DİASPORA ALEVİLERİ OLMADAN ÇÖZÜM ASLA!
14:59 01 Şubat 2010
 
Devlet Bakanı Faruk Çelik’in himayesinde, Doç. Dr. Necdet Subaşı’nın koordinatörlüğünde yapılan Alevi Çalıştayı’nın nihayet sonuna gelindi. 6-7 aydır devam eden Çalıştay’ın yedinci ve son oturumunun 28 Ocak’ta yapılmasıyla bu süreç sona erdi. Artık sıra bir rapor hazırlanarak Başbakan Erdoğan’a sunulmasında... Alevilere hangi hakların verilip verilemeyeceği bundan böyle Erdoğan’ın iki dudağının arasında olacak. Vay be ne günlere kaldık, sen onlarca kişiyi yedi kez bir salona topla, konuştur babam konuştur. Sonra kalk, nihai kararı vermesi için bir kişiye rapor sun… Amma da demokrasiymiş, tek adam demokrasisi dedikleri şey böyle oluyor herhalde!
Alevi Çalıştayı’nı başından beri tek tek Aleviler yanında, Alevi kurum ve kuruluşları da çok yakından takip etti.  İlk başlarda çok umutlar bağlandı bu girişime ama sayıları arttıkça ve zaman geçtikçe umut yerini öfkeye bıraktı. Oysa Alevilerin devletten ne istediği birinci çalıştayda ana hatlarıyla ortaya çıkmıştı. Sonraki oturumlar birçok Alevi tarafından “havanda su dövme” diye nitelendi ve onlara bir türlü bitmeyen “pehlivan tefrikalarını” hatırlattı. Yine bazı oturumlardaki katılımcıların, Alevilere karşı saldırgan, suçlayıcı ve asimilasyonist bir üslup takınması yanında, Maraş Katliamı ana hükümlüsü Ökkeş (Kenger) Şendiller’in de çalıştaya davet edilmesi birçoklarını çileden çıkarttı.  Gelinen son noktada Aleviler içindeki genel hava, bu çalıştaylar sonucunda dişe dokunur bir şey çıkmayacağı yönündedir. Zira bazı oturumlara konuyla tamamen alakasız kişiler çağırılırken, buna karşılık Avrupa’daki Alevi örgüt temsilcilerinden bir kişinin bile davet edilmemesi bu kanının oluşmasında önemli rol oynamıştır.
Hükümet, Devlet Bakanı Faruk Çelik ve Alevi Çalıştayı Koordinatörü Doç. Dr. Subaşı, 13 ülkede örgütlü ve 250’ye yakın Alevi Kültür Merkezi’ni çatısı altında toplayan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’ndan (AABK) bir tek temsilciyi bile davet etmemekle büyük bir hata yapmıştır. Bu tutum, gerek Türkiye’deki Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) bileşeni Alevi örgütlerinde gerekse Avrupa Alevi Diasporasında çok olumsuz şekilde değerlendirilmiş ve genel olarak hükümetin Alevilerle ilgili niyetleri konusunda büyük bir kuşku yaratmıştır. Açıkçası örgütlü Alevilerin büyük bir bölümü yapılanların samimiyetini sorgular bir duruma gelmiştir.
 

ALEVİ HAREKETİNİN BEYNİ AVRUPA’DA
Alevi Çalıştayı’nın değişik oturumlarına konuk davetinde Türkiye içinde genelde temsilde adalet ilkesine riayet edildiği görülürken, tüm hatırlatmalara rağmen AABK’nın davet edilmemesinde ısrarlı olunması, özellikle Avrupa Alevileri arasında bir dışlanmışlık havası yarattı. Oysa hükümet Alevilerin sorunlarına çözüm bulmak istiyorsa, bilmeli ki bir sorunun tüm taraflarıyla konuşulmadan çözümüne ulaşmak imkânsız değilse de çok zordur. Hele Türkiye’deki Alevi Hareketi’nin asıl dinamosu Avrupa Alevileri ise... Meseleye yakından bakanlar gayet iyi bilirler ki, hakikaten Avrupa Alevi Örgütlenmesi Türkiye’deki Alevi Hareketi’nin itici gücünü ve harekât merkezini oluşturur. Çünkü sonuçta Türkiye’deki Aleviler neresinden bakarsak bakalım, daha düne kadar büyük bir baskı ve sindirilmişlik altındaydı. Bu durum hâlâ kısmen devam ediyor. Malum Alevi adıyla dernek ve vakıf kurmak bile 2005 yılına kadar yasaktı.
Buna karşılık Avrupa’da, özellikle de Almanya’da Aleviler 1990’dan bu yana kendi adları ile rahatça örgütlendiler. Sonra da bu örgütlenme tecrübesini Türkiye’ye taşıdılar. Bu tecrübe ve bilgi birikimi değiş-tokuşu günümüzde de tüm hızıyla devam ediyor. Bunda da şaşılacak bir şey yok, zira Aleviler Avrupa ülkelerinde hiçbir baskıyla karşılaşmadan kendi kimliklerini özgürce ifade edebildikleri gibi, Alevilikte kendine has bir inanç ve öğreti olarak pek çok Avrupa devleti tarafından resmen tanınmış bulunuyor. Örneğin Almanya’da cemevleri çoktandır resmen ibadethane olarak tanınmakta, Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Alman okullarında Alevilik Dersleri vermekle yetkilendirilmiş ve pek eyalette AABF’nin yetiştirdiği ve atanmasına onay verdiği öğretmenler 4-5 yıldan bu yana ders vermeye başlamış vaziyettedir.
Yani halihazırda Almanya’daki Alevi çocukları, Türkiye’dekine benzer tamamen Sünni içerikli zorunlu Din Derslerine katılmak zorunda olmadıkları gibi, üstelik Alevi tarihinde bir ilk olması itibariyle Alman okullarında kendi inançlarını öğrenebilmektedirler. Hatırlatmak gerekirse, Sünni İslami örgütlere, aralarında bir birlik sağlayamadıklarından henüz İslam Din Dersi verme yetkisi tanınmamıştır.
Öte yandan önümüzdeki yıllarda bazı Alman üniversitelerinde Alevilik kürsüleri kurulması yönünde çalışmalar harıl harıl devam etmektedir. Yine Türk diplomatik temsilcilerinin tüm engelleme çabalarına rağmen, Almanya’da AABF resmen Alevilerin temsilcisi olarak algılanmakta ve Alman makamları bu kurumu muhatap almaktadır. Bunun en büyük göstergesi, AABF’nin Alman Cumhurbaşkanı’nın her yıl düzenlediği resepsiyona davet edilmesidir. Bu tanınma sadece federal düzeyle de sınırlı değildir. AABF’ye bağlı 130 kadar Alevi Kültür Merkezi’nin bulunduğu Almanya’da pek çok kentte yerel yönetimlerle de Alevilerin çok sıcak ilişkileri vardır. Önümüzdeki yıllarda AABF’nin kiliselerinkine benzer bir kurumsal statüye kavuşarak, mali ve vergi özerkliği kazanması da gündemdedir.
Keza Avrupa Alevilerinin ilk defa başlattığı bazı girişimlerle Alevi televizyon kanalları da kurulmuştur. Şu anda Türksat uydusu üzerinden 5 Alevi kanalı yayın yapmaktadır ve bunlar varlıklarını AABK’nın söz konusu öncü çıkışlarına borçludurlar. Bunların en etkini ve izleyicisi fazla olan Yol TV de AABK üyelerinin katkılarıyla kurulan ve ayakta duran bir kanaldır. Atlamadan geçmeyelim; Alevilerin periyodik tek yayın organı olan ve bugüne kadar aralıksız 134 sayı yayınlanarak bir rekoru elinde tutan aylık Alevilerin Sesi Dergisi de AABK tarafından Almanya’da çıkarılmaktadır. 
 

AVRUPA’DAKİLER HESAP DIŞI BIRAKILAMAZ
Görüldüğü gibi başta Almanya olmak üzere AB ülkelerinde yaşayan Aleviler, Türkiye’deki inançdaşlarının aksine dinsel özgürlükleri doyasıya yaşamaktadırlar. Ayrıca yaşamakla kalmamakta ve bu tecrübelerini de Türkiye’ye bir şekilde aktarmaktadırlar. O yüzden olsa gerek, Alevi Çalıştayı Koordinatörü Doç. Dr. Necdet Subaşı medyaya yaptığı açıklamalarda ve Zaman ile Star’a yazdığı konuya ilişkin makalelerde, Türkiye Alevileri üzerindeki baskın etkilerini kabul etmekle beraber, Avrupa Alevi Örgütlenmesi’ni bozgunculuk yapmakla suçlamış; onlarla ayrı bir oturum tertipleneceğinden bahsetse de, bugüne kadar bu sözünde durmamıştır. Gene hükümetin kendine yakın bazı tabanı bulunmayan naylon Alevi örgütleri kurdurduğu ve ABF bileşenlerine AABK ile ilişki kurmayın diye baskı yaptığı kamuoyuna yansımış durumdadır.
Anlaşılan o ki, hükümet Alevi Açılımı’nın çerçevesini çok sınırlı tutmak istediğinden ya da atacağı adımların Alevileri pek tatmin etmeyeceğini tahmin ettiğinden olsa gerek, Avrupa Alevilerinin yaşadığı geniş özgürlüklerin Türkiye’de hayat bulmasına ve belli mekânlarda bunların dillendirilmesine pek taraftar değil gibi gözüküyor. Sanırım bu nedenle ısrarla Avrupa Alevilerini sürecin dışında tutmaya çalışıyor. Zaten bugüne kadar yaşananları başka türlü yorumlamak mümkün değil. Yoksa Avrupa Alevilerinin yaşadıkları ülkelerde kazandıkları bazı haklar hükümeti bu kadar rahatsız etmezdi ve çalıştaylardan birine olsun temsilci çağırılırdı.
Başta söylediğimizi tekrarlayalım; nasıl ki Kürt Sorununu çözmek için ilgili aktörlerin tümü dikkate alınmak zorundaysa, Alevilerin taleplerini karşılamak ve sorunlarını en aza indirmek için de konuya taraf herkesi, Avrupa Alevileri de dahil hesaba katmalısınız. Bu durum Aleviler açısından daha da önemlidir, malum Türkiye Alevilerinin sorunları öz vatanlarında çözülmeden olduğu gibi yerinde dururken, Avrupa Alevileri hemen tüm haklarını kazanmış ve bunları günlük hayatlarında yaşamaktadırlar. O yüzden Türkiye Alevilerinin sıkışmışlığından yararlanarak, suni bir takım girişimlerle ve oldu-bittilerle dar çerçeveli ve kimseleri tatmin etmeyecek bir çözüm paketi açmak istiyorsanız çok yanılmış olursunuz. Zira artık devir değiştiği gibi, Aleviler de eski Aleviler değildir. Dünyanın en ücra köşesindeki bir gelişmeden bile, birkaç dakika geçer geçmez haberdar olunmaktadır.
Kaldı ki, hükümet Alevilere sunacağı haklarda ölçüt olarak, Ankara’nın değil, AB’nin kriterlerini esas almalıdır. Yoksa Alevilere sunacağı açılımlar ve çözüm paketleri akamete uğrayacaktır. Unutulmasın ki, hükümet elindeki çeşitli mekanizmaları kullanarak Türkiye içindeki Alevileri belki bir süreliğine kandırsa veya oyalasa bile, Avrupalı Alevi kardeşleri onları derhal uyararak daha sağlam ve kalıcı haklar istemeye teşvik edecektir.
 

AVRUPA’DAKİLERLE YENİ BİR ÇALIŞTAY
Altını çizerek belirtirsek, bundan böyle Avrupa Alevileri muhatap alınmadan, yaşadıkları ülkelerdeki Alevilik adına edindikleri kazanımların büyük bölümü Türkiye’de hayata geçirilmeden hükümet ve sistem rahat edemeyecektir. Alevilerin hak ve talepleri Avrupa’daki standartların her altına düştüğünde Avrupa Alevileri kıyameti koparacaklar ve Türkiye’deki kardeşlerini harekete geçmeye davet edeceklerdir. Anlaşılacağı üzere Alevi Çalıştayı’na çağrılmasalar da, Avrupa Alevileri’nden hükümetin kaçış yolu pek bulunmuyor.
Özetle söylersek, eğer hükümet niyetinde samimi ise ve Alevilerin yıllardır kanayan sorunlarına bir nebze de olsa çözüm bulmayı istiyorsa, mutlaka Alevi uyanışının lokomotifi olan Avrupa Alevileri’ni dikkate almalıdır. Aksi takdirde Avrupa Alevileri’ni ya da Doç. Dr. Subaşı’nın çok sevdiği deyimle Alevi Diasporasını hesaba dâhil etmeden, her şeyi ben bilirim edasıyla kotarılan her çözüm paketi ellerinde patlayacaktır. Umarız, henüz yol kısayken bu gerçek anlaşılır ve bir an önce Avrupa Alevileri’ni de etraflıca dinleyecek yeni bir çalıştay toplanır.


*Alevi Enstitüsü Danışma Kurulu Üyesi - Yazar/
Frankfurt-Almanya
H.Demirtas@web.de
HÜSEYİN DEMİRTAŞ*