CUMHURİYET OSMANLININ DEVAMI’MI? 20. Mart. 2010. Bekir Özgür.
Cumhuriyet; topluma, feodal Osmanlı rejiminden köklü bir kopuş ve devrimler rejimi olarak anlatıldı. Cumhuriyet tarihine ilişkin toplumsal algılama tarzımız ve bilgimiz bu yönde oluşturuldu.
Yakın tarihimizi; ezber bozan, sorgulayıcı bir yaklaşımla irdelediğimizde gerçeklerin hiç de böyle olmadığını, konuyla ilgili bilgilerimizin tümünün yalan ve yanlış bir kurgulama ürünü ve dayatma sonucu olduğunu görmekteyiz.
Feodal iktisadi ve siyasal yapıyı yıkan; devrimci siyasal rejimlerin en belirgin özelliği, üretim araçları üzerindeki mülkiyet ilişkilerini ve üretici güçlerin statüsünü değiştirip, dönüştürmesidir.
Bu gerçeği çok iyi bilen; düzenin düzenbaz teorisyenimsileri, sanayi ve işçi sınıfı yoktu da, toplumun % büyük çoğunluğu cahildi de, varımızı yoğumuzu kurtuluş savaşı yutmuştu da, enkaz halinde bir ülkeydik de, vahşi kapitalizm bizi yutmak istemişti de, siyasi, iktisadi koşullar çok ağırdı da vs. vs. gerekçelerin arkasında hala yalan üretmeye, zihin kirletmeye devem ediyorlar.
Topluma “devrimci” diye yutturulan Cumhuriyetle; yıktığı feodal Osmanlıyı karşılaştırdığımız da, toprak ağalını yıkıp, toprak reformu yapması gereken devrimci rejim, sahipsiz kırlara “devlet üretim çiftlikleri” kurmakla meşgul, ücretli emek sistemi yerine de var olan marabalığı devam ettiriyor.
Osmanlı şeriat hukukunun temel kurumu olan Halifelik ve fetva makamı Şeyhülislam’lığın yerine de; diyanet kurumu ikame edilmiştir.
İşlevleri bakımından; yenisinin öncekinden farklı olmayan bu kurumları sorgulayan bilinç, “bu nasıl bir devrimdir” sorusuna yanıt aramaktadır.
Cumhuriyetin; ilga ettiği iddia edilen Osmanlının, emperyalistlere olan mali borçlarını ret etmiyor, kayıtsız şartsız ödemeyi taahhüt ediyor.
Devrimci Cumhuriyet bu mali külfet için de; zaten yoksul olan halkı, ‘yol parası, arazi ve sırgat (hayvan başı) vb. yoğun bir vergi sarmalına alıyor.
“Emperyalizme karşı bağımsızlık” bu mudur? Sorusuna yanıt bulmak için zihnimizi zorlamaya gerek yok, görmek isteyene bütün veriler ortada ve açık.
Devrimci denilen cumhuriyetçiler; sömüren ve sömürülen sınıfların varlığını yok sayarak, “Türk halkı bir bütündür” safsatasıyla, ‘Halk’ kelimesi arkasında tek tip bir toplum yaratma politikası izlemişlerdir.
Mevcut toprak ağaları ve devlet olanaklarıyla yaratılan soyguncu burjuva sınıfı, ‘halk katmanı’ içinde gösterip, emek-sermaye çelişkisini emekçi halkın gözünden gizlemek hedeflenmiştir.
Oysa burjuva da olsalar gerçek devrimciler; sınıfların varlığını kabul eder, kendi çıkarlarıyla uyuşmasa da, emekçi sınıfın ürettim alanlarında örgütlenmesine, savundukları burjuva hukuku içinde ve demokrasi gereği dayanabildikleri yere kadar katlanırlar.
Cumhuriyet adına devrimler yaptığı iddia edilen siyasiler; Osmanlının ‘tebaa’ yapısı ve anlayışını, ‘Türk-İslam’ anlayışıyla formüle edip, farklı etnik köken ve dinsel inançtan oluşan Anadolu halkına dayatmıştır.
Gerçek burjuva devletlerinde anayasaların özü ve muhtevasının, burjuva hukuku olmasına rağmen; insan haklarını yurttaşlık çerçevesinde, devlet-yurttaş ilişkisi ve sorumluluğunu güvence altına almaktadır.
1924 anayasası dâhil; tüm anayasalar, tıpkı kaplan kafesi gibi halkı yasaklar cenderesine alan, devlete kutsiyet kazandıran; yasakçı devleti, halka karşı koruma içeriğinde ve niteliğindedir.
Cumhuriyet; Osmanlıdan köklü bir kopuş, gerçek bir burjuva demokratik devrim olsaydı; Onun baskıcı ve katliamcı geleneğini devam ettirmez, farklı kültürlere mensup halkın uyum içinde yurttaş olmalarını sağlayacak siyasi, iktisadi ve demokratik önlemler alırdı.
Koçgiri, Zilan, Dersim halklarının haklı taleplerine “İngiliz-Fransız parmağı” suçlaması yapanların; bu halkları, Türklüğe asimile ve katliam politikalarına haklılık ve meşruiyet kazandırma telaşıdır.
Zira halkı isyana kışkırtmakla suçladıkları devletlerle; kendileri siyasi, iktisadi ve diplomasi vb. konularda, düzenli ilişki içinde ve sarmaş-dolaş bir halde idiler, hala da öyleler.
Koro ve nakarat halinde; devletin “laik-demokratik” olduğunu iddia eden siyasilerin, köşe kapmış yazar-çizerlerin, ekran laklakçısı ve aydınımsı akademisyenlerin; özellikle cumhuriyet tarihini çarpıtarak, var güçleriyle yeni yalanlar üretmeye devam ettikleri; anlamak, görmek isteyenlere alenidir.
Türkiye’nin cumhuriyet gerçeği; bir halk hareketi sonucu olmadığı gibi demokratik burjuva hareketi de değildir.
Cumhuriyetçilerin Osmanlıdan kopamamış olmasının nedeni; anlatıldığı gibi, Osmanlının siyasi iktisadi çağdışı yapısına karşı oluşmuş çağdaş, aydın bir zümre hareketi olmadığındandır.
Cumhuriyet; ayakta duramaz hale gelmiş çok uluslu imparatorluğu; biraz da çağa uygun düşen milliyetçi temelde, Osmanlı kadrolarca ufak tefek değişiklik yapılarak Osmanlının restorasyonudur, yani eskinin tamir edilmiş yeni halidir.
Gerçekler aksidir, inatçıdır, utanmaz ve arsızdır. O gerçekler ki; bu nitelikleriyle, yalancının ayıbını yüzüne haykıracak kadar da cesurdur.
Nevruz bayramınız kutlu olsun!
20. Mart. 2010. Bekir Özgür.