CHP DOSYASI - 1 > 4   Turan Eser

 

CHP’Yİ NE SAMİMİYETTEN UZAK “YENİDEN YAPILANMA”, NE DE SAHTE İMAJ KURTARMAYACAKTIR.

 

Turan Eser

 

Yerel seçimler sonrası, Aleviler, sol-sosyal demokrat partiler, dernekler, sendikalar ve yeni toplumsal hareketler tarafından cevap arayan en can alıcı soru “şimdi ne yapmalı?” olur. Çünkü bu soruya verilecek politik ve örgütsel cevabın kendisi, Türkiye’deki siyasal hayatta, solun ve sosyal demokratların geleceğini tayin edecektir. Bu nedenle bugünden itibaren başlayan, “sol ve sosyal demokratlar ne yapmalıdır” sorusuna ilişkin “lider” odaklı sunulan çözümlerin, baştan çözüm olmadığı belirtmek gerekir. Çünkü kendini “sol” ya da “sosyal demokrat” olarak tanımlayan parti liderlerinin “çözüm” sunma hakkını bu süreçte halka devretmesi gerektiği kanaatindeyim. Çünkü sol ve sosyal demokrasinin evrensel ilkelerinin toplumsallaşmasını sağlama konusunda aciz kalan solun politik tavrı sayesinde, rantçı, muhafazakar, milliyetçi ve İslamcı sağın yükselişi engellenemedi. Solun yenilgisine zemin yaratarak, sol politika ve örgütsel güç açısından sorun üretenlerin, ne “yenilenme”, ne “değişim” adı altında çözüm üretmesi mümkün değildir.

 

Her secim sonrası samimiyetten uzak “öz eleştirilerin”, tabanı dışlayan ve sorunun asli unsurlarının “yeniden yapılanma” stratejileri ve halktan kopmuş yöneticilerin “toplumsallaşacağız” ifadeleri inandırıcılıktan uzaktır. CHP gibi sözde sosyal demokrat merkezin, Türkiye’de yeni bir umut oluşturması mümkün değildir. CHP’den yeni bir umut beklemek ise, dipsiz kuyudan su çekmeye benzeyecektir.  Alevileri, Kürtleri, işçileri, emekçileri, kadınları, gençleri, yoksulları, gayri Müslimleri, yeni toplumsal hareketleri görmeyenlerin ve solun siyasi Rönesanssını bu kesimlerle başlatmayanların, solun yeniden seçenek olmasını sağlaması mümkün değildir.

 

Bu çerçeveden bakarak CHP liderinin “değişim ve yeniden yapılanma” ifadesinden medet umanlar ve buradan umut bekleyenleri, gelecekte yaşayacak hüsranlarından korumak için, CHP’de yeniden yapılanma tartışmasına, başta Aleviler olmak üzere tüm toplumsal kesimlere uyarılarımı yapmak istiyorum.

 

KILIÇDAROĞLU VE KARAYALÇIN’I CHP MYK’SINA TAŞIMAK; DSP’NİN 5 MİLLETVEKİLİNE ÇENGEL ATMAK, ÖRGÜTSEL VE POLİTİK ZEMİNDE BİR YENİDEN YAPILANMA DEĞİLDİR.

 

Baykal’lı CHP, hüsranla sonuçlanan son 7-8 seçim sonrası bu türden açıklamaları yapmıştır. 29 Mart seçimlerinden başarılı çıktığını ifade etmektedirler. Oysa yükselen gerici, dinci siyaset karşısındaki, CHP’li olmayan çaresizlerin oyunu alan CHP başarılı değildir.

Dolaysıyla her seçim sonrası olduğu gibi, Baykal hizbi, yüksek dozlu eleştirileri ve tartışmaların önünü kesmek, kendi kişisel egemenliğini korumak için koltuk siyaseti uğruna her türlü popülizm ve pragmatizme başvurmuştur. Parti içi ve parti dışı sol muhalefetin “gazını almak” için, bir iki değişiklik ile bu süreci geçiştirecek ve solun önünü tıkamaya devam edecektir.

Şu an CHP karşısında, kitlesel ve politik açıdan güçlü bir siyasi seçenek yaratılmadığından, gerek iş dünyası, gerekse medyanın bir kesimi, Baykal’lı bir yönetimi tasvip etmese de CHP’nin, AKP karşısında bir süre daha desteklenmesi yönünde yayın yapmaya devam edecektir. Bunun bilincinde olan Baykal hizbi, eski muhaliflerinden “herkesin satın alınacağını” düşünerek, şu anki CHP’sine, eski CHP’lilerden “yama” yaparak, politik olarak yamalı bohçaya dönmüş partisini, “yeniden yapılandırdık” diyerek, halkı kandıramaya devam edecektir.  Sayın Kılıçdaroğlu’nu, Sayın Karayalçın’ı MYK’ya almak ya da önemli görevlere getirmek, DSP yönetimine muhalif olan milletvekillerini kışkırtmak ve onlara çengel atmak, siyasi etik açısında sorunlu olduğu gibi, Baykal CHP’sini iktidara taşımaz, ancak bir süre daha koltuğunu taşır.

 

CHP’DE YENİDEN YAPILANMA YOK, ESKİ KREMLERLE YENİ MAKYAJ VAR

CHP lideri tarafından ifade edilen “yeniden yapılanma” ile kast edilen, Baykal hizbinin egemenliğini etkilemeyecek bazı önemli isimlerin merkez vitrinine alınmasından ibarettir.  Önümüzdeki günlerde muhtemelen, bu seçim öncesi ve sürecinde siyasi popülaritesi artan sayın Kemal Kılıçdaroğlu ile bir ihtimal eski SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın’ı CHP MKY’sına alabilir. Eskiden olduğu gibi katılımcılık ilkesi ihlal edilmiş, sadece Baykal hizbinin ihtiyacına göre hazırlanmış program ve tüzük kurultayı yapılabilir. Böylece CHP “yeniden yapılanma” gerçekleşti mesajı vermeye çalışabilir. Oysa bu türden lider egemenliğini korumaya hizmet eden, zihniyet ve örgütün yapılanmasının değil, kişilerin değiştiği vitrinle, “CHP’de değişim” ve “yeniden yapılanma” sağlanmış olmaz. 

 

CHP’de gerçek anlamda değişimi sağlanmak isteniyorsa, o zaman üç şey yapmak lazım. Bir, CHP’yi statükocu, elitist, Ergenekon’cu ve resmi ideolojik ezberden kurtarıp, solun ve sosyal demokrasinin evrensel ilkeleri ile buluşturacak toplumcu bir politik programı halkın katılımıyla yaratmak. İkincisi, CHP’de Baykal hizbinin diktatörlüğünü koruyan tüzük yerine, katılımcılığı ve parti içinde tam demokrasiyi sağlayan tüzük kurultayı yapmak. Üç, sahil şehirleri ve üç büyük metropol kentte, halktan kopuk, insan yabancı ve parti binasına sıkışmış örgütü halkın yaşam alanları taşıyacak bir örgütlenme modelini yaratmak gerekir. Peki bu üç şeyi başarmak mümkün mü? Baykal hizbinin, etkisi ve egemenliği kırılmadan zor. Baykal’ın yanında yer alarak “CHP’de değişim ve yeniden yapılanma” beklentisi içinde olanlar bir kez daha hüsrana uğrayacaktır. Sahil güvenliğinde sorumlu parti haline gelenlerin, varoşların, yoksulların, farklı kimliklerle barışık olması, siyasi kibirlerinden ve rahata düşkünlüklerinden dolayı  mümkün değildir.

 

CHP SOLDA YENİLENMENİN ÖNÜNDE ENGELDİR.  BU ENGELLİ ANCAK ALEVİLER KALDIRABİLİR.

CHP’nin karşısında, Alevilerin, solcuların ve sosyal demokratların bir seçenek sunma çabası içine girmemesi, Baykal hizbinin işini kolaylaştırıyor. CHP’nin samimiyetten uzak siyasi manevralarıyla dile getirdiği “yeniden yapılandırma” ve “olağanüstü kurultay” adımları, soldaki siyasi ve örgütsel boşluğu doldurmayacağı gibi, gerçek anlamda bir sol ve sosyal demokrat kimlikli partinin kurulmasını da geciktirmektedir.  Çünkü gerek kamuoyu, gerekse sol seçmen tarafından bilinen bir gerçek var; CHP soldaki siyasi ve örgütsel boşluğu doldurmadı, başka bir sol-sosyal demokrat partinin doldurmasını da hep engelledi. CHP’ni her türlü manevralarla işgal ettiği siyasi alanı, gerçek bir sol-sosyal demokrat partinin doldurması gerekir. Solun ve sosyal demokrasinin gerçek evrensel ilkelerine bağlı partinin kurularak, toplumsal kesimleri CHP’nin sahte değişim imajlarından kurtarmalıdır.

 

CHP’nin ve Baykal hizbinin yıllardır yanlışlarına rağmen ayakta kalmasının sağlayan, başta Aleviler olmak üzere, tüm gerçek solcuların ve sosyal demokratların hızla cevap vermesi gereken soru şudur; Bizler CHP’nin sahte imaj değişimine, satılacak irademiz ve oyumuzun olmadığını söyleyip, CHP dışında yeni bir siyasal hareket mi yaratacağız? Yoksa,  CHP’nin samimiyetten, sol değerlerden ve halktan uzak “yeniden yapılanması” karşısında seyirci mi olmak?

 

Bu sorunun en doğru cevabının, tüm toplumsal kesimleri, politikalarını ve örgütlenme tarzını beğenmediği partilere oy vermekten kurtarmak olmalıdır. Bunun yolu ise, tüm toplumsal kesimlerin katılımcılığını sağlayarak, onun sahipleneceği ve katılacağı politikaları ve örgütlenme tarzını oluşturmak geçiyor. 

 

HALK CHP’Yİ ÇÖZÜM PARTİSİ OLARAK GÖRMÜYOR.

Bu ihtiyacı destekleyen ve “neden yeni bir sol parti gereklidir?” Sorusunun yanıtını bulmak için elimizde önemli araştırma verileri mevcuttur. Halk mevcut siyasi partilerden memnun değil. Özellikle CHP’den memnun değiller.

 

Tarhan Erdem yönetimindeki KONDA şirketinin araştırma sonuçları bile halkın YENİ PARTİ istediğini ortaya koyuyor. KONDA seçim öncesi yaptığı araştırmaya katılan deneklerine soruyor “Türkiye’nin en önemli ve en acil sorunlarını hangi parti çözer?” Halkın bu soruya verdiği cevap oldukça ilginçtir. Ankete katılanların yüzde 26’sı  “Bu sorunlar sürer, gider’” derken yüzde 23’ü de “Yeni parti lazım” diyerek cevaplamıştır. Yani yüzde 49’u mevcut partilerden memnun değil ve çözümün siyasi adresi olarak görmüyor.

 

KONDA araştırmasında gözardı etmememiz gereken diğer bir önemli ve ilginç bulgu ise,  AKP’li  seçmenin yüzde 70’i AKP’nin “sorunları çözebileceğine güvenerek oy verdim” derken,  CHP seçmeninin sadece yüzde 39’u, CHP’ye güveniyor.

“Peki bu sorunları kim çözer” sorusuna verilen cevaplar daha da ilginçtir.
CHP seçmenlerinin yüzde 33’ü, “Sorunları çözebilmek için yeni parti lazımdır” demektedir. Seçim öncesi bile, CHP’ye oy verenlerin nerdeyse yarısı YENİ PARTİ istiyor.  Yani halk CHP’yi değil, yeni parti istiyor. Yani CHP’nin ne “değişim” ne de “yeniden yapılanma” kılıfı, sahte makyajını korumaya yetmeyecektir.

 

SADECE ARAŞTIRMALAR DEĞİL, CHP’Yİ YAKINDAN TAİP EDEN GAZETECİLERDE BAYKAL HİZBİNDEN BUKMIŞ DURUMDADIR.

Baykal CHP’sini tanımamıza yardımcı olacak önemli bir değerlendirmeyi Milliyet Gazetesindeki köşesinde Melih Aşık şöyle tarif ediyor “Deniz Bey, liderliğini, parti içi demokrasiyi sürekli daraltarak sürdürebiliyor. Enerjisinin yarıdan fazlasını koltukta tutunmaya harcıyor. O nedenle parti içinde biatçılar, teşrifatçılar, yağcılar öne çıkıyor. Nitelikli insanlar geri plana düşüyor. Parti kaliteden uzaklaşıyor. Deniz Bey’in artık herkesin öğrendiği bir yaşam kuralı var:“İktidarı almam, muhalefet liderliğini de başkasına kaptırmam.”
Sayın Melih Aşık halkın aklından geçene tercüman oluyor, “ O yüzden ısrarla bir iktidar programı yapmaz, CHP iktidara geldiği takdirde neyi nasıl çözeceğini halk dahil kimse bilmez... Bilmediği için de oy vermez. Deniz Bey’in politikası sosyal demokratları ömür boyu muhalefete mahkûm eder. Deniz Bey CHP’nin önünden biraz olsun çekilmelidir” önerisinde bulunuyor.

 

Yıllardır Baykal CHP’sinin siyasi tutsağı haline gelmiş Alevilerin, bugün Baykal hizbinden kurtulmasının tam zamanıdır. Bu durumu fırsata çevirmeyenlerin, halkın ihtiyaç ve talebini ertelemeyi tercih edenlerin, gelecekte şansı olmayacaktır. CHP içinde kalarak “biatçılar, teşrifatçılar, yağcılar” grubuna dahil olmak istemeyenler için doğru yol, Alevilerin CHP’den hızla uzaklaşmasını sağlamak ve YENİ SOL PARTİYİ kurmak için diğer toplumsal dinamiklerle birlikte hareket etmek için, ilişkiye geçmesidir.

 

86 YILLIK CHP, BAYKAL’LA TÜRKİYE’YE VEDA ETTİ. TÜM TÜRKİYE ÖRGÜTLENMEDİ.

CHP’nin bir Türkiye ve halk partisi olmadığını ısrarla herkese anlatmamız lazım. Baykal hizbinin egemenliğine destek olmak, onun koltuğunu parlatmak için siyaset yapılmayacağını belirtmek gerekir.  86 yıllık CHP, 2009 yılında 2946 Belediye Başkanlığı seçimi için, aday göstermekten aciz parti haline gelmiştir. AKP 2946 Belediye Başkanlığının tümü için aday gösterirken, CHP sadece 2018 yerde aday göstermiş ve 928 belediye için aday çıkaramamıştır.  Yani CHP seçim yapılacak belediyelerin yüzde 31’inde aday göstermedi. Seçim sonuçları bize, CHP’nin Doğu ve Güneydoğu’da silindiğini gösterdi. Anadolu’da % 5’in altına düştüğünü gösterdi. Sadece sahil güvenliğinden sorumlu parti haline geldi. Geçen seçimlere göre, İstanbul, İzmir, Ankara ve Antalya adaylarının kişiliğine verilen oylar sayesinde, oy artışı, bir CHP başarısı değildir.

 

DEVAM EDECEKTİR..



Turan Eser
Ankara/ Türkei
 

...................................................................................................................................................................

 

CHP Dosyası II

 

DENİZ BAYKAL’DAN SOLCU, BAYKAL CHP’SİNDEN DE SOL PARTİ YARATILAMAZ

 

Turan Eser

 

Halk yerel seçim sürecinde, bir kez daha siyaset aktörleri, partileri tanıma fırsatı bulmuştur. Siyasetin hangi zeminler ve hangi eksenler üzerinden cereyan ettiğine tanık olmaya çalıştı. 29 Mart 2009 yerel seçimlerinde sadıktan SGP (Sahil Güvenlik Partisi) olarak çıkan Baykal yönetimi, siyasetini solun ve sosyal demokrasinin ilkeleri üzerinde Türkiyelileştiremediler.  SGP olarak CHP’nin sağ, dinci, muhafazakar ve milliyetçi partilerden farklı olarak, hangi alternatif politika ve seçeneklerle halkın karşına çıkacağını beklendi. Sonuçta CHP’nin parti olarak yerel seçimlerdeki iddiasının ve kararlığının, bazı CHP adaylarının iddiasının gerisinde kaldığı görüldü. İstanbul ve Ankara’da adaylarının CHP Genel Merkezi tarafından bile desteklenmediğini görülmüştür. Baykal hizbinin asıl derdinin yerel seçimlerde kazanmaktan daha çok, sadece oy artırma kaygısı olduğudur. Baykal bu seçimlerde “bakın oy oranımız artmıştır” derinliğinde seçim kampanyası sürdürmektedir. Bu sürecin siyasi konu mankeni olan adayları ise, tüm yaşadıkları sıkıntıları içine atarak, hiçbir şey olmamış gibi tekrar Baykal hizbinin gölgesine sığınmak zorunda kaldılar.

 

Siyasetin solu halen boş. Alternatif bir siyasal oluşum ve proje gündemde olmayınca, gerek medya, gerekse iş dünyasının bir kesimi, AKP karşısında Baykallı CHP ile devam edelim yönünde yayın yapmak ve görüş beyan etmektedir. Bu ise siyasetin ve demokrasinin halksız sürdürüldüğünün en somut örneği olarak karşımızda duruyor.  Siyasetin geleceğini halkın değil, gücü ve iktidarı elinde tutanların belirlediği Türkiye’de, siyasetin en önemli sorunu, aslında siyaseti özgürleştirmek olduğunu gösteriyor. Halk, demokrasi güçleri, sol ve sosyal demokrat seçmenler, CHP’den umutlu bir bekleyiş içinde değildir. Fakat yukarıda belirttiğimiz gibi, bir gurup medya tekeli ve ekonomi dünyası, AKP’ye karşı “yenilenmiş” ve “cilalanmış” CHP istiyor.

 

ALEVİLERİ SİYASETİN KUNTA KİNTİ’Sİ HALİNE GETİREN CHP İLE YÜZLEŞMESİ GEREKEN İLK TOPLULUK YİNE ALEVİLERDİR.

Halk ise aslında yeni bir sol ve sosyal demokrat kimlikli parti seçeneğinin yaratılmasını arzuluyor. Özelliklede Baykallı CHP’nin ayakta durmasını sağlayan ve onun toplumsal desteğinin sunan Alevi seçmenlerinin, CHP ile doğrudan yüzleşmesi zorunlu ve ilkesel bir sorumluluk haline gelmiştir. Bu yüzleşme mutlaka gerçekleştirilmelidir.  Bu yüzleşmeyi engellemeye çalışan bir çok siyasi fırıldak ve rantçı yalaka takımı karşı çıkmaya çalışacaktır. Buna rağmen bu yüzleşme gerçekleşmelidir. CHP merkezinin “satın alınmayacak adam yoktur”, “Aleviler CHP’ye mahkumdur” ve “Aleviler özel bir önem göstermeye gerek, onlar tıpış tıpış bize oy verecektir “ rahatlığını ve görüşünü boşa çıkarmak ise, ancak siyasette onurluca dik duranların, Alevi hareketin onurlu ve ilkeler uğruna mücadeleyi Alevi toplumun lehine sürdürenlerin başlatacağı bir faaliyet olabilir. Zamana, mekana, statüye ve ranta göre fırıldaklık yapanların bu yüzleşmeyi gerçekleştirmesi mümkün olamaz. Onlar dün olduğu gibi, bugünde CHP kapısında nöbet tutar, gündelik kırıntılar peşinde koşar ve ilçe belediyelerinde asgari ücretli işe talip olan zavallı yalaka tiplerdir.  Bu zavallı tipler bir yandan Alevi hareketi içinde görünür, bir yandan da Alevileri kimliklerine hiçbir saygısı olamayan, Alevi toplumun hak ve taleplerine kulak tıkayan, inkarcı CHP’nin sözcülüğüne soyunurlar.

 

Siyasal alanda Alevi kimliğini kullanarak kişisel kurtuluş peşinde olan diğer bir grup siyasetçi profili daha var. Bu gruptakiler ise, sadece Alevi olmalarından dolayı, Alevi hareketinin yıllardır sürdürdüğü  mücadelesinin hiçbir yerinde çalışarak,  örgütlü ya da üye olarak yer almadan, sadece Alevi hareketinin büyüyen mücadelesinin, sembolik ve medyatik kısmına dahil olarak, buradan kurdukları ilişkileri “Alevilerin siyasal alandaki temsilcisiyim” sıfatını kullanarak kendileri siyasi partilere pazarlamaya çalışırlar. Davasına bağlı, örgütlü mücadelenin önemini bilen örgütlü Alevilerin bir çoğu, siyasal alanda bireysel davranan bu kişilere yıllardır gereken saygısını, dostluğunu ve misafirperverliğini ihmal etmedi. Derneklerinde düzenledikleri panellerinde ve kültürel etkinliklerin onlara yer verdiler. Fakat bu kişilerden bir çoğu, Alevi derneklerinin yurt içindeki ya da yurt dışındaki etkinleri üzerinden geliştirdikleri ilişkileri, seçim öncesi milletvekilliği ya da Belediye başkanlığı adaylığına tahvil etmeye çalıştı.

 

Oysa Alevi hareketinin söylemi, maddi ve manevi  “bireysel kurtuluş” yerine, demokratikleşmek, özgürleşmek, laiklik, eşitlik için siyaseti toplumsallaştırmak ve “hep beraber kurtulmak” ilkesini önerir. Dün olduğu gibi, bugünde CHP dahil hiçbir partide, Alevi hareketinin desteğini alarak, önerilmiş tek bir “Alevilerin temsilcisi” yoktur. Ne parti genel merkezlerinde, ne yerellerde, ne de Belediye yönetimlerinde böyle bir temsilci yoktur. Dolaysıyla bu sıfatları kullanarak, siyaset yapanların hiç birinin Alevi hareketiyle ve onların kurumlarıyla bir ilişkisi yoktur. 

 

Bugüne kadar CHP ile ciddi bir siyasal hesaplaşmayı hep dile getirilmiş ama bir türlü gündemine almayı başaramamış Alevi hareketinin, artık bu “adam yerine konulmadan kullanılmaya” dur diyecek bir siyasi açılımı yapması zorunludur. Toplumsal kaygı yerine daha çok kişisel kaygılarıyla hareket eden bu tip kişilikler ise Alevi hareketinin ve toplumun CHP hesaplaşmasına engel olması pahasına, bu yüzleşmeyi yapmanın, tarihsel ve onursal bir sorumluluk olduğunu bilince çıkarmak zorundayız. Alevilere siyasetin “Kunta Kinti’si”  muamelesi yapanları aklayan zihniyeti, yine Aleviler affetmeyecektir.

 

CHP’NİN TOPLAR DAMARI OLAN HALK, ARTIK ATAR DAMAR OLMAYI DÜŞÜNÜYOR.

Türkiye’nin sol-sosyal demokrat seçmelerinin en büyük yanılgısı belki de, Deniz Baykal’dan solcu, CHP’den de sol parti yaratma ya da bekleyişi içinde olmasıdır. Bunun imkansızlığı orta yerde sergilenmişken, bu nafile bekleyişin anlamsızlığını görmek ve göstermek gerek. Çünkü CHP, Türkiye yükselen muhafazakarlık, siyasal İslamcı, milliyetçi ve sömürü siyasetinin alternatifi olmaktan çok uzak bir siyasi adrestir. Türkiye’de siyaset giderek sağ eksene oturmaktadır. Solun siyasal hayattaki yaşam alanı ise buna paralel olarak daralmaktadır. Çünkü Türkiye’de sağcılığın, gericiliğin ve muhafazakarlığın yükselmesini besleyen bir çok olgu var. Resmi siyasal söylem, eğitim sistemi/anlayışı, Diyanet İşleri Başkanlığının varlığı, her on yılda bir tekrarlanan darbeler, onbini aşkın kuran kursu, İmam Hatip Okulları, yüz bin devlet imamı, Anayasa ve hatta resmi ideolojinin hipnozundan kurtulmamış, onun sözcüsü olan CHP’nin varlığı bile sağcılaşmayı ve gericiliği beslemektedir.  Böylece resmi argümanlar ve politikalar sayesinde toplumu da giderek sağcılaştırıyor. CHP’nin son dönemlerdeki politikaları, çalışmaları ve siyaset tarzı daha açık bir şekilde sağa açılım ve sağcılık üzerinde kendini tanımlamaktır.  CHP’nin gericilik karşısında mücadele alternatif strateji yoktur.  Çünkü CHP’nin gericilik ve sağcılık karşısındaki mücadelesi, sağın ve gericiliğin siyasal alanı daraltmıyor aksine genişletiyor. Bu durum ise, sol siyasetin toplumsallaşmasını ve toplumun siyasallaşmasını engelliyor.

 

CHP SOLA DEĞİL, SAĞA VE GERİCİLİĞE AÇILIMIN POLİTİK ADRESİ HALİNE GELMİŞTİR.

CHP daha çok sağa ve gericiliğe alan yaratan politik eksene evirilirken, sağcılaşmanın kendisini güçlendireceğine inanıyor.  Milliyetçilik, dindarlık, sağcılık gibi yaklaşımlarla özdeşleşmeye çalışan CHP türü politik metamorfik başkalaşım sürecinin mağduru, maalesef yıllardır bu partinin toplar damarı olan halk oluyor.  Halkın kendisi, CHP için bir anlam ifade etmediği için, “halk partisi” özelliğini kaybetmiş ve genel başkanına siyaset dışı bağlarla ve ilişkilerle bağlanmış bir kadro partisine dönüşmüştür. CHP’nin kadrolarının sol ve sosyal demokrat siyasal zeminler dışındaki kadro bileşimi olduğu göz önünde bulundurulursa, bunun ne almama geldiği daha net anlaşılacaktır. Çarşaf açılımı, Kuran Kursu açılımı, Tarikat açılımı ise tam anlamıyla, siyasi dinbazlık türevi bir girişimleri ise, bu tezimizin en somut kanıtıdır.

 

Bu açılımları yapan CHP’nin lideri Deniz Baykal’da solcu değildir. Dolaysıyla Baykal’dan solcu yaratma ve olmasını beklemek beyhude çabadır. Çünkü Baykal denilince akla “hizipçilik” gelir. Solun ve sosyal demokratların birleşmesi, güç birliği yaratması, kalıcı projelerde ortaklık yaratması ya da solun arasındaki tartışmalara pozitif katkı sunacak tek siyasi bir uzlaşma pratiği yoktur. Deniz Baykal, demokrasiden, emekten, barıştan, laiklikten, cumhuriyetten ve gerçek bir sosyal- hukuk devletinden yana taraf olan partilerin ya da toplumsal dinamiklerin yan yana gelmesinin önündeki en büyük engeldir.

 

Sol siyasi eksende durduğunu ifade edip, politik olarak direksiyona sağı kıvıran CHP’nin, solun temel ilkelerine neden uzakta olduğunu tartışmak bu açıdan zorunludur. Bunun için de sol ve sosyal demokrat bir partinin “olmazsa olmaz” ilkelerini hatırlamak ve hatırlatmak gerekir. Diğer bir önemli husus ise, "Egemenlik kayıtsız şartsız millete ait“ olmadığıdır.  CHP’de diğer partiler gibi egemenliği milletten alıp, kendi tekelleri altına aldı. Milletin kendi özgür iradesiyle barajsız ve dayatmasız seçerek TBMM’sine gönderdiği milletvekili yerine, parti genel başkanlarının belirledikleri genel başkan vekillerini seçtirmeyi demokrasi sanmıştır. Daha sonrada seçilen genel başkan vekillerinin TBMM çatısı altında kullanacağı iradeyi teslim alarak, egemenliği kayıtsız şartız genel başkanların tekeline sokmayı savunan siyaset tarzını solculuk sanmıştır.

 

CHP’NİN SOL DERSLERE KATILMASI GEREK

CHP’nin bu hale gelmesinin tek sorumlusu olarak sadece Deniz Baykal’ı göstermek, eksik bir değerlendirme olur. CHP’nin merkez yürütme kurulu üyeleri, parti meclisi üyelerinin, partiye ve siyasete olan bağlılığı, solun evrensel ilkeleri, sol politikaların değerleri ve parti programı ekseninde değil, sadece çıkar ve rant ilişkisi üzerinden şekilleniyor. Hal böyle olunca partinin merkez kadrolarından, delegelerine varan zincirleme siyasi kazanın mağdurları ise maalesef halk oluyor.  Herkesin bildiği bir hikaye vardır. Sağını ve solunu tayin etmek zorlanan askere, acemi birliğinin bildik ezberi hatırlatılırdı. "sağına sarımsak, soluna soğan" Yani herkesin sağını da, solunu iyi bilmesi gerekirdi.  Şimdi halkın, CHP’ye ve Baykal’a sağın politikaların ve sol ilkelerini ne olduğunu göstermesi ve hatırlatması gerekir.

 

CHP Dosyası III: Bölümle Devam edecek….

 

CHP Dosyası III: Bölümde ele alınacak konular

Solun ve sosyal demokratların evrensel ilkeleri ile CHP’nin ilkeleri arasındaki yaman çelişkileri ele alınacaktır.

 

 

 

CHP Dosyası III

 

CHP’DE YAŞANAN TOPLUMSAL DEĞİL, KOLTUĞU KORUMA DEĞİŞİMİDİR.

 

Turan Eser

 

Her seçim sonrası CHP’nin tartışılması artık abesle iştigal hale geldi. Her seçim sonrası, CHP bildik taktikleri gündeme alır. CHP'de yönetim değişimi yaşanacak”, “Parti gençleşecek” “yeniden yapılanma hamlesi gündemde”, “yeni tüzük ve yeni program” ve “yeni isimler vitrine konulacak” şeklinde devam eden seçim sonrası süreç, “yeniden yapılanma” yerine tek adamlı, Baykal’lı CHP klasiğinin zuhur etmesiyle son bulur.  Çünkü Baykal hizbinin misyonu, CHP'nin halka açılması ve halkla buluşması değildir. Çünkü bu hizip için CHP "halk partisi" değil, "devlet partisidir."

Her seçim sonrası CHP tarafından ortaya konulan “değişim” kamuoyuna yabancı değildir. CHP’nin değişim derinliğini bizler iyi tanıyoruz. Bu değişim salta bir vitrin değişikliğidir. Dükkan yine aynı dükkan, sahibi yine aynı kişidir. Değişen sadece moda ürünlerdir.  Ürünler alınıp vitrine konuluyor. Sonrada bir bakıyorsunuz ki, bu ürünler başka bir vitrinde ve hallerinden memnunlar. CHP vitrine kimlere koymadı ki. Kemal Derviş ikinci adam olarak gelip, bir ay sonra Baykal hizbinden kaçmadı mı? Yaşar Nuri Öztürk “Allahla aldatmak” diye kitap yazdı. Peki CHP’nin vitrininde yer alan Yaşar Nuri Öztürk ile kim kimi aldattı?  Aydın ve sanatçı duyarlılığı ile Zülfü Livaneli CHP vitrinine alındı da ne değişti? CHP’de değişim simgesi Livaneli neden orda yok? Soldan medet yok diye tarikat şeyhlerine Baykal hizbi neyi değiştirdi? “Zorunlu din dersi yetmez, bunun yanı kuran dersi de olmalıdır” diyen İlhan Kesici mi, CHP için sol bir değişimdir?

 

Geçmişte Türkiye’nin birçok ünlü akademisyen, aydın ve hocalarından CHP Bilim, Yönetim, Kültür Platformu kuruldu. Peki değişim için zaruri olan bu “Platform” nerdedir şimdi? “Değişim” için kurulan bu “Bilim, Yönetim, Kültür Platformu”nun üyeleri şimdi nerededir? Neden dışlanmıştır. Farklı sesler neden susturulmuştur?

 

BİZ REJİSÖRLÜĞÜ, BAYKAL VE SAV’A AİT BU “DEĞİŞİM” FİLMLERİNİ ÇOK SEYRETTİK

 

Birileri halkı “balık hafızalı” yerine koyuyor. Oysa Baykal hizbi her seçim sonrası ortaya çıkan kritik tablo karşısında tutunacak yeni can simidi arıyor. Çarşaf açılımı, Kuran Kursu açılımı, Edebâli’nin sözlerine sığınması, İmamları camiden çıkarıp, Belediye başkanlığına aday göstermesi bu çırpınışın işaretleridir.  Şimdi ise MYK’de yapılacak birkaç isim değişikliğiyle “oh be DEĞİŞİM oldu”  mesajı verilecektir. Oysa Türkiye bu Oval ofis senaryolarından çıkan filmleri çok seyretti. CHP’nin siyasi jönü, her yeni senaryosu için, Yeşilçam’da olmazsa da, Ankara’da figüran oyuncu bulmakta sıkıntı çekimiyor.  

 

Baykal CHP’si şimdi de, Kılıçdaroğlu, Karayalçın ve Tekin ile “değişim” peşindeymiş…. Biz bu filmi çok seyrettik diyip, Baykal’ın tezgahına dolaşanları buradan sadece uyararak  yetinelim.. Çünkü bu klasik taktikleri artık yutan, zaten bilerek yutuyordur. Ama halk artık bunu yutmayacaktır. Çünkü ortada samimi bir siyasi ve örgütsel değişim yoktur. Baykal hizbinin tek amacı partide iktidarı ve yönetimi elinden kaçırmak istemiyor. Bu nedenle hizipçilik siyaseti, Baykal ekibin olmazsa olmaz sa başvurduğu tek yoldur. AKP’nin tek başına iktidar olmasını sağlayan Baykal CHP’si için, halkın fatura ödemesi önemli görünmüyor.

 

YAMASI BOL KUMAŞIN DİKİŞİ TUTMAZ

CHP halktan kopmuş, meclis grup toplantılarına ve Söğütözü’ndeki Oval ofise sıkışmış bir partidir. Siyasal vizyon fakiri ve sosyal demokrasinin evrensel ilkelerine yabancı delege kliği ile kongreleri kazanmak ve muhalefeti bastırmak için örgütlenmiştir.  Özetleyecek olursak, CHP’de “değişim” kavramının içeri boşaltılmıştır.  Toplumsal ihtiyaçlar ve demokratikleşme ekseninde bir toplumsal değişim projesi değildir. Merkez yönetimdeki yeni “itaatkar” MYK’yı kurmaktır. “Alan memnun, veren memnun” üzerinden yeni kadrolarla yeni siyasi, statü ve çıkar ilişkisi üzerinden değişiklik yaşanıyor.  Yani eski yamaları, yeni yamalarla örtmektir.  Dolaysıyla CHP’nin yamalı kumaşının dikiş tutmayacağı artık netleşmiştir.

CHP NE KADAR SOL? NE KADAR SOSYAL DEMOKRAT?

Geçen bölümlerde, CHP’nin giderek sol ve sosyal demokrasinin ilkelerine “evlada” dediğini ve bu değerlere yabancılaştığını ifade etmiştim. Şimdi bu ilkeleri ele alıp, CHP ile ilişkisine kurmaya çalışalım.

 

SOLUN EVRENSEL İLKESİ ÖZGÜRLÜK VE CHP

Solun ve sosyal demokrasinin birinci temel ilkesi “Özgürlük”  anlayışıdır. Politik faaliyetinin merkezine insanı koyan sol politika, önce insanın özgür olmasını savunur. İnsana dair özgürlük alanlarının genişletilmesini savunmak, solun evrensel ilkesidir. Çünkü özgürlük haklarından mahrum edilmiş insan, temel hak ve sorumluluklarından faydalanamaz. Özgür olmayan insan üretemez. Ekonomik, siyasal, demokratik, sosyal ve hukuksal haklarının bilincine ulaşamaz. Siyasette belirleyici ve aktif olamaz.  Düşünce özgürlüğü olmayan insan egemen ve otoriter ideolojiye uymaya zorlanır. Bu nedenle sol düşünce özgürlüğü savunur.  Eğer İnsan kültürel kimliklerini ifade etme özgürlüğüne sahip değilse, sol buna karşı kültürel kimlik haklarını ve özgürlüğünü sol bir ilke olarak savunur. Unutulmamalı ki, üretime ve yönetime katılmanın birinci koşulu özgürlüktür.

 

CHP açısından özgürlük ilkesi, popülist ve içi boşaltılmış bir söylem olmanın ötesine ilerleyememiştir. Açık bir ifadeyle, CHP özgürlük karşıtı bir partidir. Çünkü Baykal’lı CHP düşünce ve ifade özgürlüğünü, kültürel kimlik hakları ve özgürlüklerini gündemine almayan bir partidir. Halktan, yani insandan kopuk bir partidir. Siyasette askeri vesayetin gölgesinde hareket etmiştir. CHP insanı merkez alan bir siyaset yerine, statükoculuğu merkez almıştır. Kültürel kimlik hakları konusunda Alevi kimliğini tanımayıp, Kuran kursuna, çarşafa, tarikatlara açılım göstermiştir. Kürt kimliğini tanımayan, ve ülkemizdeki tüm farklı kimlikleri resmi etnik kimlik üzerinden tanımlamıştır. Bunun en çarpıcı örneği ise CHP sözcüsünün "Bizce Hrant Dink de Türk'tü. Bu ülkede yaşayan vatandaşlar etnik kökeni ne olursa olsun Türk'tür." değerlendirmesidir. 301’I savunan bir parti kendine soldan yana tanımlayamaz. Emekçilerin ve işçilerin örgütlenme özgürlüğüne dair politika üretmeyen ve sınıfsal bakış açısında mahrum kalmış bir özgürlük anlayışı olamaz.

 

SOLUN EVRENSEL İLKESİ EŞİTLİK VE CHP

İnsanı özgür, mutlu ve eşit kılmayı hedefleyen solun ikinci önemli ilkesi eşitliktir. Çünkü bu ile insanın tüm evrensel temel hak ve özgürlüklere sahip olmasını savunur. Bu savunurken, insanlar arasında dil,din,ırk, cinsiyet, sınıf vb. ayrımcı uygulamalar yapılmadan ve her yurttaşın eşit olarak yararlanmasını savunur. Solun evrensel ilkesi olan eşitlik, taviz verilmeyecek bir ilkedir. Bu eşitlik hayatın her alanında savunulacak değerdedir.  Siyasal alanda, sosyal alanda, ekonomik alanda, hukuksal hayatta, özel hayatta, eşitlik hakkı solun savunduğu değerler arasındadır.  Sol ve sosyal demokratlar eşitlik ve özgürlük mücadelesinden vazgeçmez.

Fakat kendini “sol” olarak tanımlayan CHP’nin politikalarında eşitlik vurgusu soyuttur. Farklı kimliklerin, kültürel kimlik haklarını eşit şekilde kullanmasına dair somut hiçbir önerisi ve projesi yoktur. Alevileri, Gayri Müslimleri ve Kürtleri resmi ideolojik tekçilik projesi içinde kaynatarak eritmek istiyor. Farklı cinsel tercihleri olanların eşitlik talebine yabancıdır. Kadınların eşitlik talebini, ne parti içinde, nede siyasal alanda savunmayan bir parti olarak, CHP’nin eşitlik anlayışı hastalıklıdır.

 
CHP’NİN YABANCILAŞTIĞI İKİ SOL DEĞER; DAYANIŞMA VE SOSYAL ADALET
Sol düşünce, “gemisini kurtaran kaptan” yerine, toplumun dayanışma ve paylaşım duygularına sahip çıkmasını savunurken,  sosyal adaletsizliğe, gelir dağılımındaki adaletsizliğe, hukuk adaletsizliğine ve siyasi adaletsizliğe karşı toplumun ortak mücadelesini savunur. Bunun içinde sol ve sosyal demokrat siyasi partiler, topluma örnek olmak için önce  kendi örgütsel hayatı içinde, toplumsal yaşam alanlarında bu ilkenin savunulmasına ve fiilen yaşatılmasına önem verir. Sol düşünce toplumu bencilliklere uzak, paylaşıma yakın olmasını savunur. Bu açıdan ele alındığında, sol gerek örgütsel, gerekse  toplumsal dayanışmanın önemini savunarak, sosyal adaleti sağlamayı hedefler. Çünkü bu ilkeleri savunmayan, kendi örgütsel ve toplumsal yaşam alanlarında uygulamayan sol, ne dayanışmaya dayalı sosyal adaleti, ne de bu yaklaşımın ürünü olan sosyal devlet yaratamaz.  Bu değerlendirme üzerinden bakıldığında, CHP’nin gerek parti içi hayatı, gerekse uzaklaştığı toplumsal yaşam alanlarındaki bitmiş hayatında, dayanışmanın yerini rant savaşı, sosyal adaletin yerini de anti demokratik yasalara ve tüzüklere sığınmış azınlık bir grubun iktidarı her pahasına elinde tutma savaşına tanık oluruz. CHP, bırakın seçmenleri arasında bir dayanışmayı örgütlenmesini, üyeleri arasında dahi dayanışmadan yoksun bir partidir. Dayanışma ve sosyal adalet kavramlarının yerini, CHP’de hizipçilik ve güce tapan birey yandaşlığı almıştır. Ayrıca Türkiye’de giderek artan yolsuzluk, yoksulluk, işsizlik ve çetelerin derin güçlerine endeksli siyaset karşısında sol pencereden bakan bir projesi dahi yoktur.


SOL ÇOK KÜLTÜRLÜ TOPLUM PROJESİNİ EŞİT HAKLAR EKSENİNDE SAVUNURKEN, CHP “TÜRK İSLAM SENTEZİNE” GÖZÜ AÇIK, ALEVİLERE VE KÜRTLERE “KÖR” OLMAYI SAVUNUYOR.

Birinci ilke sol ve sosyal demokrat politikaların milliyetçilik ideolojisi karşısındaki duruştur. CHP ve Baykal tekçi ve etnik milliyetçi eksende bir politik söylemle toplumun karşısına çıkmaktadır. CHP yeni parti programı her ne kadar, “hangi dili konuşursa konuşsun ve hangi inancı paylaşırsa paylaşsın,tüm yurttaşların hukuk önündeki eşitliğidir,” ilkesi ile birlikte “Türkiye sınırları içinde yayın yapan radyo ve televizyon kurum veya kuruluşları üzerinden, RTÜK’ün genel kuralları çerçevesinde, kendi anadillerinde yayın yapabilmelerine” benimse bile, CHP ve Baykal fiilen bu ilkelerin kağıt üzerinde yazılı ve bir anlam ifade etmediğini gösteren, politik davranış içerisindedir. Bunun en somut örneği ise TRT Şeş tartışmalarındaki pozisyonudur.  Baykal, CNN Türk'te katıldığı yayında, TRT 6 için  "devletin kaynaklarının, 70 milyonun parasının sadece bir kesim vatandaşımızın etnik talepleri doğrultusunda harcanması doğru değildir. Bizim anlayışımıza göre devlet etnik kör olmalıdır. Karşısındakinin etnik kimliğini, Dini inancını, mezhebini görmemelidir. Buna yönelik kaynak ayrılması yanlıştır."

Bu açıklamayı yapan, kendini “sol” olarak tanımlayan bir partinin genel başkanı olabilir mi? Bu ancak milliyetçi ve sağ politik yapıların ifadesi olarak tanımlanır. Türkiye gibi çok kültürlü, çok dilli, çok inançlı bir ülkede, devletin, kültürel kimlik haklarına saygı ve eşitlik çerçevesinde hizmet sunması neden yanlış olsun? Tüm demokratik ve çağdaş ülkelerde, Kopenhag siyasi kriterleri gereği, bir kamu TV’sinin Kürtçe yayın yapması doğrudur. Devlet Anayasanın 10. maddesinde ifade edilen “eşitlik ilkesi” gereği, farklı kültürel kimliklerin haklarını korumak zorundadır. Hatta bu hakların kendini özgürce ve eşit koşullarda ifade edebilmesi için, kamusal destek sunması devletin asli görevleri arasında olup ve aynı zamanda demokrasinin evrensel kuralıdır. 

Bu ülkede toplanan vergilerin sadece Türk-İslam sentezi doğrultusunda kullanılmasına itirazı olmayan Deniz Baykal, asırlardır ülkemizde süregelen Alevi ve Kürt sorunun çözümüne katkı sunacak olan tüm proje ve demokratik değişimler için kullanılmasına itiraz etmesi solun ve sosyal demokrasinin mahkum ettiği bir anlayıştır.

Baykal sadece solun evrensel ilkeleriyle değil, aynı zamanda kendisiyle çelişmektedir. Madem 70 milyonun parasının hesabını soran Baykal “devlet etnik kör olmalıdır. Karşısındakinin etnik kimliğini, Dini inancını, mezhebini görmemelidir.” Anlayışını savunurken, bu ülkede Türkçülük ve İslamcılık kullanılan bütçeleri görmekte “kör” davranmıyor. Diyanetin bütçesinin artırılması, Diyanetin güçlendirilmesi, her mahalleye kuran kursu isterken, Baykal hangi kamusal kaynağı kullanıyor?  Alevilerden, gayri Müslimlerden toplanan vergilerle devletin tek inancı, yani Sünniliği beslemesini ve 70 milyonun vergisiyle ayrıcalıklı desteklemesi Deniz Baykal nasıl açıklıyor? Ya da CHP içinde “solcular”, “Aleviler” ve “Kürtler” nasıl açıklıyor. Kendi partilerinde ayrımcılığa maruz kalanların, Baykal’ın Türkler ve Sünniler dışındaki kültürel, etnik ve dini kimliklere karşı “kör olmasını” nasıl yorumluyorlar?

 Bu yaklaşım CHP ve Baykal’ın siyasi olarak acizliğini göstermekle birlikte ve aynı zamanda ayrımcılığı körükleyen, milliyetçi politikaların temsilcisi haline geldiğini göstermektedir.  İşte bu nedenle CHP solun “olmazsa olmaz” ilkesi olan barış politikasını hiçe saydığının somut göstergesidir.

 

SOL TÜRKİYE’DE VE DÜNYADA BARIŞA NASIL BAKAR, CHP HALEN NEDEN ANLAMAZ. 

Solun ve sosyal demokrasinin diğer bir önemli evrense ilkesi hiç kuşkusuz, insanlar, kurumlar, toplumlar ve ülkeler arasındaki sorunları şiddetten arındırılmış, demokratik diyalog zemini üzerinden çözülmesinden yana olmasıdır. Yani tarafların eşit haklar ekseninde, demokratik, hukuksal ve barışçıl zeminde buluşmasını benimser. Başka bir ifadeyle çatışmacı değil, eşit haklar temelinde uzlaşmacıdır. Sol düşünce, insanların, toplulukların, kurumları ve devletlerin, eşit koşullarda, kardeşçe ve kendilerine özgür ifade etmek şartıyla barış içinde yaşamasını savunur. Bu nedenle sol düşünce, silah ve savaş bütçelerine itiraz eder, bunun yerine insanların doğuştan kazanılmış hakları arasında sayılan sağlık, barınma ve eğitim gibi haklarına daha fazla bütçe ayrılmasını savunur. Sol düşünce sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada şiddetten arındırılmış ve barış içinde bir arada ortak yaşam için, silahsızlanmayı savunur.  Baykallı CHP ise, barış ilkesine uzak, vesayetçi politikaların gölgesinde şiddeti ve çatışmayı üreten alanı “güvenlik politikası”na sığınarak, yaratmaktadır.

    
DEVAM EDECEKTİR….

 

CHP Dosyası IV

 

CHP UMUT DEĞİLDİR

 

Turan Eser

 

 

CHP MONOLOTİK İSE, SOLUN ÇOĞULCULUK VE KATILIMCILIK İLKESİNDEN NE ANLAR

Sol ve sosyal demokrasi, CHP’nin aksine, oğulculuk ilkesini benimser ve benimsenmesi için mücadele verir. Türkiye’ye ve siyasal hayata örnek olması açısından önce kendi partilerinde ve kurumlarında farklı görüş ve düşüncelerin yaşatılmasını savunur. Bu nedenle düşünce, proje ve faaliyet üretimine katılımı teşvik eder. Parti içinde siyaset oluşturma ve karar alam süreçlerinde katılımcılığı ve çoğulculuğu benimser. Çünkü bunun toplumsal ve siyasal gelişmişliğin güvencesi olarak görür. Solun evrensel ilkesi olarak çoğulculuk ve katılımcılık, insanların farklı görüş ve düşünceler etrafında örgütlenmesine ve siyasallaşmasına destek verir. Parti içinde farklı görüş ve düşüncelerin varlığını monolotik yapılanmaya engel olacağını ve gelişime katkı koyacağını düşünür. Çoğulculuk,farklı düşüncelerin katılımcılığı sayesinde demokrasinin güçleneceğine inanır. Bu nedenle farklı görüş ve düşünce etrafında örgütlenmiş bireylerin ve demokratik kitle örgütlenmelerinin siyasal hayata, yönetime etkin bir şekilde katılmasından yanadır.

CHP ise, çoğulculuk bir yana, aynı görüşten yana üyeleri arasında ayrımcılık yapan bir parti konumundadır. CHP ise bırakın çoğulculuğu, katılımcı bir parti bile değildir. Çoğulculuğu ve katılımcılığı savunmamaktadır. Bu nedenle “taban örgütü” çalışmaz. CHP kongrelerinin ve CHP içi tartışmaları izleyen herkes bilir ki, CHP’de farklı görüş ve düşünceye yaşam alanı olmadığı gibi, bir düşünce üretilecekse de, onu da merkez belirler ve kadrolar uyar. Merkezle uyumlu ve merkez tarafından istenilen üyelerin delege olması sağlanır. Bu delegelerin ortak ve tek özelliği ise, “el kaldır, el indir” delegesidir.

CHP’nin unuttuğu ve “evlada” dediği sol ve sosyal demokrat düşünce, işçi sınıfının ve yoksulların lehine politikalar üretir ve bu kesimlere taraftır. Bunu sağlamak için, solun, siyaseti toplumsallaştırmak ve toplumu siyasallaştırma amacıyla, toplumsal kesimlerin örgütlenmesini sağlamak amacıyla, çoğulculuk ilkesine bağlı olarak, sendikal örgütlenmelere, DK֒lere ve sivil toplum örgütlenmesine destek verir ve öncülük eder.

 

SOL EMEKTEN VE EMEKÇİDEN YANADIR. SINIFSAL BAKIŞ AÇISINI, CEMAATÇİ BAKIŞ AÇISINA DEĞİŞTİREMEZ.

Sol ve Sosyal Demokrasi açısından emeğin, emekçilerin ve işçilerin sömüren her türden politikalar ve ekonomik programlar asla kabul edilemez. Solun siyasal ilkeleri emek sömürüsüne karşı, emekçilerin sosyal, demokratik, siyasal, ekonomik haklarını, insanca ve onurluca yaşamasını savunur. Bunu savunurken de,  bunlara karşı geliştirilen her türden gaspçı ve sömürücü politikalara karşı, emekçilerin sendikal örgütlenmesini, grevli ve toplu sözleşmeli pazarlık hakkı için mücadelesiyle destek olur. Sol ve sosyal demokratlar,  emek dünyasının tüm sorunları karşısında duyarlıdır.  Güvencesiz, korunmasız çalışma hayatına karşı mücadele eder. Kadın ve çocuk emek sömürüsünün en yaygın olduğu ülkemizde, kadın ve çocuk emeğinin sömürülmemesi için mücadele eder. Solun ilkeleri özetle bunu benimserken, CHP’nin Türkiye’de emek dünyasında tamamen kopmuş bir parti haline gelmiştir. Sendikalaşma oranlarına bakıldığında, sağcı ve İslamcı sendikalardaki örgütlülük sayısı giderek artmaktadır. CHP’nin emekçiler ve emek dünyası için sunduğu somut ve alternatif bir projesi yoktur. CHP emekçilerin dünyasında gezip dolaşmamaktadır. CHP “beşikten mezara kadar koruyan sosyal devlet” için alternatif olamamıştır. Parti genel merkezlerinin yeni dizaynlarıyla uğraşan CHP, emekçilerin ve yoksul halkın yaşam alanlarındaki sorunlara yabancılaşmıştır.

 

CHP, ALEVİLERİN EŞİT HAKLAR TALEBİNİ  HALEN DUYMADI. FARKLI İNANÇ KİMLİKLERİNİN BİRARADA YAŞAMASINI, EVRENSEL DEĞERLER IŞIĞINDA DEĞİL, RESMİ İDEOLOJİNİN KAPILALARINA SIKIŞTIRMAKTAN YANA TAVIR GELİŞTİRMİŞTİR.

CHP yeni parti programında anti laik odak üreten devlet modeline devam kararı almıştır. Devletin din dışı kalmasına karşı çıkmıştır.  Yeni Parti programında   “Diyanet İşleri Başkanlığı’nın; İslam’ın farklı mezheplerine farklı yaklaşmaması, bünyesine katılmak isteyen her mezhebe açık  bir yapılanmaya yönelmesini” “İmam-Hatip eğitimi, din görevlisi sayısına duyulmakta olan ihtiyaç çerçevesinde düzenlenmesine.” “İlk ve ortaöğretim kurumlarında verilen din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin Anayasanın öngördüğü (zorunlu sünnilik dersi, Y.N) amaca uygun bir müfredatla verilmesi sağlanacaktır.” “Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Kuran Kursları devam edecektir” “Azınlıkların dini ihtiyaçlarını karşılamak üzere yüksek düzeyde din adamı yetiştirilmesi için ilgili devlet üniversitelerinin ilahiyat fakültelerine bağlı, eğitimin genel  ilkeleri çerçevesinde yüksek okullar açılabilecektir.”, “Cemevlerinin de devletin Camilere sağlamakta olduğu destekten yararlandırılması sağlanacaktır.”  diyerek mevcut din ve devlet ilişkisinin devamını savunmuş ve laiklik yönünde bir açılım sunamamıştır.  Yıllardır bu duruma itirazı olan Alevi hareketinin, eşit haklar talebini anlayamayan ya da anlayıp bildik ezberini sürdüren CHP, Aleviliği “İslam mezhebi” olarak devletleştirme talebini ve hedefini “Diyanet İşlerinin Alevilerin de temsiline imkân verecek şekilde yeniden yapılandırılmasıdır.” değerlendirmesi yapmıştır.

35 insanımızın vahşice katledildiği otelin önünde her yıl 2 Temmuz’da tarihsel yüzleşmeyi gündeme taşımak, “umutmadık ve unutturmayacağız” talebine 15 yıldır bir kez dahi katılmayan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın, Alevilerin “Madımak Utanç Müzesi Olmalıdır” talebini, müze değil, “Madımak, hoşgörü merkezi olacak” olarak programına almıştır. AKP hükümeti ise, otelin sadece lokanta kısmını boşaltarak orayı DÖSİM (Döner Sermaye) mağazasına dönüştürmek istiyor. Oysa Aleviler ve şehit ailelerinin 15 yıldır haklı olarak dile getirilen “Madımak Utanç Müzesi Olsun” talebi halen anlaşılmış değildir. Bu talep sulandırılarak, “hoşgörü merkezi olsun” ya da “Dösim mağazası olsun” dayatmasıyla çözümsüzlüğe sürüklenmek isteniyor.

 

BAYKAL  SOLCU, CHP’Yİ SOL PARTİ GÖRENLERİN VE OY VERENLERİN SOLCULUĞU

Şimdi yukarıda ifade edilen ve ileri sürülen argümanlar, CHP’nin sol ve sosyal demokrasinin ilkeleriyle ilişkisinin koptuğunu ortağa koymaktadır. Bu durumda CHP’yi sol ya da sosyal demokrat sananların solculuğunu anlamak zor. Ama bunları birkaç kategoride değerlendirmek mümkündür.

 

Birinci kesimde, “oyum boşa gitmesi CHP’ye oy verdim” derinliğinde solcu görenler var. Bunların değerlendirmesi pragmatist bir yaklaşım. Aslında CHP’ye verilen oy boş oy kesinlikle değildir. CHP’ye verilen her bir oy, aslında sol ve sosyal demokrasinin bitirilmesi için verilen oylardır.

 

İkinci kesimde yer alanlar ise, “Atatürk’ün kurduğu parti” ya da “cumhuriyetin kazanımlarını korumak” adına CHP’ye oy verenlerdir. Bu kesimlerin temel yanılgısı ise, 2009 CHP’sinin Baykal partisi olduğu gerçeğini halen kabul edememeleri ve korunmak istenilen “kazanımların” geliştirilmesi yerine dondurulmasını savunan dogmatizmden kurtulmamış olmamalıdır.

 

Üçüncü kesim ise “AKP seçileceğine CHP seçilsin” mantığıyla hareket edenlerdir. AKP’nin şeriat özlemci ve din istismarcı tutumuna karşı, korunma amaçlı olarak CHP’ye sığınma halinde olanlardan oluşuyor. Fakat bu kesimin yüzleşmekten kaçtığı en kritik soru şu, “Türkiye’de siyasal İslamı besleyen ve yetiştiren cumhuriyet kazanımları nelerdir?”  Cumhuriyetin kazanımları olan laik okullarında, namaz kıldıranlar, zorla din dersi verenler, 100 bin imamlı kadrosuyla Diyanetin siyaset üzerinde vesayetçi tutumunu güçlendirenler, binlerce kuran kursu ile mürit yetiştiren cumhuriyet kazanımlarıyla, CHP’nin çarşaf ve her mahalleye kuran kursu açılımı öneren cumhuriyet kazanımlarıyla yüzleşemeyenler, AKP tehlikesini anlayamaz ve gericiliğe karşı çözüm üretemez. Çünkü gericilik ve siyasal İslam tehlikesini üretenlerin kendisi, çözümün adresi olamaz.

 

Dördüncü kesimde bulunanlar ise CHP’yi solcu olarak değerlendirip, kendilerinin solcu olduğu yanılgısı içinde olanlardır.

 

Beşinci kesim ise siyasete ilkeler ve siyasetin evrensel değerleri üzerinde değil de, çıkar, rant ve iktidarda statüsü kazanmak olarak bakanların, CHP bağlılığı olarak değerlendirilebilir.

 

CHP İLE YÜZLEŞME BAŞLAMIŞTIR BU SÜREÇ ENGELLENEMEZ

Sol ve sosyal demokrat seçmenler ise CHP’den umutlu bir bekleyiş içinde değildir. Artık halk yeni bir sol ve sosyal demokrat kimlikli parti seçeneğinin yaratılmasını arzuluyor. Özelliklede Baykallı CHP’nin ayakta durmasını sağlayan ve onun toplumsal desteğinin sunan Alevi seçmenlerinin, CHP ile doğrudan yüzleşmesi zorunlu ve ilkesel bir sorumluluk haline gelmiştir. Bu yüzleşme önümüzdeki günlerde gerçekleşecektir.  Bu yüzleşmeyi engellemeye çalışan bir çok siyasi fırıldak ve rantçı yalaka takımı karşı çıkmaya çalışacaktır. Başta Aleviler olmak üzere CHP’ den siyasal hesaplaşmayı gündeme alacak kesimler artacaktır. Gerek yerel seçimler öncesi, gerekse seçimler sonrası CHP’yi desteklemek adına Alevilerin haklı eleştirilerini ve CHP ile hesaplaşmasına karşı çıkan bazı Alevilerde olacaktır. Toplumsal kaygı yerine daha çok kişisel kaygılarıyla hareket eden bu tip kişilikler ise Alevi toplumunun ve diğer sosyal demokrat dinamiklerin CHP hesaplaşmasına engel olamayacaktır.

 

TÜRKİYE KAYBETTİĞİ VİCDANI YENİ SOL PARTİDE BULACAKTIR.

Son olarak söylenecek olan manşet cümlemizi ise başa alarak, CHP’nin direksiyonunu sağa  ve muhafazakarlığa çevirmiş olan şoförüne, tüm sol, sosyal demokrat dinamikler ve demokrasi güçleri hep beraber seslenerek; “Lütfen sol şeridi meşgul etmeyin, politikalarınıza uyun ve sağa çekilin, çünkü yeni sol parti geliyor” demek lazım. Kısacısı Türkiye’yi gerici, etnik milliyetçi, siyasal İslamcı muhafazakar AKP ve etnik milliyetçi, muhafazakar ve sağcılaşan CHP’den kurtarmanın tek yolu yeni SOL PARTİ’nin kurulmasından geçiyor. Türkiye ve demokratik kamuoyunun buna acil ihtiyacı var. Bu ertelenemez bir siyasal ihtiyaçtır. Toplumsal barışı derinleştiren, çatışmaları artırarak sadece bu iki eksen etrafından kutuplaşmayı bekleyen AKP ve CHP karşısında tüm toplumsal kesimleri kapsayıcı, kucaklayıcı ve iktidar perspektifi olan SOL PARTİ ihtiyacı ortadır. Bu partinin Türkiye’ye ve tüm toplumsal kesimlere karşı görev ve sorumluğu büyüktür. Hamasetçi siyaset ve sloganlarla CHP, ikiyüzlü siyaset tarzı ve ayetlerle AKP Türkiye’nin seçeneği değildirler. AKP Ayetlerle toplumsallaşabilir ama toplumu siyasallaştıramaz, ancak müritleştirir. CHP ise sloganlarla “vatan millet Sakarya” edebiyatı ile toplumu anti demokratik statükonun bekçisi haline getirebilir. Sol ise toplumu ayetler ve sloganlara arasına sıkıştırarak siyasal İslamcı ve sözde laikçilik etrafında müritleştirenlere karşı, solun emek, barış, özgürlük, eşitlik, demokrasi, özgürlükçü laiklik, demokratik cumhuriyet, sosyal ve hukuk devleti gibi evrensel ilkeler ve insan odaklı siyaset etrafında toplumsulaştıracak sol projeyi artık ortaya koymalıdır. Çünkü şurası artık bir gerçek; Türkiye’de toplumsal kesimler ne ayetlerle ne de sloganlarla siyasallaşamaz.  Türkiye’nin sol vicdanına kavuşması gerek!

 

 

…….

 

SON



--

Turan Eser
Ankara/ Türkei