ÖZGÜRCE                 bekirozgur60@hotmail.com

 

  “ALEVİLİK” SİYASİ BİR ÖRGÜTLENMEDİR

   

Dünyada tek başına yaşayan insan varlığının “İnsan Hakları”ndan söz edilemez. Ancak; birden fazla insanın bir arada ve ilişki içinde yaşadığı koşullarda “İnsan Hakları” gündeme gelir ki, burada bir “Hukuk”a ihtiyaç hâsıl olur.

  Varlığını sürdürebilmek için bir arada yaşamak zorunda olan insanların; hemen her konuda, insansal haklarının karşılıklı korunabilmesinin, bir sistematiğe bağlanması zorunludur. Bu tarz bir yaşamın alt yapısına “İktisat”, hakları düzenleyen anlayışa “Hukuk” iktisat ve hukuku toplumun ortak çıkarına düzenleyen üst yapıya da “siyaset” kurumu denilmektedir.      

   İnsansal yaşamın zorunlu olgusu olan iktisat, hukuk ve siyaset; insanın üretim yaparak bir arada yaşamak zorunda olduğu günden beri, her çağ ve koşulda var olagelmiş ve toplumu derinden etkilemiştir; etkilemeye devam ediyor ve edecektir.

   İzleri “Anaerkil toplum”a kadar uzanan, herkesin gücü kadar üretip ihtiyacı kadar pay aldığı iktisadi yapısı “Komün” tarzı olan, kendine has hukukuna bugün “Görgü”, Toplumsal yaşamı düzenleyen üst yapısına “Kırklar Cemi” diyebileceğimiz bu siyasi yapılanmanın, günümüzdeki adı “Alevilik” tir.

  Alevilik; şekillendiği çağın toplumsal yaşamını düzenleyen niteliğiyle, siyasal bir yapılanmadır.

  Doğa sırlarının yeteri kadar bilinmediği çağlarda, insanların hayal gücüne bağlı olarak, zihinsel aktivitelerinin yarattığı motifleri kutsaması kadar doğal bir şey olamaz. Bu inanç tarzı, bir kutsiyet anlayışı içermesine karşın Alevilik; “uhrevi bir din” değildir.

   Bu bağlamda cem evleri, çok yönlü kültür evi olma özelliğini kaybeder,  salt ibadet hane olarak kullanılırsa; Alevilerin müzik eşliğinde ve ritim içinde dizlerini dövdükleri, pilav pişirip yedikleri minaresiz bir mekân haline gelir ki; bu durum kendini Alevi zanneden bazılarının hoşuna gitse de, Aleviliğe terstir.

   Geçirdiği tarihsel evrelere rağmen; kapsadığı toplum yapısında komünal yaşamın olgularını hala belli oranda yaşayan ve yaşatmaya çalışan Anadolu Aleviliği, iş gücü göçü sonucu kendisini yeni sorunlar içinde bulmuştur.

   Emek gücünün sanayi şehirlerinde yoğunlaşması ve oluşan yeni sorunlar karşında, kırsaldaki iktisadi temelini kaybederken Alevilik, hukuksal kurumu da işlevini yitirme sureci ve yeni bir siyasi sorunlar sancısı içindedir  

  Bu durumundan da anlaşılıyor ki Alevilik, geçimi salt toprağa bağlı bir toplumsal yaşamın siyasal örgütlenme biçimidir. Dolaysıyla iktisadi temelini kaybeden bu örgütlenme tarzının hukuku da, siyasi yapısı da bu çağda işlevsiz kalacaktır.

   Tarihimiz boyunca; bize, siyasetten uzak durduğu ezberletilen Aleviliğin; toplumsal etki alanını düzenleyen iktisadi ve hukuki yapısıyla, kendisi zaten siyasi bir yapılanmadır. Çağın gerisinde kalmış bu yapısıyla varlığını sürdürmesi de olanaklı görünmüyor.

  Kapitalizmin vahşi sömürüsünün dolu-dizgin devam ettiği, burjuva hukukunun emek talanını bir hak saydığı günümüzde, siyasi iktidarların insan hakları adına; insan haklarını pervasızca çiğnediği bu ortamda Alevilik, geleneksel yaşam tarzını içedönük yapısıyla koruyabilmesi ve sürdürebilmesi olanaksız.

   Ancak; Alevilik, Ocak geleneğine bağlı hiyerarşik yapılanmasını günün ihtiyaçlarına cevap olacak şekilde düzenlemesi durumunda; varlığını, özüne sadık kalarak sürdürebilir; böyle de olması gerekir.     

   Dolaysıyla; çağın gereklerine ve kendi ilkelerine uygun iktisadi, hukuki ve siyasi ortam arayışı içinde olan Aleviler, emekçi sınıf anlayışıyla oluşmuş demokratik kitle örgütlerini, demokrasi güçleriyle siyasi arenada ve ortak payda buluşmayı, barış ortamının tek zemini görmeliler.

  Yaşadığı tarihsel süreçte siyasal baskılara direnerek, bazen siyasal isyanlar yaşamış, bazen de siyasi iktidar kurmuş; zorda kaldığı koşullarda takiyye yaparak hümanist, adaletçi özünü korumuş, katliamlar karşısında ad ve söylem değiştirerek günümüze ulaşan “Siyasal Alevilik”, geleneksel siyasi yapısı ve özelliğini yitirdi.

  Cumhuriyet döneminde yok sayılarak asimilasyona tabi tutulan Aleviler; bugün, siyasal bir yapılanma değil, ama mevcut toplumun kendisi gibi yok sayılanlarıyla birlikte siyasi talepler peşindedir.

 

  11. Mart. 2010. Bekir Özgür.