ALEVİLER İSLAMDAN NASIL ETKİLENDİLER
Merkezine insanı koyan diğer inanç boyutlarından çok farklı olan aleviler dün neydi bugün nereye gitmek istiyorlar? Aleviler kendini nasıl tanımlıyorlar. Gerçeklerin nasıl dünden bu güne gelmiştir. Bu inanç boyutunun irdelenmesinde yarar vardır. Dünyada var olan dinler ve inançlar tamamen idealizmdir. Yani var sayımdan yola çıkışmıştır. Mantığın, aklın yetmediği yerde sorunlarına çözüm bulamayanlar doğaüstü yani tabiatın oluşumunda günümüze kadar aklın, bilimin çözemediği yerde hep idealizm devreye girmiştir. Bir güç olayı insanoğlu zamanla geçmişte çözemediği birçok olayı bugün çok rahatlıkla çözebiliyor hatta on sene sonra güneşin nasıl saat kaçta tutulacağını bugün biliyorsa. İdealist bir felsefeye sahip olanlar hızla bir değişime uğramaktadır. Bilim geliştikçe tanrı küçülmüş tanrı küçüldükçe insan dünyanın merkezine oturmuştur. Bugün insanoğlu her anlamda tabiat ile tanrı arasında yeniden kendine bir yol haritası çizmeye başlamıştır. Buda özellikle 1920’lerden sonra insanoğlunun birçok şeyi icat etmesiyle mümkün olmuştur. Bu anlamda idealistler materyalistlerle doğal olarak yaşamın her alanında çatışmışlardır. İnsanoğlu tanrıyı nasıl keşfetmiştir. Buna daha sonra değineceğim. Bütün gelişmeler ışığında gerçek ve hayal ürünü arasında bocalayan ama merkezine insanı koyan Alevilik nedir?
Merkezine insanı koyan bir inanç, var olan şeye inanandır. Var olan nedir? Gözle görünen elle dokunulan şeydir. Yani var olandır. Bu materyalizmdir veya materyalizmden etkilenmedir. Çıkış noktası bu idi. Böyle bir akımın bugün geldiği durum nedir? Önce gerilere gitmek lazım. Bu inancın sahipleri Anadolu topraklarında bu güne nasıl geldiler. Dünden bugüne kısa olarak değinmede yarar vardır. Bu inanç boyutunda önemli kişilikler olmuştur. Bunlar kimlerdir. Türkler Anadolu’ya gelmeden önce Orta Asya da yaşarken kendi inançları yanı sıra ŞAMANİZİME çok bağlı idiler. Şamanizm Türk’lerin tarihinde önemli bir yere sahiptir. Türkler İslamiyet’i kabul etmelerine rağmen eski geleneklerine devam etmişlerdir. Günümüzde dilek dileme, ağaca bez bağlamak, bazı yerlere mum dikmek, makası, bıçağı tükürerek başkasından almak, kara kedinin uğursuz sayılması Şamanizm’in geleneğindendir. Sadece bu değil Anadolu toprakları birçok kültürün bir araya gelerek ahenk ve bütünlük sergiliye bildiği bir mozaiktir. İslam’ın yayıldığı yıllarda Mezopotamya’da Saabilik inanancı hüküm sürmekteydi. Saabilik güneş kütlesine inanlardan oluşmaktaydı. Müslümanlar zorla bu anlayışı yani Saabiliği tasfiye etmiş, bunlara zorla İslamiyeti kabul ettirmişlerdir. Muhammed yani İslamiyet doğmadan öncede Saabilikte namaz, rekat, oruç, kurban kesme vardı. Zaten kuranda var olanın yüzde 95’i daha önce ki değişik dinlerden alınmıştır. İslam kendisini Anadolu insanlarına dayattığı dönemlerde farklı inanç boyutları vardı. Bunlarda biride Sufulardir. İşte Alevilerin yani Anadolu Alevileri sufularla iç içe yaşamış ve birbirlerinden etkilenmiş bir yaşam biçimleri vardır. Anadolu Alevileri için Hallaç-ıMansur bir dönüm noktası olmuştur. Hallaç-ıMansur ENEL HAK (ben tanrıyım) dediği için ve düşüncelerinden taviz vermediği için 922 tarihinde şeriatçı gericiler tarafından taşlanarak daha sonra derisi yüzülerek öldürülmüştür. Hallaç-ıMansur insan- tanrı- evren varlığını savunuyordu. Hallaç-ıMansur’a göre kendini bilen tanrıyı bilir çünkü insan tanrıdır. Hallaç-ıMansur İslam tarihinde bir dönüm noktasıdır.
Mevlana Celaleddin Rumi 1207 yılında horasanda doğar orada eğitimini görür. YESEVİ tarikatına katılır. Mevlana Celaleddin Rumi’nin kendisine has bir İslam anlayışı vardır. Mevlana çalışmalarıyla Tasavvuf sanatını geliştirir. Horasan’dan göç etmeye karar verir Horasan’dan Anadolu’ya geçmek için Şam’a uğrar. Mevlana Şam’da ŞEMS ile tanışır. Şems ondan sonra Mevlana’nın yaşamında önemli bir yere sahip olur. Belli bir süre sonra Mevlana Şems ile birlikte Anadolu’ya göç ederler. Çeşitli yöreleri dolaştıktan sonra Konya’ya yerleşirler. Mevlana hiçbir zaman şeriatı benimsememiştir. YESEVİ tarikatından almış olduğu bilinç gereği tasavvuf kültürünü öne çıkarır. Şems açıktan şeriata tavır alır. Durum böyle olunca gerici yobazlar şeriata karşı olmaması için Şemsi öldürürler. Şemsin ölümünden Mevlana Celaleddin Rumi çok etkilenir. Tasavvuf sanatı ile şeriatçılara kafa tutar. Bunu şiirleriyle açıkça dile getirir. Mevlana Celaleddin Rumi bir şiirinde şöyle söyler
Ey hacca gidenler nereye böyle
Tez gelin çöllerden döne döne
Aradığınız sevgili burada
Duvar bitişik komşumuz
Hacıda sizsiniz, Kâbe de ev sahibi de
Mevlana Celaleddin Rumi başka bir eserinde şöyle söyler; Ey tanrıyı arayan, aradığın sensin diye dile getirmiştir. Mevlana şeriatçılar tarafından sevilmez onun sağlığında dergahına dahi gidilmez. Mevlana Celaleddin Rumi öldüğünde cenazesini Rumlar ve Ermeniler kaldırırken çok az sayıda Müslüman katılmıştır.
Hacı Bektaşi Veli 1210 yılında Horasanda doğmuştur. Önce YESEVİ tarikatına katılmıştır. Burada önemli bir yere gelmiştir. Posta oturduktan sonra 1240 yılında Anadolu’ya göç eder. Hacı Bektaşi Veli’ye göre din ayrılığı gereksizdir. Bütün dinler barışı, kardeşliği sağlamak içindir demiştir. Bektaşi öğretiside dört kapıdan oluşur. Şeriat- tarikat- marifet- hakikattir.
1- Şeriat kapısı: iman etmek, kuran okumak, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek, dürüst davranmak, evlenmek, cinsel yaşamda yasaklara uymak, Muhammed’in sünnetine uymak, insanlara şev katli davranmak, temizlik kurallarına uymak, tarikatın emirlerine koşulsuz itaat etmek.
2- Tarikat kapısı: mürşidin onayı gerekmektedir. Şeriat kapısını kazanan müritler mürşitlerine bağlılık yemini ederek tarikat kapısına erişirler. Bundan sonra İslam dinin zorunlu şeriat kurallarına uyulması sona erer.
3- Marifet kapısı: mürit artık terfi eder. Tarikat kapısından geçtikten sonra marifet kapısı onlar için DERVİŞ unvanını almıştır. Derviş kendini bilen rabbanide bilir sözünü müride yer bulmaya çalışmıştır.
4- Hakikat kapısı: ulaşılabilmesi gereken son basamaktır mürit artık baba unvanını alır. Bu aşamaya gelenler İnsani Kâmildir. Bektaşi’de Hallaç-ı Mansur’un özel bir yeri vardır.
YUNUS EMRE 1245 yılında Ankara’nın bir köyünde doğar Yesevi Tarikatından gelmiştir. Yunus Emre tasavvuf ilmini öğrenmek için Hacı Bektaşi Veli’nin yanına gider Hacı Bektaşi yaşlandığı için Yunus Emre’yi Taptuk Emre’nin yanına gönderir. Burada gizli eğitim alır. Bütün dinleri inceler ve şöyle söyler; 4 kitabın manasını okudum hâsıl ettim diyerek şiirlerinde ifade etmiştir. Tasavvuf felsefesini herkesin anlayabilecek bir dilde şiirlerinde ifade etmiştir. Yunus Emre’de tanrıyı ancak kendi içinde bulunabilineceğini dile getirmiştir ve bir şiirinde şöyle söyler
Ay oldum âleme doğdum
Bulut oldum göğe yağdım
Yağmur olup yere yağdım
Nur oldum güneşe geldim
Yine başka bir eserinde şöyle der
İlim, ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsen
Yanice okumaktır
Yunus Emre ve Hallac-ı Mansur’un Anadolu Alevileri için idealizmden kısmen kopmaktır. Çünkü bu önemli ikili merkezine insanı koyan yeni bir anlayış ortaya çıkarmıştır. Anadolu Alevileri şeriata karşı gelerek merkezine insanı koyan yeni bir inanç biçimini benimsemiştir. Sazlı sözlü ibadet biçimi de bu tarihten sonra başlar. Bu anlayışın yayılmasında da sazın önemi büyük olmuştur. Yunus Emre’den sonra 1600 yılarına kadar Anadolu’da aleviler şeriata karşı direnirler. İslam’ı benimsemezler.
PİR SULTAN ABDAL Osmanlı İmparatorluğunun Alevilerin üstündeki baskılara karşı yeni bir bilinç geliştirir. Hallac-ı Mansur’lar, Şems’ler gibi direnmeyi esas alır. Düşüncesinden, inancından asla ödün veya taviz vermez. Fakat şiirlerine baktığımızda tamamen şeriattan kopamaz Hallac-ı Mansur, Yunus Emre gibi merkezine insanı koyan bir anlayış düşünmesine rağmen şiirlerine baktığımızda tam bir netlik göremiyoruz. Bu duruşu bile onu asılmaktan kurtaramamıştır. Çünkü şeriat öz itibariyle bir faşizm biçimidir. O tarihten sonra aleviler üstünde baskı yoğunlaşmış Yavuz Selim’le birlikte doruk noktasına ulaşmıştır. Yavuz’un katliamından sonra aleviler korkudan İslam’ın etkisine girmiştir. Ama şeriatı içine sindiremedikleri için kendilerine yeni bir İslam modeli benimsediler. Oysaki hiç bir zaman Müslümanlığı içlerine sindiremediler. Yavuz’dan Osmanlının yıkılışına kadar aleviler gizli bir şekilde kırsal alanda tasavvuf geleneğinden gelen sazlı sözlü ibadetlerini sürdürmüşlerdir. Aleviliğin Ali ve Hasan Hüseyin’le bütünleştirmeye çalışanlara şu soruyu sormak lazım. Aleviler sazlı sözlü ibadet biçimine hangi tarihten itibaren başlamıştır? Arap kültüründe saz asla yoktur. Onun içindir ki Anadolu Alevileri şeriatçıların korkusundan Ali ve Hasan Hüseyin’e sarılmıştır. Onun içindir ki Anadolu Aleviliğinin hiçbir biçimiyle İslamlıkla alakası yoktur. Kabullenme biçimi tamamen korkudan olmuştur. Hasan Hüseyin’le veya Ali ile birleştirmeye çalışanlar şu sorunun cevabını aramalıdır. Mekke ve Medine arası yaklaşık 500 km kadardır. Acaba Medine ile Bağdat arası kaç km dir? O şartlarda bu insanların Bağdat’ta ne işi vardı? 2000 km den daha fazla uzunluğu olan Arabistan bunlara yetmiyordu? Açıkça söylemek gerekirse bugün Amerika’nın ırak’ta ne işi var ise Ali’nin ve Hüseyin’in işi aynı amacı taşımaktadır. Kılıç yolu ile zorla orta doğuyu İslamlaştırmaktı. Sömürü alanını genişletmekti. Ama Alevilerin merkezinde insan vardır. Başkalarının haklarına saygı gösterirler. İnancında her türlü sömürüye işgale karşı gelen bir inanç biçimidir. Onun içindir ki Aleviliği İslam la bütünleştirme zoraki bir anlayışa tekabül etmekten başka bir şey değildir.
Osmanlının yıkılışı ile birlikte 1920 Mustafa Kemal devrimi ile birlikte aleviler kısmen rahat bir nefes almışlardır. Osmanlı şeriatından kurtulmak için aleviler Mustafa Kemal’e büyük dersek vermişlerdir. Mustafa Kemal çok kurnaz bir insandı. Anadolu’ya açıldığında Hacı Bektaşi Veli dergâhını ziyaret eder. Bektaşilerden destek ister. Bektaşiler Mustafa Kemal’e tam destek verirler. Mustafa Kemal’in halifeliği kaldırmasında yine en büyük desteği Bektaşiler vermişlerdir. Mustafa Kemal burjuva devrimini tamamladıktan sonra gerçek niyeti ortaya koymuştur. Kürt meselesinde olduğu gibi Alevileri kandırmıştır. Camiler açılırken Cem Evleri dergâhlar kapatılmıştır. Cumhuriyetle birlikte komprador burjuvazi devlete hâkim olmuştur. Fakat aleviler halen Mustafa Kemal’in gerçek yüzünü açığa çıkarmış değillerdir. Doğal olarak Osmanlılardan çektiklerini kısmen de olsa laik sistemle karşılaştırdıklarında burada bir tercih yapmaktadırlar. Zorunlu bir tercihtir. Mustafa Kemal komprador burjuvazinin bir temsilcisi idi. Merkezine insanı koyan bir inancın gelişmesi komprador burjuvazinin işine gelmezdi. Onun içindir ki sistem Alevileri asimile etmek için özel bir çaba harcamaktadır. Okullarda zorunlu din dersleri, alevi köylerine cami yaptırması bunun en güzel örnekleridir. Cem yapılması yasaklanmıştır. Ama her şeye rağmen aleviler bütün zorluklara rağmen kendilerini ifade etmelerini günümüze kadar başarmışlardır. Günümüzde teknolojinin yararlarından yararlanılarak bugün önemli bir güç haline gelmişlerdir. Her alanda devleti zorlayan bir güç olmuşlardır. Bugün ki örgütlü yapıya dönüşmelerinde yurt dışı örgütlüğünün payı büyüktür. Merkezi Almanya da bulunan alevi konfederasyonu Türkiye deki Alevi örgütlerin örgütlenmesinde payı vardır. Şurası bir gerçek ki var olan tüm alevi örgütlülüklerden en ileriyi temsil eden ve devletin denetiminden tamamen bağımsız olanı yurt dışı konfederasyonudur. Yurt dışındaki Alevilerin bu çatı altında örgütlenmesinde büyük yarar vardır. Çünkü tarihi fırsatlar her zaman yakalanılmaz. Bugün aleviler açısından büyük bir sınav verilmektedir. Tüm aleviler tarihi sorumluluklarını yerine getirmelidirler. Onun içindir ki Alevilik İslam’ın içinde değildir. İslam’dan etkilenerek, zorunlu olarak hayatta kalabilmek için İslam la iç içe yaşamıştır.
24.06.2009
BARIŞ AYDIN / PARİS