bulan Aleviler, söz konusu hizmetleri besleyen

vergilerden muaf tutulmaları gerektiğini ısrarla vurgulamışlardır. Bu

hususu, Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan katılan kimi katılımcılar da

desteklemiştir.

Neticede çalıştayda Cumhuriyetle yaşıt Diyanet İşleri Başkanlığı’nın

önemini kimse göz ardı edememiştir. Lağvedilmesini isteyenler bile,

gelinen noktada, bugünden yarına bunun çok da mümkün olamayacağını,

ancak daha sivil bir yapıya kavuşturulması gerektiğini önemle

vurgulamışlardır.

 

Katılımcılar, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın İslam’ın tüm yorumlarını da

içine alacak şekilde orta ve uzun vadede özerk bir yapıya kavuşması

gerektiğini vurgulamışlardır. Ayrıca ileride dini vergi uygulamasının

başlatılmasının da türlü inanç ve din örgütlenmelerinin birlikte barış içinde

hizmet alanları üretmelerine katkı sunacağı belirtilmiştir.

 

V. Zorunlu Din Dersleri

Alevilerde yaygın ve ilgi gören temel yaklaşım Din Kültürü ve Ahlak

Bilgisi derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılmasıdır. Konu derinlemesine

müzakere edilmiş, dinler, mezhepler ve inançlar üstü bir din öğretimine

bilinen nedenlerle tüm vatandaşlarımızın ihtiyacı olduğu teyit edilmiştir.

Bununla birlikte “zorunluluk” ifadesinin Aleviler arasında siyasi ve kültürel

nedenlerle açık bir rahatsızlık ifade ettiği de dile getirilmiştir.

Ders müfredatının tüm toplum kesimlerince kabul görecek bir üst dille

ve tarafları rencide etmeyecek aksine önemli ölçüde rahatlatacak bir

perspektifle hazırlanmasına duyulan ihtiyaç tam bir ittifakla beyan

edilmiştir.

 

Bu amaçla ilgili komisyonların kurulması ve konunun teknik

taraflarının gerçekleştirilmesine azami dikkat göstermesinin toplumdaki

tedirginlikleri daha baştan azaltacağına işaret edilmiştir.

Öte yandan Anayasamızda yeri olmakla birlikte bugüne kadar değişik

nedenlerden dolayı uygulanmamış bir imkânın da hayata geçirilmesi

konusunda bir uzlaşma oluşmuştur.

Bilindiği gibi Anayasa, isteğe bağlı din öğretiminin verilebilmesine

fırsat veren bir seçeneği de içinde barındırmaktadır. Buna göre isteğe

bağlı din öğretimi de ilgili mevzuat doğrultusunda gerekli düzenlemeler

yapılarak gerçekleştirilebilir.

Bütün bu değerlendirmelerle, iki ayrı yol ve yöntemin sorunun

aşılabilmesi için yeterli olacağı sonucuna ulaşılmıştır.

İlkinde aslolan din kültürü ve ahlak bilgisi öğretimidir. Bu uygulama

zaten mevcuttur ve zorunluluk çerçevesinde uygulanmaktadır. Ancak

bundan böyle uygulamada dikkat edilmesi gereken nokta müfredatın

yeniden şekillendirilmesidir. Dolayısıyla bu müfredat kaçınılmaz bir şekilde

herhangi bir inanç grubunun düşünce ve çıkarlarına doğrudan atıfta

bulunmayan belli bir dikkati yansıtmakta ısrarcı olarak

gerçekleştirilecektir.

 

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretimi, uluslararası standart ve

uygulamaları dikkate alan bir özenle hazırlanacak ve yine zorunlu olarak

okutulmaya devam edilecektir. Bütün bu düzenlemeler, evrensel ve genel

ahlak ilkelerinin öğretimine öncelik verilerek gerçekleştirilecektir. Aslolan

zorunluluk ilkesinin kaldırılmasıdır, ancak mevcut koşullar dersin bu

çerçevede sürdürülmesini haklılaştıracak doneler sunmaktadır.

Bu bağlamda ortaya çıkan ikinci olanak da yasada belirtilen koşullarda

yararlanılabilecek yeni bir alanın devreye sokulmasıdır. Bu ise isteğe bağlı

din eğitimi programıdır. Böylece ilgili inanç gruplarının üzerinde mutabık

oldukları bir eğitim müfredatı aracılığıyla çocuklarına din eğitimi vermeleri

sağlanacaktır. Bu düzenlemeler Anayasamızın genel-geçer ilkelerine

sadakat içinde tanzim edilerek uygulamaya konacaktır.

Sonuç olarak Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretimi zorunlu olarak

varlığını sürdürecek ancak müfredat, yeniden ve tüm inanç gruplarının

üstünde bilgi vermeyi önceleyen üst bir dille hazırlanacak, isteğe bağlı din

eğitimi de ilgili grupların üzerinde mutabık kaldıkları bir müfredatla

gerçekleştirilecektir.

 

Bu durumda Alevi ve Sünni vatandaşlarımız kendi inanç ve ritüellerini

eğitim esaslı olarak devletten alma olanağı bulabileceklerdir. Zorunlu din

dersleri gerekli düzenlemelerini yeniden yapmış ilahiyat fakültesi ya da Din

Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği mezunu öğretmenler tarafından

verilecektir. Ancak Alevilerin isteğe bağlı derslerden yararlanabilmeleri için

de mutlaka Alevi öğretmenlerin sürece dâhil edilmeleri gerektiği

vurgulanmıştır.

 

Bu öğretmenlerin, yeniden düzenlenmiş olsa da ilahiyat mezunları

arasından istihdam edilmesinin mahzurlarına da vurgu yapılmıştır. Teknik

alt yapı tarafları tatmin edecek bir düzeye erişinceye kadar gereken

mevzuat değişikleriyle Alevi uzmanlardan yararlanılarak bu dersler

verilebilecektir. Ancak bu dersi uzun vadede verebilecek yetkinlikte

öğretmenlerin hangi süreçlerde eğitileceği gibi konularda Alevi

katılımcıların henüz tatminkâr ve yeterli sayılabilecek önerilere sahip

oldukları söylenemez.

 

VI. Madımak Oteli’nin Düzenlenmesi

Büyük bir acıyı temsil eden Madımak Oteli’ndeki facia katılımcıların

tamamı tarafından lanetlenmiş, bu konuda yeni gerilim ve çatışmalara

fırsat verecek adımlardan sakınılması gerektiği özellikle vurgulanmıştır.

Tüm katılımcılar olayın bir Sünni-Alevi çatışması olarak

değerlendirilemeyeceği konusunda hemfikirdirler. Esasen olayda hayatını

kaybedenler arasında 16 Sünni olduğu da vurgulanmıştır.

Olayın derin bir provokasyon olduğunun altının çizildiği toplantıda,

kitlelerin nasıl olup da bu olayda rahatlıkla kullanılabildiği gerçeğinden

hareketle başta insan yetiştirme düzenimiz olmak üzere ayrımcılık,

önyargılar ve cehaletle buluşan çatışma alanlarının yeniden masaya

yatırılması gerektiği konularında mutabık kalınmıştır.

Özellikle Alevi katılımcılar, kendi aralarında yüksek bir sembolik değer

olarak gördükleri Madımak Oteli’nin, bütün bu duyarlılığa rağmen ülkenin

birlik ve düzeninin esastan korunmasını dikkate alan bir düzenlemeyle

yeniden düşünülmesi gerektiğini vurgulamışlardır. Bu bağlamda müze

fikrinin tehlike ürettiği düşünülmüş, bunun yerine binanın yıkılarak bir

parka dönüştürülmesini katılımcıların büyük çoğunluğu desteklemiştir.

Etraftaki birkaç binanın da kamulaştırılarak bu alana dahil edilmesini

önerenler olmuştur.

 

Katılımcılar burada gerçekleştirilecek düzenlemenin kısa ve uzun

vadede yeni husumet alanlarına dönüşmemesi için başta Sivas olmak

üzere ülkenin her bölgesinde mevcut tansiyonu düşürecek girişimlerde

bulunulmasına gerek duyulduğunu ifade etmişlerdir. Sivas’ta sivil toplum

örgütleri, kanaat önderleri ve resmi katılımcıların da ortak olabileceği

değişik platformlarda bu süreci rehabilite ederek dönüştürecek girişimlere

başlanması gerektiği üzerinde ısrarla durulmuştur.

 

VII. İnanç Rehberleri (Dedelik)

Dedelerin statüsünün Aleviler arasındaki yerinin tartışılmaz olduğu

vurgulanmış, ancak yeni koşullar özellikle de kent Aleviliği söz konusu

olduğunda statünün yeniden değerlendirilmesi gerektiği hatırlatılmıştır.

Dedelere maaş konusuyla gündeme gelen sorun, Alevilerin devletle

nasıl bir irtibat içinde olacağı konusunda görüş ayrılıklarının ortaya

çıkmasına yol açmıştır. Maaş konusuna olumsuz bakanlar kadar, olumlu

yaklaşanlar da mevcuttur. Ancak toplantıda ağırlık olarak dedelerin

eğitimine ihtiyaç duyulduğu vurgulanmıştır.

Bu ihtiyacın bir an önce giderilmesi için belirli sürelerle dedelere

hizmet içi eğitimler verilmesi istenmiştir. Buna göre dedeliği, yeni koşulları

da dikkate alan bir düzenek içinde “ihya edecek” özgün bir düzenlemeye

ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çerçevede eğitim kurumları yeniden inşa

edilebilir.

Ayrıca, Alevi bilgi ve külliyatının derlenmesi ve korunması amacıyla da

geniş ölçekli bir araştırma merkezinin kurulması istenmiştir. Bu bağlamda

ısrarla üzerinde durulan bir konu da Alevi-Sünni ortak tarih bilincine

yönelik çalışmaların gerekliliği olmuştur.

Burada önemli olan dedeliğin ilgili yasalarda bir formasyon kullanımı

olarak yasaklanmış olmasıdır. Alevi toplumundaki rolleri bilinmekle

beraber yasalar dedeliğin misyonunun sürdürülmesine izin vermemektedir.

 

Öte yandan dedeliğin misyonunu modern bilgi ve kültür kalıpları

içinde rasyonalize etme konusunda da güçlükler vardır. İyi niyetli adımlar

atarken bu güçlüklerin de dikkate alınması gerekecektir.

İnanç önderi ya da rehberi olarak yeniden isimlendirilen dedeler,

manevi bilgi kanallarına açık oldukları iddiasıyla tanımladıkları kişiliklerinin

modern eğitimle hangi çerçevede buluşacağı önemli bir sorundur. Bununla

birlikte dedelerin eğitilmesi konusu Aleviler arasında çok sık tekrarlanan

vurgular arasında yer almaktadır. Bu amaç doğrultusunda yeni

düzenlemeler yapılması gerektiği taraflarca kabul edilmiştir.

 

 

VIII. Cemevlerinin Statüsü

Cemevlerinin bir statüye kavuşturulması konusunda herhangi bir

görüş ayrılığı olmamıştır. Ancak bu mekânların birer ibadethane olarak

tanımlanması konusunda Alevi olmayan katılımcılar da kaygılarını ifade

etmişlerdir.

İslam içinde bir bölünmeye yol açabileceği, çünkü her dinin ancak bir

mabedi olabileceği vurgulanmış, bu durumda Alevilerin ibadethane

vurgusu yapmaktan kaçınarak kendi bildiklerini uygulama konusunda

devlet tarafından bilinen statüsü teyid edilen cemevleri ifadesiyle

yetinmeleri gerektiği ifade edilmiştir.

Bununla birlikte itiraz sahipleri de bu mekânlarda icra edilen erkân ve

uygulamaların ne olup olmadığına, ne sayılıp ne sayılmayacağına Alevilerin

karar vereceğini söylemekten de geri durmamışlardır. Cemevi

adlandırmasına “ehl-i beyt evi”, “inançevi”, “inanç ve kültür merkezleri”

gibi başka birtakım isimlendirme önerileri de eklenmiş ancak bunlar ilgi

görmemiştir.

 

Öte yandan cemevlerine “ibadethane” demeksizin, dernek ve

vakıflarına imkân tanımak ve kamu düzenini bozmadıkça bu kurumlara

yerel yönetimlerin yardımcı olması da öneri olarak sunulmuş ve bütün bu

önerilerin sonuçta teknik bir çalışma gerektirdiği anlaşılmıştır.

 

Mevzuatta doğacak sıkıntıları aşmak üzere ilgili kanuna bir ekleme

yapılması önerilmiştir. Buna göre madde aşağıdaki şekillerde tanzim

edilebilir:

 

“Birer inanç ve erkân merkezi olarak değerlendirilen cemevleri de

kanunlarda ibadethanelere tanınan bütün imkânlardan yararlanır”

veya 

“Cemevlerine de aynı imkânlar sağlanır.”

 

Sonuç

Çalıştaylar başlangıçta öngörülen proje kapsamında olumlu bir

havanın doğmasını hızlandırmıştır. Son derece verimli ve geliştirici bir

şekilde tamamlanan süreç, sorunların müzakere edilerek aşılması

konusunda ilginç ve kalıcı tecrübelerin ortaya çıkmasına fırsat vermiştir.

Tartışılan tüm konularda ülkemizin birlik ve beraberliğine ortaklaşa

yapılan atıflar heyecan verici olmuştur. İlkesel düzeyde barışın ve bir

arada yaşamanın hiçbir pazarlığa meydan vermeksizin kabul edilmiş

olması sorunun çözümü noktasında taraflara emsalsiz fırsat alanları

sunmuştur.