Sayin yetkili,
Aşağıdaki yazımı yayın ilkelerinize aykırı değil ise ( konuk yazar veya halkdan gelenler) başlığı altında (muhtemel bir yanlış anlamaya neden olamak için) eklenti ve alıntı yapmadan tümünü yayınlamanızı dilerim. 24 Mayıs 2010 - Londra
Saygılarımla Hüseyin Doğan
Bir sunni gözüyle Cem Evleri gerçeği
“İyiki varsın CEM EVİ.”
Olası atgözlüklülerin, yazımın sonunda öküz altında buzağı aramamaları için peşinen kendimle ilgili özel bilgiler verme (görgüsüzlüğüne) ihtiyacı duyuyorum af ola. Ben on yıldır İngilterede yaşayan altmışlı yaşların içinde dini ibadetlerini yerine getirmeye çalışan söylemesi ayıp geçen sene (eğer Allah kabul etmiş ise) Haç görevinide ifa etmiş olan sunni mezhebinde bir Türkiye Cumhuriyeti (Türk) vatandaşıyım.
İnsan için “eşrefi mahlukat!.” denildiğne göre en şerefli yaratık’a yakışır şekilde ve iyi vatandaş olmanın bir gereği olarak okuyan, yazan, araştıran, düşünen, soran, sorgulayan, ülke ve dünya gündemini yakında takip etmeye çalışan bir fert/karekterim.
Hangi tarikata veya cemate ait oldukları benim için pek de önemli değil, Londrada bulunan tüm Türk camilerinde görev yapan muhterem din adamlarımızın dostluklarına mazhar olduğum çokları ile dostane özel münasebetler içindeyim. Bunun yanı sıra yine Londrada Alevi canlarımızın mabetleri diyebilecegimiz bünyesinde gençlerin çok geniş bir yelpazede kurs ve eğitimler aldıkları Alevi vatandaşlarımızın sosyal ilişkilerini geliştirdikleri ve gerçekleştirdikleri Cem evi’nede sene içinde (toplumumuzun tüm kesimlerine açık olduğu ilan edilen) bazı kutlama ve anma törenlerine katılırım. Ancak bu son ziyaretim büyük bir acıyı paylaşmak için oldu.
12 Mayıs günü çok değerli aile dostumuz (Kürt Alevi) İbrahim Arsu ‘nun muhterem eşi, bacımız Hatice hanımın ansızın büyük bir aileyi öksüz bırakarak Hakka yürüdü/Hakkın rahmetine kavuştu. Cem Evi acılı aileye cenazenin kaldırıldığı 17 Mayıs gününe dek mükemmel bir ev sahipliği yaptı. Bu süre içinde gerçekleştirdiğim iki taziye ziyaretimde de memnuniyet ve birazda gıpta ile gördümki, gerek cenaze sahipleri gerekse biz (başsağlığı dilekcileri) kendimizi Anadoluda köylerimizde geniş mekanlı evlerde ana/baba ocaklarımızın sıcaklığını hissettik. Ve neticede merhumenin naşı “İslami usullere göre Kuranı-Kerimden ayetler okunarak sevgili peygamberimize (sav.) salat ve selamlar gönderilerek kıldırılan cenaze namzının” akebinde vasiyeti üzerine Türkiyeye uğurlandı. Aile ve akrabalarının büyük çoğunluğu zaten bu ülkeye yerleşmiş ve de muhtemelen artık Türkiye ye dönmeyecek olan merhumenin, naşı’nın Türkiye de köyünün bozkırına defnedilmesini vasiyet etmiş olması da başlı başına bir tez ve araştırma konusudur.
( Ben kendi adıma bu kuruluşun bugünkü haline gelesiye kadar emeği geçen tüm Alevivatandaşlarımızı tebrik ve teşekkür ediyorum) 2
Hani bazen birkaç yüz sayfalık bir kitap okursunuzda aklınızda genel bilgilenmenin dışında hiç birşey kalmaz, bazende o kocaman kitabın sonunda belleğinize öyle bir tek sözcük, cümle veya tanımlama yer ederki, o sizin için bir anlamda kitabın özeti hatta bundan sonra bir zaman dilinize dolayacağınız yaşam felsefeniz olurya. İşte banada cenaze sonrası ağırlaşan adımlarla evime dönerken aynen böyle birşey oldu. Belki içimde belkide sadece benim duyabileceğim tonda sesli olarak “iyiki varsın Cem Evi” diye söylenmeya başladım. Bir an düşünseniz ya, daracak mekanlarda daracık imkanlarla yaşamak durumunda kaldığımız bu dünya başkenti şehir Londra da böyle bir olay vukunda sorunumuzun maddi ve manevi yükünü çökmüş omuzlarımızda nasıl taşıyabilr, ziyaretci/misafirlerimizi kendi olanaklarımzıla nasıl ağırlayabiliriz!
Biz (sunnilerinde) bir nevi Cem Evlerine ihtiyacı var!
Hiç kimse önyargılarına kapılarak bu da neyin nesi! demesin veya ifadelerimden yanlş anlamlar çıkartmaya çalışmasın ve kendimizi aldatmayalım. Genelde tüm yurtdışında özelde İngilterede yaşayan biz sunni gurbetcilerinde nasıl bir isim verilir adına ne (.... Evi) denilir bilmem Cem Evlerinin bir başka benzerine acilen ve şiddetle ihtiyacımız var. Edmonton daki Mevlana Rumi camisinin (hasbelkader) sahip olduğu bir odalık salonunun dışında Londradaki camilerimizin hiç birinde cemate açık bir müştemalatı yok.
Bilindiği üzere T.C Büyük Elçiliğine bağlı Din Hizmetleri Diyanet Vakfının başında toplumun tüm kesimlerine aynı mesafede duran, ön yargısız bir kişilik sergileyen benimde kendilerini şahsen ve yakında tanıma fırsatı bulduğum din hizmetleri müsteşarı tarihci yazar Prof. Dr. Seyfettin Erşahin gibi bilge bir zat var. Bu sorun bu kişinin görev süresi içinde pekala çözülebilir. Öyle umuyor ve temenni ediyorum ki bu görüşüm Londradaki sunni kesim tarafında büyük kabul görecek ve bu eksiğin giderilmesi pek uzun sürmeyecek Kaldıki Cem Evileri bu örgütlenmeyi ve hizmetleri bilindiği gibi devlet desteğinden mahrum! salt toplum dayanışması sayesinde başardılar ve başarıyorlar. Çok samimi ve açıkca söylüyorum aksi takdirde ben cenazemin Cem Evinde kaldırılımasını vasiyet edeceğim!... (eğer cem evi yönetimi kabul ederse tabi)
Cem Evi/evlerine devlet desteğini hak ediyor/etmiyorlarmi?.
Uzun süredir Alevi toplumu ve önderlerinin mücadelelerine rağmen Cem Evlerine camilere olduğu gibi Diyanet in bütcesinde devlet desteği verilmemesi bence devletimizin bir ayıbıdır. Her na kadar zaman, zaman bazı Alevi önderleri ayrımcılığa uğramışlık hissiyle olsa gerek fevri olarak Alevilik İslam dışında ayrı bir inanç şeklidir türünde beyanlarda bulunuyorlarsada, Allahda biliyor kuluda biliyorki Alevilik İslamın tam içinde üstelik “ehli-beyt’ den” gelen islam’ın mezheplerinden birisidir. Tarih içinde din değiştirip başkalaşan Bulgarlar, tarihin bir cilvesi olarak Musevi’leşen Hazar Türklerine ve şurada burada bir şekilde Hırıstıyan’laşan hatta Şaman kalan bir avuç Türkler için hüzünlendiğimiz bir gerçekdir. Dini/dinleri, evrensel insanoğlu anayasası ve fertlerin içsel inançları, mutlu olmak, kabullenmek vesilesi olarak kabul edersek dünyadaki tüm nufusları 25 milyonu geçmeyen, (daha yenisi yani 1400 senelik son din varken) 3 bin yıl öncesinin inancına sahip çıkan Yahudilerin, mabetlerinden şarap içerek ayin yapan 2 bin sene öncesinin inançına sarılan Hırıstıyanların, dinlerini din olarak kabul ederken, içki içilmeyen, kumar oynanmayan fuhuş yapılmayan bu mekanlarda sadece, “Ya Allah ya Ali ya Muhammed / Eline beline diline hasip ol haa! Huu Allah hu.....” diyerek semah dönen, devlete vergilerini veren, askere giden, şehit düşen, helale harama adalete özen gösteren üstelik nufusumuzun 1/3 biri gibi önemli bir sayıyı teşkil eden Alevilerimizin inançlarına devlet ipoteki koymak sizce mübahmıdır aziz din kardeşlerim ve muhterem devletim? Vatandaşları inekler’e tapan devletler ne yapsın? Eğer alevi vatandaşlarımızın Cem Evleri yaşatılmazına yardımcı olunmaz ise hiç şüpheniz olmasın gelecek.
3
Nesil Alevi evlatları Ateizm’e ve Hırıstıyanlık’a yönlenecekdir!. Merak ediyorum O zaman bu günahın vebalini kim veya kimler üstelenecek?
En fazla “...senin dinin sana, benim dinim bana” diyebiliriz. Ancak en azında vatandaşlık ve insan haklarına saygı göstermek gerekir. Yine bazılarımızın işine gelmese bile, Alevi toplumunun Türkiyede Laik Cumhuriyetinde teminatı olduğuda gerçektir.
30 yıldır ülkemizde hüküm süren ölümcül teröre rağmen iç savaşı yaşanmıyorsa ve inaç sistemlerini devletce red ederek aleyhlerine ayrıcalık yapılan Alevilerimiz ötekileşmiyorlarsa bunu 1000 yıllık kardeşliğin yarattığı, perçinlediği ortak paydalara borçluyuz ama bu değerleri daha fazla istismar etmenin ve yıpratmanında bir anlamı yok.
İki tarafın (Alevi ve Sunni kesimlerin) fanatiklerine/yobazlarına fırsat verilmemeli.
Tarih boyunca ülkemizde Alevi ve Sunni toplumlarının birbirlerine mesafeli endişeli durdukları hatta zaman zaman olumsuz ve aşağılayıcı tavırlar takındıkları haksız ithamlarda bulundukları bir gerçekdir. Bu tutum içindeki aktör kişiler azınlıkda olsalar dahi yıkıcı etkileri hep büyük ve acı olmuştur. Bu yıkıcılığın en uğursuz örnekleri henüz 32 sene önce yaşanmıştır. Samimiyetle kabul edelimki “Çorum K.Maraş ve Sivas” olayları alevi kesimin üstünde bir tramvaya neden olmuştur. Şimdi biz yaşayan nesillere düşen görev tarihden ders alarak bu güvensizlik ve önyargılı ortamın izlerinin temamen silinmesi için samimi gayret göstermeliyiz. Bu gayret Sunni dostunun iftar yemeğine, yemek salt camin,n restaurant’ında verildiği için katılmayan Alevi ve Alevi yurtdaşını kafir olarak görme gafletinde olan sunni Müslüman insanlarımız kalmayasıya kadar özenle devam ettirilmelidir.
İngilter/Londra da Alevi ve Sunni toplum önderlerinin sorumlulukları...
Yukarıdaki kısaca değinmeye çalıştığım gibi Londrada başta Din hizmetleri müşavirimiz sayın Prof. Dr. Seyfettin Erşahin beyefendi olmak üzere iyi yetişmiş önyargısız aydın din adamlarımız var. Alevi kesimin de genç ve dingin bir ekiple, tükenmek bilmez enerjisi ile gece gündüz temsil ettiği toplumunun ve vakfının sorunlarının peşinde koşturan bir tarafdan da Londraya gelen T.C. devlet yetkililerinin yakasına yapışıp ‘Alevi toplumu olarak yasal/insani haklarımızı verin bunun için kendi devletimizi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine vermek zorunda bırakmayın’ diye çıkışlarda bulunan Cem Evi başkanı İsrafil Erbil bey var.
Sayın Erbil aynı zamanda Londrada’ki Türk Camilerinde’ki öğrenciler ile Cem Evi öğrencilerini tanıştırmak kaynaştırmak istiyorum benzerlik ve farklarını bilsinler birbirlerinden korkmadan büyüsünler ve yine birbirimizden kopmadan bize ait değerleri yaşamalyız diyebilen ve diyoloğa açık genç, iyi niyetli seçilmiş bir liderdir. Bu olumlu ortam her iki toplumun çıkarlarına uygun olarak değerlendirilmelidir.
Zaten bu çok uluslu yabancı ülkede her azınlık kendi milli benliğini koruma çabasında bizde burada çok küçük bir azınlık olarak zaman içinde yavaş yavaş da olsa asimile olamaya mahkum olmadan kendi iç dinamiklerimizi harekete gecirerek bu süreci benliğimizi, ulusal karekterimizi kaybetmeden yerli toplum ile enteğre olmaya dönüştürelim. Bu oluşuma katkı koymak duyarlı tüm toplum önderlerimizin ve Anadolu insanının görevi olmalıdır. Ya değilse olup biten kopmalara seyirci kalıyorsak belkide temelde bir taşıda biz yerinde oynatıyorsak dahası bugünün sorunlarını ve kırgınlıklarını, korkularını gelecek nesillere bırakıyorsak geçmişteki bir yazımın başlığı gibi ‘ can ile canan arasında ki meseleler hiç bitmeyecektir. O zaman bir Alevi ozanımızın dediği gibi ” .....Alevi olsak ne çıkar Sunni olsak ne çıkar!”
(Vatandaş) Hüseyin DOĞAN
huseyin.dogan@btinternet.com
"İYİ Kİ VARSIN CEM EVİ" YAZINIZA CEVAP
Saygı değer Hüseyin Doğan,
Gomanweb.com sitesinde yayınlanan, "Bir Sünni Gözüyle Cem Evleri, iyi ki varsın Cem Evi" başlıklı makalenizi, dikkatle ve keyif alarak okudum.
Aleviliğe ve Alevilere, sevgi temelli hümanist duygularla yaklaşıp, hoşgörülü temiz düşüncelerinizi yazıya döken elinize, Müslümanlarca her türlü hakarete layık görülen Alevilere yer ayırdığınız yüreğinize sağlık. Siz de, "iyi ki varsınız"
Kendimi kısaca tanıtmam yerinde olur kanısındayım. Alevi ana babadan doğmuş, ilkokul mevzunu, işçilikten emekli ve doğduğu köyde oturan bir T.C. yurttaşıyım.
Sayın Doğan, yine hoşgörünüze sığınarak, İslam la Aleviliğin temel değerlerini karşılaştırarak bilginize bazı veriler sunmak istiyorum. İslam la Aleviliğin birbirini yadsıyan anlayış farklılığını göstermeye çalışırken, belirteceğim verilere; "insani değerler" açısından bakmanızı önemle rica ediyorum.
1- İslam’da; Allah-kul, yaradan la yaratılan, cennet-cehennem yani, ceza ve ödül inancı vardır.
- - Alevilikte; insan dâhil doğanın kendisinin "varlığın birliği (vahdeti-vücut) Hakk'ın tecellisi, doğan her canlının Hak’tan geldiğine; öldüğünde, geldiği kaynağa geri döndüğüne yani, Hakk'a yürüdüğüne" inanılır.
2- İslam’da; "münkirlerle (Allah ve Resulüne inanmayanlar) yakın akrabanız hatta ana babanız da olsa dostluk kuranlar, onlar öldüklerinde Allahtan mağfiret dileyenler münafık olurlar" (dinden çıkmıştır). Münkirler iman edene kadar cihad ediniz,(Islama inanmayanları öldürünüz) elde edilen ganimetler mücahitlere (din için savaşanlara) helaldir " buyuruyor kuran.
- - Alevilikte; "yetmiş iki millete (inanca) aynı nazarla (gözle) bakmayan bizden değildir" "Elinle koymadığını alma", "gözünle görmediğini söyleme", "gönül yıkmak Hakk'ı yıkmaktır"; "bir insanı öldürmek Hakk'ı öldürmektir" düsturuna inanılır.
3- İslam’ın bir "hoşgörü dini" olduğu iddiasına karşın, İslam bir "Vahi dini" dir; (Allahın emirleri) tartışılamaz, yorumlanamaz olduğu kuran la sabittir.
- - Alevilikte; İnsan ı-Kamillerin (bilge İnsan) söz ve nefesleri "Hak Kelamı" kabul edilir. İnsan ı-Kamillerin kelamları tüm dinsel kitapların üstünde tutulur.
4- İslam’da; (kuran da) kadın domuza, köpeğe ve eşeğe benzetilir, cehennemin çoğunlukla kadınlardan oluşacağı ayetlerle sabittir.
- - Alevilikte; kadın, erkeklerle eşit değerde bir "can"dır.Yani varlık nedenimiz "ana" dır, dert ortağımız "bacı" dır, acısı ve sevinciyle yaşamı paylaştığımız "yar" dır.
5- İslam’da ibadet, (cami' de) her gün tekrar tekrar işlediği günahların cezası olan cehennem korkusuyla Allahtan af dilenmeyi ve cennette hurilere kavuşmayı amaçlanmaktadır.
- - Alevilikte ibadet; toplumsal huzuru bozanı cezalandırmak, (selamı keserek toplum dışına atmak) dargınları barıştırmak, üretim, eşit paylaşım, barış ve huzur içinde bir toplum yaratmaya yönelik dünyevi bir içerik taşır. Aleviler İbadetinde dem (rakı) çeker, saz çalar, doğanın sembolik anlatımı olan semah dönerler. Bunları camiye sokabilir miyiz?
Saygı değer Doğan, bu örnekler yani, İslam la Aleviliğin farklılığı istediğiniz kadar çoğaltılabilir. Alevilikle İslam’ın, dahası tüm uhrevi dinlerin uzaktan yakından hiç bir ilişkisi ve benzerliği yoktur. Alevilik bir din değil; insansal ilişkileri, insan-doğa ilişkisini binlerce yıldan beri kendince yorumlayan, insanı hep yücelten bir yaşam tarzıdır.
Sevgi, saygı ve yaşamsal ihtiyaç nesnelerini eşit paylaşım temeli üzerinde şekillenmiş, bu değerleri bin yıl Hıristiyan, yaklaşık bin yıldır da İslam mezalimine karşı can bedeli savunarak günümüze taşımış bir insan potansiyelini, "kendinden olmayanı öldür" inancının bir parçası görmeyi veya onun içine sokmayı hangi insani vicdan uygun bulur diye sormak hakkım değil mi?
Sayın Doğan; içtenliğinizden, samimiyetinizden hiç ama hiç şüphem yok. Ancak, tabirimi bağışlayınız, bilgi eksikliği daha doğrusu kirli bilgi insanı yanlış yönlendirebiliyor. Kirli bilgi yayanlar da, insanların gerçeği bilmesi durumunda yok olacaklarının bilincinde olduğunu da, biz gerçeğe susamışlar farkında olmak zorundayız.
Osmanlı döneminde "Alevinin katli vacip malı helaldir" fetvalarına karşın, cumhuriyet döneminin de Alevileri yok sayması karşında "Cumhuriyet, Osmanlının devamı mı" sorusunu gündeme taşıyor.
Diyanetin kurulması, Tekke ve Zaviyelerin kapatılması yasasıyla camilerin açık, Alevi Dergâhlarının kapatılması, (1925 li yıllarda Türkiye nüfusunun % 40 ı Alevi idi, bu insan potansiyeli % 50 kayıpla günümüzde ülke nüfusunun % 20 si kadar kalmıştır) "İmam" sözcüğünün serbestîsine karşın "Dede" sözcüğünün suç kapsamına alınması sizin hoşgörülü anlayışınızca ne anlama gelmektedir?
MS. 600 yılının ikinci yarısında yaşadığı belgeli Ermeni asıllı Alevi Mürşidi Pir Silvanus, (Pir Sultan Abdal) Yıldız Dağı eteğinde taşlanarak öldürülüp cesedini Bizans devleti yakarken yobaz bakmıştı. 2 Temmuz 1993 de Yıldız Dağına yakın Sivas Madımak Otelinde yarısı Sünni aydın 35 canı "Allahu-Ekber" ulumalarıyla yobaz yakarken de Laik-Demokratik devlet bakmıştı.
Bu olayı yani, üstteki paragrafı kin ve nefretimi kusmak için değil, Aleviliğin gerçek tarihini anlatmak, Bizanstan "Çağdaş" Cumhuriyete ne değiştiğini anımsatmak ve sorgulamak için anlattım.
Günümüz Aleviliği, özünü taşıdığı halde kıblesi değişmiş gibi. Uğruna gözyaşı döküp dizlerini dövdükleri İmam Hüseyin'e Yezit seçenek sunmuştu; "Biat et kelleni bağışlayım" demişti. Sivas Madımak ta yakılanlara hiç bir seçenek sunulmadan "Allahu-Ekber" naralarıyla yakıldılar.
Her şeye rağmen Aleviliğin tek ve temel bir sorunu vardır. Kadim insanı olduğu Anadolu'da "eşit yurttaş olmak" Devletin "yok" saymasına karşın Aleviler varlar, Cem Evleri ve Kanaat önderlerinin giderlerini karşılamaktan gocunmuyorlar. Diyanet bütçesinden pay almayı da laikliğe ihanet, devletin işlediği suça ortak olmak gibi algılıyorlar. Alevilerin devletten tek isteği rahat bırakılıp oldukları gibi yurttaş kabul edilmeleridir.
Binlerce yıldan beri Aleviliği ne Hıristiyanlığın ne de İslam’ın içine sokmaya hiç bir güç kifayet etmedi, bundan sonra da etmeyecektir. Saygılarımla.
03. 06. 2010. Bekir Özgür.