Barış: Bu kanı ancak Türk ve Kürt anneleri durdurabilir. Hatice Kızıllyıldız / 22.6.2010
Herkes değişimden yana, ama kendinden başlayana rastlamadım. Herkes barıştan yana ama barışı getirmek için adım atanlara rastlanmadı. Barış kelimesini de kardeşlik, dostluk kelimesi gibi ağzımızdan düşürmüyoruz. Bu kelime sadece söylemde kaldığı için her gün 11, 12 den aşağı genç ölüsü olmuyor. Bu ne menen bir barışsa! Televizyonlar da izliyoruz, gazetelerde okuyoruz, Kürt sorunu üzerine yapılan tartışmaları seyrediyoruz (tabii sadece seyrediyoruz) Herkes kardeşlikte yarışıyorlar, biri öbüründen daha da fazla kardeşlik istiyor, savunuyor. Ne zamana kadar? Onların düşüncelerinden zıt bir düşünce söylendiği ana kadar.
İşte o zaman dananın kuyruğu kopuyor. Ne kardeşlik, kalıyor, ne de dostluk; Gerçek yüzler ortaya dökülüyor ve bölücü, kukla, taşeron, terörist, artık saymakla bitmeyecek kadar hakaretler başlıyor. Sanki biraz önceki kardeşlik isteyenler bunlar değil de başka birleri gelmiş iki düşman kamp birbirlerini parçalayacaklar. Bu tartışmalar koskoca Türkiye halkının önünde yapılıyor ve bütün gençler bu çirkinliğe şahit oluyorlar. Sonra? Sonrası da iki kampa ayrılmış düşman kardeşler çıkıyor ortaya. Demek ki; sistemden beslenenler, kanla yaşamak isteyenler barışı getiremezler. Çünkü lüks yaşamlarını bu ülkede kardeş kavgalarına borçlular. O kadar genç insanlar yok olmuş bunları ilgilendirmez, ister dağdaki, ister asker olanı. Kendilerin çocukları lüks arabalarla Allah bilir nerede hangi kızlarla hangi ülkede eğleniyorlar. Ölenler ise hepside fakirin çocukları. Bu ülkenin en çilekeş, en namuslu ve en zavallı çoğunluğu. Bu gençlerin belki çoğu aynı mahallede birlikte top oynadığı, beraber güldüğü, komşu çocukları, dağlarda ise karşı, karşıyalar çok acı !!
BDP’li milletvekili Sayın Yıldızın dediği gibi, eğer kendi çocukları olsaydı ölenler, kanı çoktan durdurmuşlardı. Güya; barış istiyorlar, anlatırlarken ölen gençler eğer askerse şehit, yok; Kürt iseler ‘leş’! Bu ne terbiyesizlik, özürleri kabahatlerinden büyük diye işte buna derler. Böyle barış olur mu, hangi anne, baba çocuğunun ölüsüne leş dedirtir? Bu zihniyet mi barışı getirecek? Evet; bu gençler dağlara çıkmışlar, çıkıyorlar, be, kardeşim yeter artık suçladığınız, hakaret yağdırdığınız, 27 senedir her türlü hakaretler söylendi ne oldu bitti mi? Üstelik acıların üzerinden de utanmadan siyaset yapılıyor. Bayrağı alan vatan, millet Sakarya, diyerek provokasyon yaratmaya insanları birbirlerine kışkırtmaya devam ediyorlar. İyi ki bir kaç slogan öğrenmişler. Papağan gibi onu tekrarlayıp duruyorlar. Boşuna dememişler ateş düştüğü yeri yakar diye. Ama bu ateş düştüğü yeri yaktığı gibi etrafında yakıyor. Yangın bütün bir ülkeyi sarmadan artık dur demeli. Ölenler bizlerin çocukları akan kan kardeş kanı, ister Türk, ister Kürt. Şunu kafamıza iyice işleyelim asmakla, kesmekle, tehditle, ucuz kabadayılıkla insanlar korkmuyor ve kan da duracağı yerde çoğalıyor.
60 bin genç ölmüş dile kolay 27 senedir kan oluk, oluk akıyor. Eğer ülkeni seviyorsan başkalarına barış demeye yüzün olması için önce kendi barışını getir ve kanı durdur. Kürdün çocuğuna terörist demeden ona bir sor niçin dağa çıkıyorlar onları anlamaya çalış. Çoğu da üniversiteden giden gençlermiş yazık bu çocuklara ve ailelerine. Hangi aile çocuğunu dağ başlarında ölmesini bekler ve ister. Bence sorun sadece dil sorunu da değil. Adamlar kendi kaderlerini tayin etmek istiyorlar, niçin etmesinler? Almanya’da Türkçe dil ve din dersleri verilmiyor diye bağırıyorsunuz. Kürtlerin istekleri karşısında niçin kendimizi kaybediyoruz? Sevginin olmadığı yerde ne üretim ne de barış olur. Buna artık bir an evvel son verilip huzur içinde ülkemizde birlikte yaşamanın zamanı gelip geçiyor. İnsanlar zaten geçim derdine düşmüş ülke gittikçe iç savaşa sürükleniyor, silaha harcanan paralar kaç tane fakir doyurur, her iki tarafında silaha harcayacak parası olmamalı. Bizim gençlerimiz birbirini öldürüp silah tüccarlarına para kazandırmamalılar. Bu kanlı çatışmalar sadece her iki tarafa da zarar vermekten ve ailelerine de acı vermekten başka hiç bir şeye yaramıyor. Gençlerimizin üzerinden acımasız zengin olanları kazandırmamak için Türkiye halkı artık barıştan yana seslerini yükseltmeliler.
Ülkemizde zaten yeteri kadar sorunlar var, sorun yaratanlara bu fırsat tanınmamalı. Toplumlar zaten etle tırnak gibi olmuş, barış içinde yaşamayı bu toplum getirmeli başkasından beklemeden kendi gücüne güvenerek. Çünkü bu sessiz çoğunluğun yüreği yanıyor bu kanıda ancak yürekleri yanan Türk ve Kürt anneleri durdurabilir. Bilhassa da Türk anneler. Televizyonlarda cenaze görmekten uyuyamaz olduk, gencecik 19, 20 yaşlarında bunların yaşamaya hakları yok mu? Niçin yaşam hakları ellerinden alınıyor? Tuzu kuruların rahatı yerlerinde nasıl olsa ölenler onların çocukları değil.
Barış gökten inmeyecek, barış bizlerin ellerinde, yeter ki ayağa kalkmasını bilelim, gerçek barış isteyenlerle el, ele verelim yeter. Bunca kan akarken danıştayın da özgürlük aklına gelmiş. Sigara özgürlüğü! bütün özgürlükler verildiği için bu özgürlük eksik kalmıştı, helal olsun danıştaya; nasılda aklına gelmiş, kişi özgürlüğüne giriyormuş, anayasa aykırı imiş !!!!! Bravo!!!!! Tam Aziz Nesinlik !
Selamlar. Hatice Kızıllyıldız / 22.6.2010