ATEŞTEN BAŞ KALDIRI
Ölmek, ölüm değildir. Devrimlerde ölmek, ölümü öldürme eylemine girenlerde yaşamı istemenin en dolaysız kanıtıdır.
Bizde ölmek, eylemin türemesidir. Eylemden ve ölümün büyük eylemleşmesidir. Vurularak düşenlerde.
Ölmek, ölümü öldürmektir. Bilinçte ve yürekte.
Bizde ölmek, önümüze ölüm korkutmasıyla çıkara, yaşamla saldırmaktır.
Yeryüzünün Türkiye parçasında insanlık 20.yy’nın en karanlık ve barbarlık vahşetine tanık oldu oluyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun işgali, istila, talan geleneği T.C.’nin katliamcı ruhu ile sürmekte, yeni canları katletmektedir.
Bu tarih, alınan canların, akıtılan kanların, yakılmış yıkılmış, yok etmek istemiyle ezilen yoksul halkın emeğin gasp edilmesinin üzerine oturturulmuş kan emici zorbaların, soykırımcı, ırkcı, baskıcı, zulüm düzenidir. Ataları Osmanlı İmparatorluğu’nun Cin’den Orta Doğu’ya, Akdeniz’den Avrupa’ya kadar uzanan, barbarlığın örnekleriyle dolu olan kuyucu Murat Paşa’nın 40 bin kişinin diri kellesini vurduğu, Nesimi’nin derisinin yüzdürüldüğü, Pir Sultan’ın asıldığı bu gerici geleneğin T.C.’nin kurulmasıyla daha da boyutlanıp Hani, Pala, Genç, Şeyh Sait, Dersim, Maraş, Sivas, Çorum, Gazi ve adını sayamadığım ve 19 Aralık’ta bir kez daha katliamlarıyla T.C. barbarlığını göstermiştir.
İnsanları; insanlık tarihi boyunca sınıflar ortaya çıktıktan beri; sömürücülerin sömürülerinin devamı için bir bir yada toplu olarak akıl almaz zulümler yaşadı. Diri diri yakıldı. Derisi yüzüldü. İşkencehanelerde katledildi. Dar ağaçlarına çekildi. Her bir katliam hafızalara ayrı bir yer etti. Yüreğin derinliklerinde. Öfkeyi biledi, fırsat kolladı, insan yüreğine sahip olan herkes bildi ki zulümü unutmak, zulmedeni bağışlamak insanlığa ihanettir.
Bu nedenle yaşanan her bir zulüm, zorbalık ve katliam tarihe not düştü. Yazılı belgeler yok edilse bile, kulaktan kulağa, nesilden nesile taşındı. Aradan yıllar geçsede hiç beklenmedik bir anda orta yere serildi zulüm edenler. Kendilerini en güvende hissettikleri bir anda halkın adaleti ile karşı karşıya gelebilirsiniz. Gerçekler tüm çıplaklığıyla orta yere serilir, hesabı sorulur.
Ateşin hikayesidir, halkımızın tarihi. Kimi zaman başkaldırı ve serhıldanlarda yükselmiş, alev alev.
Kimi zaman yer altında çekilmiş bir yanar dağ öfkesidir.
Bazende gencecik bedenlerde yeniden harlanan.
Sönmeye yüz tutmuş bir ocak, kavganın en sıcak anında, özgürlük ateşini söndürmek isteyenler bir kez daha halkımızın bu ateşten tarihinde eriyeceklerdir.
19-22 Aralık ‘Hayata Dönüş Operasyonu’ katliamının yıl dönümü.
19 Aralık halkın en direngen yani, olan devrimcileri teslim almak için yapıldı. 19 Aralık’ta bedenlerinden başka hiçbir şeyleri olmayanlar, dayatılan teslimiyete karşı ölümü seçtiler. Aynı Orta Doğu’da olduğu gibi faşist T.C. kolluk kuvvetleri son teknoloji ürünü silahlarıyla devrimcilere saldırdılar. Diri diri insanları yaktılar.
Devrimci tutsakları zindanlarda teslim alma iradesizleştirme, kimliksizleştirme politilkası faşist T.C. tarafından uygulaya gelmiştir. Bu politika doğrultusunda Faşist T.C. her türlü zoru uygulamıştır. Bir çok devrimci katletmiştir. Devrimciler ise, devrimci kimliklerini korumak için direnmişlerdir.
19 Aralık’ta tarih bir kez daha göstermiştir ki ateşten baş kaldırı geleneğinin yeni bir mücadele aşaması olmuştur. Bu isyancı devrimci geleneğinin özgür geleceğe taşınılmasında sorumluluklarımızı yerine getireceğimizi ve devrimci çizgide daima şartlar ne olursa olsun direneceğimizin göstergesidir.
Devrimciler bir kez daha tarih yazmıştı. 19 Aralık’ta onlar haykırmıştı. Direneceğiz, direndiler bedenlerini ateşe yatırarak direndiler. Çünkü; bedel ödemeye hazırdılar, onlar bedelsiz hiç birşeyin olmayacağını biliyorlardı. Onlar önderleri İbrahim’lerden, Deniz’lerden ve Mahir’lerden devr aldıkları emaneti kendilerinden sonra gelenlere devrimci geleneğe yakışır bir şekilde teslim etmek istediler ve öyle yaptılar.
19 Aralık’ta egemenler, basınıyla, topuyla, tüfeğiyle saldırdılar. Niçin saldırıyorlardı? Devrimcilerin fikirlerinden, faşizme karşı mücadeleden korkuyorlardı. Ceza evlerinde açlık grevleri ve ölüm oruçları devam ediyordu.
Düzenin bu korkuları caresizlik içinde başlayan ‘Hayata Dönüş Operasyonu’ 19 Aralık sabahı devrimci iradeyle karşılandı. Tutsaklar, tecrit dayatmasının karşısında kararlılıklarını sürdürdüler ve yakılarak, vurularak, yaralandılar. Katledildiler.
19 Aralık katliamı, öncesi ve sonrası ile düzenin çürüyen yüzünün resmidir. Ceza evlerinde o gün teslim edilmeyen irade, dışarıda da direnişe güç katmıştır. Hem tecrit dayatma, hem direnişi kırmaya yönelik katliam, esas esareti bu kölelik düzenini ‘dışarda’ yaşamaya mahkum edilenleri sindirmek içindi. Düzenin korkusu esas olarak işçi ve emekçilerin öfkesinin er geç kendisine yöneleceğini bilmesindedir.
Devrimci iradaeyle saldırılar göğüslendiği sürece işçi ve emekçilerinin mücadelesinin büyümesinin önüne geçilemiyecektir.
Düzenin bekçileri ve efendileri rahat uyku uyumamalıdır. Halkın onurlu evlatlarını katletmenin hiç bir demagojiyle haklı çıkarılamayacağını; devrimci tutsakları F tipi zindanlarda ölüme sürüklemiyeceklerini F tipi zindanları yıkacağımızı göstermeliyiz.
En ‘köleleşmiş’ halkın bile hesap sorucu potansiyeli vardır. Çeşitli milliyetlerden Türkiye halkının köle bir halk olmadığı ise; on yıllardır sürülen devrimci mücadele ve kahraman şehitlerimizle kanıtlanmıştır. Zulmün ve katliamların hesabını sorarak faşizmi döktüğü kanda boğmak ise; hepimizin boynunun borçudur.
Zincirleri koparmak için
Bu bilek bizim
Bu kavga
Umudu yeşertmek için
Bu yürek bizim
Bu sevda
Çıkalım dağların doruklarına
Kök salalım, Munzur’un toprağına
Ey gökte ucan, nazlı can
Selam söyle
Anama, bacıma, gardaşıma
Selam söyle
Direnmesini bilen köşe başlarına
Haber götürün bizden
Kara gözlü köylü kızına
Elleri nasırlı, yatağı hasırlı babama
Selam götür, zülme direnen
Yürekli halkıma
Selam söyleyin
Devrim şehitleri ölümsüzdür!
Faşizme karşı ya birleşmek ya ölüm!
Gün derlenme, gün birleşme, gün mücadele günüdür!
19 Aralık katliamını lanetliyor, devrim şehitlerini saygıyla anıyor, direnişleri ve direnişçileri saygıyla selamlıyorum.
Barış AYDIN Paris
Kapanmayan yara: 19 Aralık Katliamı 18-12-2010 Özgür Politika İHD: 19 Aralık Katliamı Yıldönümünde Yürüyüş Çağrısı(19 Aralık, 14.00, Galatasaray) "Bu eylem ne ‘intihar’ ne de ‘çaresizlikti’. Bu eylem özünde düşündüklerimizi yaşayabilmenin, tecrit politikalarına karşı kendimizi savunabilmenin aracıydı" "Türkiye’de 19-22 Aralık 2000 tarihlerinde „Hayata Dönüş Operasyonu“ adı altında ve toplam 22 cezaevini kapsayan bir toplu katliam girişimi gerçekleştirildi. 19-22 Aralık 2000; 3 gün süren bu katliam sırasında ikisi asker ve 30 tutuklu olmak üzere toplam 32 kişi yaşamını yitirdi. 30 tutsağın yaşamını yitirmesiyle sona eren ‘Hayata Dönüş Operasyonu’ F-Tipi cezaevlerinin kanlı temelini oluştururken, geride yaşamının geri kalanını sakat kalmaya mahkum onlarca yüzlerce yaralı bırakmıştır. Devlet, bu operasyonla 19 Aralık öncesi ölüm orucuna giren 700’den fazla tutsağı fiziki ve ruhsal olarak kırıma uğratmak istemiştir. Aradan 10 yıl geçti. Biz de o günleri yaşayan tanıklarla sohbet ettik" 19 Aralık ve hafızasızlık -H. SAVDA - Gazeteler ve yazarları ''Hayata Dönüş'' için devleti kutlamışlardı.. - ''Hayata Dönüş''ün Sanıkları Hatırlamıyor, Bilmiyor
18 Aralik 2010 30 tutsağın yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan ‘Hayata Dönüş Operasyonu’ F-Tipi cezaevlerinin kanlı temelini oluştururken, ardından yaşamının geri kalanını sakat devam etmeye mahkum yüzlerce yaralı bıraktı. Devlet, bu operasyonla 19 Aralık öncesi ölüm orucuna giren 700’den fazla tutsağı fiziki ve ruhsal olarak kırıma uğratmak istemiştir. Türkiye’de 19-22 Aralık 2000 tarihlerinde „Hayata Dönüş Operasyonu“ adı altında ve toplam 22 cezaevini kapsayan bir toplu katliam girişimi gerçekleştirildi. 19-22 Aralık 2000; 3 gün süren bu katliam sırasında ikisi asker ve 30 tutuklu olmak üzere toplam 32 kişi yaşamını yitirdi. 30 tutsağın yaşamını yitirmesiyle sona eren ‘Hayata Dönüş Operasyonu’ F-Tipi cezaevlerinin kanlı temelini oluştururken, geride yaşamının geri kalanını sakat kalmaya mahkum onlarca yüzlerce yaralı bırakmıştır. Devlet, bu operasyonla 19 Aralık öncesi ölüm orucuna giren 700’den fazla tutsağı fiziki ve ruhsal olarak kırıma uğratmak istemiştir. Aradan 10 yıl geçti. Biz de o günleri yaşayan tanıklarla sohbet ettik:
Yusuf Karaca: (1969 Dersim doğumlu. 19 Aralık operasyonu ile Edirne F Tipi Cezaevi’ne götürüldü. Tahliye olduğu 2002 nisanına kadar bu cezaevinde tek kişilik ve üç kişilik hücrelerde tutuklu kaldı.) Devletin politik tutsaklara dayattığı tecrit ve izolasyon saldırısını püskürtebilmek için tutsakların elindeki en önemli mücadele yöntemini devreye koyarak başlattığımız açlık grevi ve ölüm orucunda bir sıra neferi olarak ben de yer aldım. Cezaevlerine yönelik yapılan 19 Aralık Operasyonu öncesinde de aynı nitelikte saldırılar yapılmıştı. Eskişehir tabutluklarını devreye koyma çabaları ve ona karşı politik tutsakların ölüm orucu direnişi ile belli bir süre püskürtülmüş oldu. Daha sonra Buca, Ulucanlar ve Diyarbakır Katliamlarının hepsi aynı niyet ve amaçla yapılmıştı. Devlet saldırısını meşrulaştırmak ve haklı göstermekti. Aylarca medya yoluyla ‘koğuşların kötülüğünü’, ‘örgüt baskısını’, ‘isyanları’ işlediler. Bunu o kadar ileri götürdüler ki, 19 Aralık Katliam’nı ‘Hayata Dönüş Operasyonu’ olarak gösterdiler. Ölüm orucu direnişi ve 19 Aralık Katliamı’nda medya rolü yine yerini almıştı. Yine çarpıtmalar, yalan haberler ve göz boyamaları gündemdeydi…Medya’nın karşı devrimci tutumu dışında ölüm oruçları kamoyunun gündeminde önemli yer aldı. Birçok aydın ve sanatçıların desteğini gördük. Gerek tutsak aileleri ve kitlelerin ileri kesimleri, aktif olarak bu direnişimizi desteklediler. Dünya kamoyunda önemli bir yer tuttu. Fakat 19 Aralık Operasyonu ile birlikte yapılan Operasyonlar ve şiddettin artırılması ile susturuldu. Cezaevi koşullarında bugüne kadar esasta değişen bir şey olmadı. Tecrit ve saldırılar günümüzde halen tüm şiddeti ile devam etmekte, sürmektedir. Ceza evinde yaşadıklarım, izlediklerim ve hissettiklerim şahsen hayatımda unutulmayacak izler bıraktı. Ve hala rüyalarımda cezaevinda yaşadıklarımı görürüm. Sağlık açısında bende önemli izler bıraktı.“
Gönül Aslan: (1976 Dersim doğumlu. Aslan, Temmuz 2000’de Burdur Cezaevi’ne yönelik yapılan operasyondan sonra Uşak Cezaevi’ne sevk edildi. 2001 yılında sağlık nedeniyle şartlı tahliye oldu.) „Cezaevleri, dönemin iktidar partileri ve MGK tarafından belirlenen stratejilerle yönetilmektedir. Türkiye ve Kürdistan cezaevlerine yönelik yapılan her operasyon, o dönemin devrimci dinamiklerine paralel gelişmekteydi. Yıllarca bitirilemeyen, ‘çıban’ olan cezaevleri sorunu stratejik bir saldırıyla bitirilmek isteniyordu. Her dönem yeni argümanlarla konseptler belirlendi. Örneğin 1996 yılında ‘komün yaşıyorlar’ açıklaması yapan dönemin Adalet Bakanı Mehmet Ağar, komün yaşamına alternatif olarak tek kişilik cezaevlerini savunuyordu. 1996 yılında direniş, başlatıldı ve ölüm orucu direnişçilerinden 12 tutsak hayatını kaybetti. ‘Tabutluk’ olarak adlandırılan bu sistem, politik tutukluların sergilediği ölüm orucu direnişi sonucu durduruldu.“
Bu konuyla ilgili olarak kısa bir parantez açıyoruz, Gönül Aslan’ın kısaca bahsettiği 1996 Ölüm Orucu sürecinin bir canlı tanığı Pervin Kurtulmaz’dı. 1996 yılı ölüm oruçlarında Çanakkale Cezaevi’nde olan Pervin, o yıllar üzerinden henüz atamadığı bir çok anısını içinde saklıyor, konuşmuyor… 12 kişinin şehit olduğu, onlarca devrimci tutsağın sakat kaldığı 1996 Ölüm Orucu eylemleri… On yıl cezaevinde tutuklu kalan Pervin, 19 Aralık 2000 Katliamı vahşetini Gebze Cezaevi’nden izliyor, yaşıyor. 1996 Ölüm Orucu sonuçlarında sağlık sorunları ciddi boyuta ulaşan Pervin, 2000 yılı ölüm orucuna kabul edilmez, talebi sağlık sorunları nedeniyle merkezi tertip tarafından katılması reddedilir.
‘Tutukluyduk ama çaresiz değil’
Peki ölüm orucu Gönül Aslan için neyi ifade ediyordu? Onlarca devrimci tutsak niçin böylesi ciddi bir adıma karar verdi; Gönül, sorumuza şu sekil cevap veriyor: „2000 Ölüm Orucu sürecinin doğru anlaşılması açısından bütüne bakmak gerekiyor. Direnişin içinden biri olarak; eylemimizin doğru anlaşılmasını isterim. Bu eylem ne ‘intihar’ ne de ‘çaresizlikti’. Bu eylem özünde düşündüklerimizi yaşayabilmenin, tecrit politikalarına karşı kendimizi savunabilmenin aracıydı. Tutukluyduk, ama çaresiz değildik. Çaresiz olan ‘dışardakiler’ ve tretman politikalarının sahipleriydi. Dışarda tutuklu yakınlarının ve kimi sivil toplum örgütlerinin bu süreci anlatma mücadeleleri yerel ve genel basında sıkça yer alıyordu.
Ve iki yıl boyunca Türkiye devletinin tüm şiddetine rağmen, yoğun bir mücadele verdiler. O gergin süreci sadece tutuklular değil, tutuklu yakınları da yaşıyorlardı. Dışarda güçlü bir muhalefet örgütlendi. Belki de ilk kez… Belki ilk kez Türkiye Devleti’nin tretman politiklarına karşı bu denli geniş çapta bir tepki veriliyordu. Yazarlar, aydınlar, sanatçılar, duyarlı-demokrat kesimler, dayatılan hücre yaşamına karşı tavrını belirlemişti. Devlet de bunu gördü, tıpkı Ulucanlar Katliamı’nda yaptığı gibi önce tutuklu yakınlarına ve duyarlılık gösteren her kesime operasyon düzenledi.
Niçin bunu yaptı diye soracaksınız? Çünkü dışarda kesilen ses ‘içerinin’ daha hızlı ölümünü sağlayacaktı. Devletin bu sindirme saldırısı maalesef hayat buldu. Aracı olan aydınlar dahi bir süre sonra devletle aynı ağızdan açıklamalar yapmaya başladılar. O güne kadar hergün haber yapan medya, sonradan sadece Bakanlığın açıklamalarını vermekle yetindi. Fakat susan sadece Medya ve genelinde basın değildi. Bütün duyarlı kesim, aracılar, aydınlar, yazarlar; herkes ölüm sessizliğine büründü. Bu sürecin tüm sorumluluğu direnişçilere bırakılmış oldu.“
‘Yalnızlık çok ağırdır’
„Çok ağır bir süreçtir, yanlız bırakılmak. Tepkileri duyamamak, dışarıdan moral alamamak… Evet 19-22 Aralık arası süren direnişi, bu iradeyi anlatmak gerçekten zor. Bazı zamanlar vardır ki; sözün bittiği an gibi gelir insana. Ne olursa olsun yanlış, hata, eksik ne derseniz deyin; 19-22 Aralık tarihi, direniş açısından destanlaşmış bir tarihtir.“
Ve Gönül, dalgın bir şekilde devam ediyor: „Binlerce gaz bombası: hem de her çeşidinden. Onca kurşun ve işkenceye karşı ‘Teslimiyet mi? Asla!’ denilerek her tutuklu direndi. 19 Aralık’tan sonraki ‘yaşam’ artık bizim için gerçek olandı. İzolasyon-tecrit, yüz yüze kaldığımız gerçeklikti.“ Katliama gelmeden ölüm orucu sürecini de Gönül Aslan’a soruyoruz: Devletin ilk yöneliminin çeşitli uygulamalarla tutsağın iradesini kırmak olarak tarif ediyor bu süreci ve ekliyor: „İlk iki ayda ziyaret, havlandırma, mektup, sıcak su gibi hayata dair herşey durdu. Bütün bunlarla iradelerimizin kırılacağını düşündüler. Fakat yaşanan tüm zayıflıklara rağmen Ölüm Orucu Direnişimiz devam etti. Bu süreci kısaca anlatmak pek mümkün değil. Ve şuna inanıyorum ki, her tutuklunun anlatamadığı, yüreğinde saklı kalan bir anı vardır. Fakat az önce belirttim... Devlet o süreçde sadece tutuklulara karsı yönelmedi. Devlet aynı zamanda tutukluklar üzerinden dışardaki muhalefete de ağır şekilde ve tüm şiddeti ile yöneldi. Ve toplumun her kesimini sindirerek susturmak istedi. Çocuklarının akibetini öğrenmek için yollara düşen tutuklu yakınlarının örgütlü gücü bu şekilde parçalandı. Devlet, cezaevleri üzerindeki hakimiyetini halka böyle yansıttı. Bunu bir kez değil defalarca kez yaptı. Ulucanlar ve Burdur operasyonları bunların provasıydı. Bu konsept içeriyi ve dışarıyı teslim alacak şekilde uygulanıyordu. Duyarlı kesimin hemen refleks vermesi, bir araya gelip örgütlenmesi zaman alacaktı.“
Gönül Aslan, kamuoyunun susturulmasında medyanın etkisinin belirleyici olduğunu düşünüyor. Aslan’a göre medya operasyonun olmasının zeminini hazırladı. Aslan, devamla şunları söylüyor: „Bu yüzden Türkiye halkını ‘Niye bize sahip çıkmadınız’ diye suçlayamayız. Maalesef bazı Türkiyeli, Kürdistanlı duyarlı kesimler, hem tutukluları, hem de yakınlarını yalnız bıraktılar. Mücadelemizde, direnişimizde yanlız bırakıldık.“
Kaybetme duygusu
Bir tutsağın ölüm orucuna psikolojik olarak kendini hazırlamasını ise Aslan şu şekilde ifade ediyor: „Ölüm orucu eylemim 212 gün yani 7 ay sürdü. Bu sürece başlarken, elbette bütün hayatını gözden geçiriyorsun. Yaşadıklarım... yaşayamadıklarım... ölüm, yaşam, özlemler herşey içiçe geçiyor. Doğal olarak yoğun duygular yaşanıyor. Ve kendi açımdan sürecin ölüm orucuna evrileceğine çok emindim.
Ve peş peşe iki katliam yaşadım: Ulucanlar ve Burdur. Ölüm bizim için anlık bir meseleye dönmüştü; tesadüfen yaşıyorduk. Bu süreci durdurabilmenin tek aracı ölüm orucu eylemiydi ki, süreç bunu dayatıyordu. Tüm tusaklar, örgütler bu süreci uzun uzun tartıştılar. Bir hazırlık süreci vardı yani.
Ama yine de sevdiklerini kaybetme ya da sevdiklerinin seni kaybetme duygusu insanı etkiliyor. Direniş, yaşam, ölüm, zafer; süreçleri bana göre beyindeki zincirlerin kırıldığı, insana dair doğal olan tüm duyguların yaşandığı anlardır. Ve kendi içinde güçlü bir birlikteliği ve dayanışmayı yaratıyor. Siper yoldaşlığı dediğimiz olgu, gerçekte böyle şekillendi. Grup kaygısından sıyrılarak bütünleştik. Eylemin yarattığı direnç; sevgi ve fedakarlığı yarattı. O süreci paylaştığım tüm arkadaşlarımdan, siper yoldaşlarımdan söz ederken hala aynı heycanı yaşıyorum. „
Katliamların üzeri kapatılıyor
Geçen 10 yıl, duygular karmaşası ve katliama imza atanların adalete hesap vermesi yönündeki beklentiler... Konu hakkında Gönül Aslan şunları söylüyor: „Evet. 10 yıl geçti. Ama katliamı yapanların yargılanma süreci yeni başlayabildi. Katliamı planlayanlar yargılanır mı? Ya da ne kadar ay, ya da yıl sonra yargılanır bilemiyoruz. Ulucanlar Katliamı’nın üzerinden 11 yıl geçti, dava düştü. Zaten operasyondan hemen sonra da deliller silindi. Katliama katılıp, ilk çekilen video kayıtlarını yok eden Albay Ali Öz görevine devam etti. Cezaevleri genel Müdürü Ali Suat Ertosun HSYK’ye getirildi. Ulucanlar Katliamı böylece kapatıldı. 19 Aralık dosyasının da bu şekilde kapanmaması, katliama katılanların yargılanması için hukuk mücadelesi vermekle mümkündür ancak. En azından unutturmamak adına da olsa, katliamın üstünü kapatmamak gerekir. Cezaevleri ‘Türkiye’nin kanayan yarası’ olmaya devam ediyor ve edecek. Fakat şu bir gerçektir ki, F-tipi uygulaması, halkı mücadele etmekten vazgeçirmedi. Hala yüzlerce tutuklunun olduğu F-tiplerinde işkenceli tecrit ve izolasyon devam ediyor. Halen hasta ve yaralı tutuklular tedavi edilmiyor. Yargılanma süreçleri ise ayları, yılları buluyor. „ Yalnızlaştırılan tutsağa, onun yalnız olmadığını hissettirmenin ve tecrit politikasını deşifre etmenin çok önemli olduğunu vurgulayan Aslan, „Bizler dışarıdayız ama tutuklular halen içerideler ve bu şiddetleri yaşıyorlar. Eğer dışarıdan hiç bir şey yapamıyorsak bile en azından bir kart atabiliriz, mektup yazabiliriz. 19 Aralık Katliamı’nı unutmadığımızı tutuklulara kart atarak gösterebiliriz. Böylesi bir durumdan dışarıdan gelen her bir söz, her bir mektup moral vericidir… bunu unutmayalım. Söylenecek çok şey vardır.
Sürgün, işkence, katliam, hücre, tecrit, açlık..vs.; bunlar dün olduğu gibi bugün de devam ediyor... Bütün bunların açtığı yaralar vardır. Bu yaraları, insanda bıraktığı hasarları onarmak yada yok etmek elbette uzun süreci alıyor. Bakın, ölüm orucu ve ardından operasyon sonucu bir çok arkadaşım sakat kaldı. Kalıcı hasarlar yaşayıp yaşamını idame ettiremeyen arkadaşlarımız da var. Herkes tarafından şu bilinmelidir ki, unutmak da affetmek de mümkün değil bizim için.“
Katliamın diğer bilançosu
Operasyon düzenlenen cezaevi sayısı: 20 Öldürülen tutuklu ve hükümlü sayısı: 30 Hastaneye kaldırılan yaralı tutuklu-hükümlü: 237 Yaşamını yitiren asker: 2 Yaralanan asker sayısı: 6 Edirne F Tipi Cezaevi’ne sevk edilenler: 348 Kocaeli F Tipi Cezaevi’ne sevk edilenler: 340 Sincan F Tipi Çezaevine sevk edilenler: 341 Kartal F Tipi Cezaevi’ne sevk edilenler: 67 Bakırköy Kadın ve Çocuk Tutukevi’ne sevkler: 45 Açlık grevi süren cezaevi: 41 Operasyon öncesi ölüm orucunda olanlar: 259 Operasyondan sonra ölüm orucunu sürdürenler: 357 Açlık grevini sürdürenler: 1656 Operasyonu protesto sırasında gözaltına alınanlar: 2.145 Operasyonu protesto edenlerden tutuklananlar: 58 Copla tecavüz iddiası: 8 Operasyon sonrası basılan kültür merkezi, dernek, parti binası: 18 Mühürlenen dernek sayısı: 2
Yaşamını yitiren tutuklular 1. Ahmet İbili. Ateşli silah yaralanması ve yüzeysel yanıklar. Ümraniye. 2. Ali Ateş. Ateşli silah yaralanması. Bayrampaşa. 3. Ali İhsan Özkan. Bursa. 4. Alp Ata Akçayüz. Ateşli silah yaralanması. Ümraniye 5. Aşur Korkmaz. Ateşli silah yaralanması. Bayrampaşa 6. Berrin Bıçkılar. Yanık ve ölüm orucu sonucu ölüm. Uşak 7. Cengiz Çalıkoparan. Ateşli silah yaralanması. Bayrampaşa 8. Ercan Polat. Karın alt kısmında ateşli silah yarası. Ümraniye 9. Fahri Sarı. Kurşunla ölüm. Çanakkale 10. Fırat Tavuk. Yanma sonucu ölüm. Bayrampaşa 11. Fidan Kalşen. Kurşun ve yanma sonucu ölüm. Çanakkale 12. Gülser Tuzcu. Yanma sonucu ölüm. Bayrampaşa 13. İlker Babacan. Çanakkale 14. İrfan Ortakçı. Çankırı 15. Murat Ördekçi. Ateşli silah yaralanması Bayrampaşa 16. Murat Özdemir. Bursa 17. Mustafa Yılmaz. Ateşli silah yaralanması. Bayrampaşa 18. Nilüfer Alcan. Yüzü ve elleri 1. derecede yanık, duman zehirlenmesi. Bayrampaşa 19. Özlem Ercan. Yanma sonucu ölüm. Bayrampaşa 20. Seyhan Doğan. Yanma sonucu ölüm. Bayrampaşa. 21. Sultan Sarı. Çanakkale 22. Şefinur Tezgel. Yanma sonucu ölüm. Bayrampaşa 23. Ünsal Gedik. Kafasında ekimoz var. Karbonmonoksit zehirlenmesi olabilir. Ümraniye 24. Yasemin Cancı. Uşak 25. Yazgülü Güder Öztürk. Yanma sonucu ölüm. Bayrampaşa 26. Halil Önder. Ceyhan 27. Hasan Güngörmez. Ölüm Oruçcusu. Sincan. 28. Rıza Poyraz. Ateşli silah yaralanması, künt kafa travması. Ümraniye. 29. Kimliği Belirsiz. Ateşli silah yaralanması ve yüzeysel yanıklar sonucu tanınmaz durumda. Ümraniye 30. Kimliği Belirsiz. Ateşli silah yaralanması ve yüzeysel yanıklar sonucu tanınmaz durumda. Ümraniye
NİHAL BAYRAM
http://bayrampasaicinadalet.com/index.php?ind=gallery&op=foto_show&ida=18 |
|
|