ASIRLIK BAĞIN ÜZÜMÜNÜ KİM YİYOR   Barış AYDIN Paris   

Yıl 1977 Mayıs’ın 25’i Ecevit Taksim Alanı’nda. Genel Seçim’ler vardı. Taksim’de büyük bir miting vardı. Yaklaşık olarak yüz bin kişiyi geçkin insan vardı. Biz seçimleri boykot ediyorduk. O zamanlar Recep Tayip Erdoğan hala top oynuyordu. Aradan yıllar geçti defalarca seçim yapıldı hep boykot ettik. 1977’lerden Tayip Erdoğan’ın ideolojik olarak bağlı olduğu parti o zamanlar yüzde beş civarında oy alıyordu. O zihniyetin sahipleri sinsice kılıftan kılıfa girerek adım adım ilerlediler. Devletin kurumlarını yavaş yavaş ele geçirdiler, biz hep boykot dedik.

O süreçte boykot doğru bir karardı. Devrimci durum alabildiğine vardı. Toplumun her kesiminde ayrışma vardı devrimciler sisteme alternatif bir güç oluşturuyorlardı, umut saçıyor, halka güven veriyorlardı.

Aradan tam 34 yıl geçti. Biz hep boykot dedikçe, şeriatçılar seçimlerle devleti ele geçirdi. Şimdi kendi derin devletini oluşturuyorlar. Biz ise hala; 30 yıl önceki 12 Eylül’ün tartışmasını yürütüyoruz. 30 yıl geçti, politika üretemedik. Mevcut statükoyu kıramadık bunu başaramayınca kendi içimizde birbirimizi yedik.

Bölündük, parçalandık, küçüldük, bir araya gelemedik. Bölündükçe halkın güvenini yitirdik. Halka güven veremedik. Sonuca bakmak zorundayız. 35 yıldır, bir arpa boyu yol alamadık.

Biz siyaset yaparken Recep Bey kısa pantolonla top koşturuyordu. Bugün devletin kurumlarını ele geçirmiştir. Bundan 30 yıl önce biri çıkıp şeriatçılar birgün iktidar olur, Kemalist’leri dıştalar orduyu kendi denetimine alır demiş olsaydı. Herkes gibi bende gülüp geçerdim. Türkiye’ye şeriat gelmez derdik. Sistem buna müsaade etmez, hatta 1979’da Humeyni İran’a Şeriat getirecek diyenlere İran’a şeriat gelmez diyorduk. Hala bugün bazıları Türkiye’ye şeriat gelmez diyorlar. Hayır beyler; unutmayın Hitler’de seçim yoluyla iktidara geldi. İktidara geldikten sonra adım, adım politikasını hayata geçirdi. Sadece Almanya’yı değil Dünya’yı mahfetti.

Ergenekon sürecini iyi yorumlamak lazım. Büyük Orta Doğu Projesini hayata geçirmek için Amerika Tayip’in eliyle yeni bir güç oluşturmak zorundaydı ABD emperyalizmi değişim programının bir ayağını islamcı akımlar oluşturuyordu. Fettullah Gülen’in  islamcı akımların üzerinde önemli bir etkisi vardı. ABD onu kullanarak, Recep Bey’le birlikte projelerini hayata geçiriyorlar. Bu projenin devamı olarak Türk Ordu’suna dizayn yapılması gerekiyordu. Bunu da kısmen başardılar. Diğer taraftan Doğu Perinçek ve bir takım insanlar üç yıldır tutuklu bulunuyor. Bu tutuklamanın nedeni hala bilince çıkarılmış değil. Darbe ve darbe girişimcileri dışarıda Doğu Perinçek ve arkadaşları hala tutuklu. ABD kendisine karşı çıkanları, mafya ile iç içe koyarak kafaları karıştırdı. Bu hususta daha önce yazmış olduğum ‘‘Sistemi Aklamanın Yeni Adı Ergenekon’’ adlı makalemde yazmıştım, okuyabilirsiniz.

Tayipçilerde adım, adım kazanılan bazı değerleri yok ediyor. Bütün kurumları ele geçiriyor. Kendisine karşı gelenleri tutukluyor. Aklıma Dünyaca ünlü Alman şair ve tiyatro yazarı Bertolt Brecht’in  bir şiiri geldi, aynen şunları yazmıştı.

“Naziler önce komünistleri tutukladılar; komünist değilim diye ses çıkarmadım. Sonra yahudiler’i tutukladılar, yahudi değilim dedim, sesimi çıkarmadım. Sosyal demokratları tutukladılar, savunmak bana mı kaldı dedim, sesimi çıkarmadım. Sıra bana geldiğinde etrafta tutuklanmama ses çıkaracak kimse kalmamıştı!”

Recep Bey polis teşkilatını ele geçirdi, kendi kadrolarını önemli yerlere getirdi, orduyu sindirdi, muhalefeti bertaraf etti. Sıra hayallerini gerçekleştirmeye geldi bunu yapmak için mutlaka komünistlere ve devrimcilere yönelecektir. Buna hazırlıklı olun.

Recep bey soy tartışmasını boşa söylemedi, tarihe bakın ne zaman iktidardaki güçler soy tartışması yapmışsa arkasından katliamlar gelmiştir. Bunun planları yapılmaktadır. Recep beyin akıl hocası Fettullah Gülen’in Dersim Alevileri dinsizdir açıklaması boşuna değildir. Halen şeriatçılar, emellerini hayata geçirmeleri için komünistleri ve alevileri engel olarak görüyorlar. Amaçlarına varmak için önümüzdeki süreçte Maraş, Çorum, Malatya, Yozgat ve Sivas’ta olduğu gibi katliamlara yöneleceklerdir. Bunu görmemek için kör olmak gerekiyor.

Boykot bir araçtır, politikanı güçlendiriyorsa halkın çıkarlarına denk düşüyorsa doğrudur.

Kim kazandı, evetçiler mi, hayırcılar mı, boykotçular mı buna siz karar verin. Üzümü kim yiyorsa kazanan onlar olmuştur. Bu sonuç önemli mesajlar vermektedir.

Devrimci örgütler halen küçük bir tekne olsun reisi ben olayım diyorlar. Oysa ki bugün tarih şunu emrediyor. Küçük bir gemide reis olacağına, büyük bir gemide sıradan bir tayfa olmayı emrediyor. Önümüzdeki yıllar çok şeylere gebe.

iran-boyle-idam-etti-3_b.jpgBir yıl içinde genel seçimler var. Recep Bey kazanmak için çok şirin gözükecek, göz yaşları dökecek, halkın geri duygularına hitap edecek, yine bazı açılımlardan dem vuracak ve kazandıktan sonra kendi emellerini uygulayacak ve hayata geçirecek. Görünen köy kılavuz istemez. Buna karşı çıkmak için ciddi bir örgütlülük gerekmektedir. Devrimci duruş sergilenmelidir. İlkeli birlik deyip ilkesizliklerin arkasına sığınmamalı. Faşizme karşı ortak hareket edecek, tarihi sorumluluklarını yerine getiren, Türkiye halklarına güven veren bir duruş mutlaka sergilenmelidir.

Bu güveni vermezseniz referandum seçiminde olduğu gibi  Tunceli’ye bakın devrimci güçlerin yoğun olduğu bir bölge boykot çağrısına rağmen halkın yüzde 81’i hayır oyu kullanmıştır. Boykota uymamıştır. Tunceli halkı burada önemli bir mesaj vermiştir. Neden hayır dediler.

Denize düşen yılana sarılır misali, devrimci güçlerin dağınıklığı Tunceli’lere güven vermedi. Bu konuda daha önce yazmış olduğum ‘‘Alevilerin Endişeleri’’ adlı makalemde bu sorunu dile getirmiştim. Devrimci örgütler toparlanıp, halka güven vermezlerse, önümüzdeki süreçte Anadolu Alevileri zorunlu olarak sistem partilerinin yanında yer alacaktır. Bugün Tunceli’de olduğu gibi.

ABD emperyalizmi Fettullah Gülen’i devreye sokarak kendi projelerini adım adım hayata geçiriyor. Türkiye ayağı tamamlanmak üzeredir. Referandum bunun bir parçasıdır. Boykot etmek kime yaramış, kimin ekmeğine yağ sürmüş, kim bundan faydalanmıştır.

Yukarıda belirttiğim gibi; otuz beş yıldır hep boykot dedik ve hep bunun doğruluğuna inandım. Bunun doğru bir karar olduğunu biliyorum.  Fakat referandum seçiminde vicdanımın sesini dinledim ve  oy kullandım hayır dedim. Oğlum ve kızımla birlikte Türkiye’ye gitmiştim. Oğlumun boykot kararına saygı duydum, ısrarcı olmadım.  Bugün sonuca baktığımda kendimi rahat hissediyorum.

Ulusal hareketin duruşu devrimcileri aldatmasın. Yarın bu akım T.C ile her an masaya oturabilir. Boykot eden o güç, sistemin yanında yer alabilir. Ulusal hareketin genel karakteri böyle. Barzani geçmişte Marksistlerle kol kolaydı, bugün ABD emperyalizminin  yanındadır. Bugün Barzani kendi içerisindeki komünistleri bir, bir faaili meçhul cinayetlerine kurban ediyor.

Referandumda boykot kararı halklarımızın yararına mı değil mi? Ne getirdi, ne götürürdü sorgulamak zorundayız. Maksat bağcıyı mı dövmek yoksa üzüm mü yemek. Asırlardır halklarımızın emek verip yetiştirmiş olduğu üzüm bağını, Tayipciler yiyor. Bu boykot kararı ABD ve onun uşaklarına yaramıştır. Boykotla birlikte üzüm bağının tapusu da bu akıma teslim edilmiştir. Gönül rahatlığıyla kendi derin devletini kuruyorlar.

Üzülerek belirteyim ki, Tayipciler boykotçulara çok şey borçludur. Bana pireye kızıp yorganını yakan adamı hatırlatıyor. CHP hayır dediği için hayır demeyip boykot edenler inanıyorum ki, bir gün tarihe hesap vermek zorunda kalacaklar.

 

Barış AYDIN Paris