HUBYAR’DAN ELİNİZİ ÇEKİN!
22-02-07

 

YAZAR: HIDIR TEMEL


 

Hubyar dergahının 1544 yılından bu yana postnişini, hizmetkarı ve de bekçisi olarak bu görev ve sorumluluk bize düştüğü için Hubyar Köyü Derneği’nin ve Hubyar Eğitim Vakfı’nın bilgileri dahilinde gerçekleşmiştir.


 

 

Kamuoyunda bir süredir tartışılan ‘’HUBYAR’’ ile ilgili olarak, ‘’Hubyar Eğitim Vakfı’’ Başkanı ve Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Hıdır Temel yazılı bir açıklama yayınladı. Aşağıda bu açıklamayı yayınlıyoruz:

 

Zorunlu açıklama: HUBYAR’DAN ELİNİZİ ÇEKİN !

 

Bu zorunlu açıklama için herkesten hoşgörü bekliyorum; bir toplumun içindeki yozlaşma ve kokuşma dış tehlikeleri aşan bir boyut kazanmışsa, o toplumun geleceği konusunda kaygılanmanın gerekli olduğu bilincinden hareketle ve kurnazlığın birgün aklı selime yenik düşeceğine inanarak kaleme alınan bir açıklamadır. Gözünü kin ve nefret bürümüş, asıl misyonları belirlenmiş insanlara bir anlamı olmayacaktır,

 

Son günlerde manşet olan, ancak üç yıldır süren karalama kampanyalarına karşı bugüne değin en ufak bir açıklama yapmamama ve Alevilerin kendi sorunlarını kendi içlerinde, Alevi düşmanlarına malzeme olmadan, çözme konusunda duyarlı davranmama karşın daha fazla suskunluğun bu işi karıştıranlara cesaret verdiğini üzülerek görüyorum. Bu, şahsıma ve içinde yer aldığım kurumlara karşı yürütülen saldırı planının sadece küçük bir parçasıdır; Temmuz 2006 da yirmi bin kişinin katıldığı ‘Hubyar Anma Etkinliğini’ görmeyen basının gayet doğal başvuruyu manşet yapması düşündürücüdür.

 

Daha önce Cumhurbaşkanlığına, Başbakanlığa, Genel Kurmay Başkanlığı’na, İçişleri Bakanlığına, Tokat Valiliği ve Almus Kaymakamlığına kadar yapılan şikayetler (Tokat Haberci Gazetesi 28 Temmuz 2005 /sayfa 3), Tokat Valiliği’ne ‘valimiz sayın Ayhan Nasuhbeyoğlu’nu göreve davet ediyorum!. 667 sayılı Tekke ve Zaviyeler Yasası, 3091 Sayılı Taşınmaz mal zilliyetine yapılan tecavüzlerin önlenmesi ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıkları’nın korunması hakkındaki kanunlar üzerinde değerlendirilmeli.’(Tokat Aktüel /Temmuz 2005) türündeki jurnaller sonucu, Alevi Dedesi olarak yargılanmamızın ötesinde (bu davalar devam ediyor – Almus Cumhuriyet Başsavcılığı N0: 2005/324), Hubyar Türbesine de el konularak Devlet Malı (Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu madde 5) niteliğine büründürüldü (Buna karşı açtığımız mülkiyet davası – çünkü başka yolu yok- devam ediyor).

 

Bugüne kadar Hubyar isminden rahatsızlık duyan ve Hubyar’ın haritada dahi nerede olduğunu bilmeyen insanların bu konuda ahkam kesmeye başlamış olması ve hiçbir yerde kullanılmış olmamasına karşın, Hubyar isminin sanki ticari marka olarak kullanılıyormuş gibi veya kullanılabileceği varsayımından yola çıkılarak yapılan saldırıların asıl amacı, gelişen Alevi Hareketini baltalamaktır. 2002 tarihinden bu yana ‘Alevi’ adı da patent ettirilmiş ve olası ard düşüncelere karşı korumaya alınmıştır; hiçbir şekilde de ticari amaçla kullanılmamıştır. Hubyar adı için patent başvurusu da bu amaçla yapılmıştır. Hubyar dergahının 1544 yılından bu yana postnişini, hizmetkarı ve de bekçisi olarak bu görev ve sorumluluk bize düştüğü için Hubyar Köyü Derneği’nin ve Hubyar Eğitim Vakfı’nın bilgileri dahilinde gerçekleşmiştir. Her iki kurum da açıklamada bulundular. Hubyarlı olmak, Hubyar torunu olmak, Hubyar Postnişini’nin oğlu olmak bizim için onur vericidir. Onur duyduğumuz ve yüzyıllardır kuşaktan kuşağa, atalarımızdan bize ulaşan bu ortak değerimizin isminin ehli olmayan, haketmeyen kişi ve çevrelerce kullanılmasına izin vermeyeceğiz. Bu nedenle Hubyar isminin her alanda patent altına alınmasında bir yanlışlık görmediğimiz gibi, Hubyar’ın sahte resimlerini bastırıp satanların türediği bir ortamda ciddi bir önlem olarak görüyoruz.

 

Bugüne kadar, 16. Yüzyılda yaşamış Hubyar’ın temsili resimlerini kendi adına tescil ederek fakir halka para karşılığı satanların böyle bir karalama kampanyasının parçası olmaları elbetteki doğaldır; Ancak bir Alevi Dergahını Genel Kurmay’a ve Başbakanlığa şikayet ederek oranın devletleştirilmesine ve bir Alevi dedesinin Dedelikten yargılanmasına sebeb olan kişilerle, bu belgeleri kendilerine vermemize karşın, saf tutan, saygın Alevi Örgütlerinin bazı yöneticilerinin gerçek misyonlarının ne olduğu konusunda herkesi düşünmeye davet ediyorum:

 

1. Bugüne kadar hangi internet sitelerinden hangi dille saldırı yapıldığına dikkat ederseniz,

2. Hubyar ismini bu kadar gündeme getirerek rahatsızlık seviyesine ulaştıran ve neredeyse Hubyar isminden alerji duyulmasını yaratanların kim olduğuna dikkat ederseniz,

3. Hubyar temsili resimlerini parayla satarak nasıl meta ve ticari araç olarak kullananların kimliğine bakarsanız,

4. Hubyar’ın yarattığı saygınlığın arkasına saklanarak kendilerine paye yaratmaya çalışanların kim olduğuna bakarsanız, (Bir kişinin ismini ailesi verir ve kimliğini belirler; bir kişinin lakabını ise halk verir ve karekterini belirler. Konuya yakınlık duyanların, bu girişimden dolayı akıllarında soru işaretleri oluşanların, saldırıda bulunan kişilerin lakaplarını öğrenmelerinde yarar vardır).

5. Şahsıma ve içinde bulunduğum kurumlara saldıranların kimliklerini yan yana koyarsanız

 

gerçek resim ortaya çıkacaktır. Saygın Alevi yöneticileri, onların isimleri halkın iradesiyle görevlerinden uzaklaşmak zorunda kalmış, misyonları belli zavallıların çığırtkanlık yapmasının malzemesi olmamalıdır. 15 yıldır sorun olmaksızın Avrupa Alevi hareketiyle birlikte çalışan kurumların kendi dokusunu bozan ve dönüp saldıran kişilerin önce kendilerini yargılamaları gerekir. Son zamanlarda hesapları bozulan kimi çevreler Hubyar’ı kendi hesapları için kullanmaya kalkmaktadırlar. Nitekim bu çabalara ‘Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri’ gibi saygın bir örgütlenmeyi de katmak, Pir Sultan’a da, Hubyar’a da, Alevilerin tümüne de saygısızlıktır.

 

Son dönemde Alevi hareketi içersinde meşruluğunu kaybetmiş, halkın iradesiyle temsil yetkisine sahip olmayanların dışa vuran saldırganlıkları şahsımın ve onurla temsil ettiğim kurumsal kimliğimin mücadele azmini hiçbir koşulda etkilemeyecektir. Alevi Hareketi içinde kuruluşundan bugüne değin yaptıklarım ve duruşum ortadadır. Daha dün Alevi kimliklerinden utananların, Alevi düşmanlarıyla ortak olanların, Alevilik gericiliktir diyenlerin bugün Alevici kesilme ve Aleviler hakkında söz söyleme hakları yoktur.

 

İlgi duyan kamuoyuna saygıyla duyurulur

 

Hıdır Temel

HUBYAR Eğitim Vakfı Başkanı

HUBYAR SORUNU VE SAĞDUYU ÇAĞRIMIZ
23-02-07

 

YAZAR: ABF


 

Çözüm sunmak yerine, “Hubyar Dergâhını” en alt düzeyde bir üslup ve söylem ile ilgili ve ilgisiz tüm kamuoyunun gündemine taşımasının, yol erkânı ile uzaktan ve yakından ilişkisi yoktur. Bugün asıl görev Alevilerin kendine ait talepleri ile toplumsal talepler etrafında örgütlenmesidir.


 

 

Alevi Bektasi Federasyonu HUBYAR konusundaki gelismlerle ilgili olarak "KAMUOYUNA AÇIKLAMA" baslikli bir aciklama yayinladi. Asagida bunu yayinliyoruz. www.alevi.com

 

* * *

 

 

HUBYAR SORUNU VE SAĞDUYU ÇAĞRIMIZ

 

Son dönemlerde “Hubyar” ile ilgili tartışmalar kişisel kasıtları olan ve yanlış bir düzlemde ele alınmaktadır. Hane içi tartışmanın kurumsal düzlem zeminlerinin dışına çıkartılarak, kamuoyuna taşınmasına ve hane içi tartışma üzerinden bir gerilim yaratmaya dönük çabalara ABF ortak olmayacaktır. ABF olarak, Hubyar ile ilgili tartışmaların çağdaş ilişkiler üzerinden kurulmasını öneriyoruz. Bu tartışmalarda kullanılan dil ve üslup, Alevi öğretisinin dili ve üslubundan oldukça uzaktır.

 

“Hubyar Dergâhını” gazetelerin malzemesi haline getirilmesini, bundan “gurur”la bahsetmek ve insanlar arasında “Manşetteyiz” çığlıkları ile taraftar yaratmak bir Alevi kurumunun görevi olamaz. Alevilerin kendi eliyle değerlerini yıpratmaya dönük çalışmalarını desteklemediğimizin bilinmesi gerekir.

 

“Sen bana şunu dedin” ve “ben sana şunu dedim” düzlemindeki tartışma, örgütlerin ve kurumların değil, kişilerin tartışmasıdır. Bu ise Hubyar’ın öğretisine yapılacak en büyük haksızlıktır. Bu tarz kin ve nefret üzerine kurularak sürdürülen tartışmalarla, Hubyar Dergâhını bu hale getirenlere tek çağrımız var; Değerlerinizi kendi elinizle yıpratmayın! Sağduyulu Hubyarlılar, çatışmadan değil, barıştan yana yolu benimseyin! Sağduyulu Hubyarlılar, 2006 yılında Hubyar’da yapılan etkinliğe 20 bin kişi ile katılarak, bu tavrı göstermiştir. Önemli olan bu sağduyunun etrafında toplumsallaşmaktır.

 

ASLI GÖREVLERİNİZLE BULUŞUN

Alevi toplumuna yönelik siyasi, kültürel, inançsal açıdan yürütülen onca saldırı ve inkâr politikaları ortada dururken, bazı Alevi örgütlenmelerinin ve kişilerin aslı görevlerini bırakıp, “Hubyar” sorununu sanal zemine çekerek tartışmak doğru bir yaklaşım değildir. Çözüm sunmak yerine, “Hubyar Dergâhını” en alt düzeyde bir üslup ve söylem ile ilgili ve ilgisiz tüm kamuoyunun gündemine taşımasının, yol erkânı ile uzaktan ve yakından ilişkisi yoktur. Bugün asıl görev Alevilerin kendine ait talepleri ile toplumsal talepler etrafında örgütlenmesidir.

 

ABF DEĞİL, DEVLETİN RESMİ KURUMLARI MUHATTAP ALINMIŞTIR.

ABF olarak, 21. Yüzyıl Türkiye’sinde, fikirsel ve örgütsel zeminde, birlikte hareket etme zorunluluğumuzu sürekli vurgu yaparken, “Hubyar” tartışmalarında, ABF’nin hedef gösterilerek ele alınmasını, ancak kişisel hırsların ürünü olduğunun bilinmesini istiyoruz. Sürekli “ABF hakemliği” isteyenlerin, ABF yönetimlerine danışmadan, “Hubyar” ile ilgili şikâyet dilekçelerini resmi makamlara sunduktan sonra, ABF’den “gelin bu sorunu çözün” demeleri, üst kurum olan ABF’yi kişisel niyetlere alet etmekten başka bir şey değildir.

Hubyar sorunu ABF’nin gündeminde değildir. Hubyar sorunu şikâyetler sonucu devletin mahkemelerine taşınmıştır. Şikâyet sahipleri, devletin resmi kurumlarını değil, Alevi kurumlarını adres olarak tanımalıdır.

ABF olarak, şu an “Hubyar Dergâhı” ile ilgili sürmekte olan hukuksal davaların sonuçlarına göre, ABF yönetimi genel bir değerlendirmeyi kendi içinde yapacaktır. “Hubyar” tartışması kullanılarak, Alevi örgütlenmelerini ve Alevi hareketini hedef alan, açıklamaları talihsiz açıklamalar olarak değerlendiriyoruz.

 

İSİMLERİN, SİMGELERİN VE LOGOLARIN TESCİL EDİLMESİ VE PATENT HAKKI VE ÇÖZÜM ÖNERİMİZ.

Alevilere ait değerlerin, kurumsal olarak isimlerin, logoların ve simgelerin kurumsal açıdan tescil edilmesi önemlidir. Bu nedenle ABF’ye bağlı kurumlarımız, kendi değerlerini başkalarının kullanmasını önlemek için, kurumsal olarak bu değerlere sahip çıkıp toplumsallaştırmasıdır. Örneğin, Hubyar sorununu dile getirenler, ürünlerini tükettikleri “18 ay dayanıklı SEMAH SU”, “Erikli Su”, “Mevlana ürünleri” isminin nasıl markalaştırılarak ve ticari amaç güden kişisel ele geçirilmesine itiraz etmelidir. Asırlardır, her türlü baskı ve asimilasyonlara karşısında dayanmış ve bugüne gelen SEMAH’ımızın, “18 ay dayanıklı” olmadığının bilinmesi gerekir. Ya da Pir Sultan Logosunu, ismini Türkü barlara verilmesinin önüne geçilmesi, diğer bir görev olarak önümüzde durmaktadır. ABF’ye bağlı PSAKD birkaç yıl önce Genel kurul kararı ile Pir Sultan logosunun, ticari amaçla kullanılmasını önlemek için girişimde bulunma kararı almıştı. Fakat bu logo halen bir çok yerde denetimsiz ve amacı dışında, ışıklı levhalarda kullanılmaktadır. Buna 1998 yılından beri sessiz kalıp, Genel Kurul kararlarını hiçe sayıp, ocak mensubu bir dedenin, ocağının ismini tescil ettirmesini, düzeysiz bir üslupla eleştirmesi inandırıcılıktan uzaktır. Eğer amaç değerlerimize sahip çıkmak ise, buna örgütlü tepki göstermemiz gerekir. Alevi değerlerinin ticaretin ve eğlence merkezlerin objesi haline getirilmesini önlemek gerekir.

 

Önemli olan Alevi değer ve simgelerinin ticari amaç için kullanılmasını önlemektir. ABF olarak her kim ki Alevi değerlerini amacı dışında kullanırsa açıktan karşı duracaktır. Hubyar’ın isim olarak tescil edilmesi, bunun ticari amaç için kullanılması durumunda da bu tavrımız geçerli olacaktır.

 

Alevi değerlerinin simgeleri ancak Alevi kurumları ve Ocak sahipleri tarafından tescil edilmeli ve amacı dışında kullanılmamalıdır. 23./02 / 2007

 

 

Saygılarımızla arz ederiz.

 

Selahattin Özel

ABF Genel Başkanı

 




 

 

 

HUBYAR ismi bu isme layık olanlar tarafından kullanılmalıdır!
20-02-07  YAZAR: HUBYAR EGITIM VAKFI

Son günlerde ilgili, ilgisiz bir çok kişi ve kurum, Alevi öğretisinin en önemli önderlerinden Hubyar ismi ve ocağı ile ilgili bir bilgi kirliliği yaratmış durumdalar. Kamuoyunu bu konuda bilgilendirmek, bilgi kirliliğini ortadan kaldırmak için ‘’HUBYAR KÖYÜ KÜLTÜR VE SOSYAL YARDIMLAŞMA DERNEĞİ’’ ile ‘’HUBYAR EĞİTİM VAKFI’’ yönetim kurulları biraraya gelerek aşağıdaki açıklamayı yaptılar:

 

 

Hubyar isminin marka hakkının alınması için, Sayın Hıdır Temel (*) tarafından 19 Temmuz.2006 tarihinde yapılmış olan başvuru, Hubyar Eğitim Vakfı ve Hubyar Köyü Kültür ve Sosyal Yardımlaşma Derneği yöneticilerinin bilgisi dahilinde gerçekleşmiştir.

Hubyar isminin layık olmayan kişilerce, uygun olmayan şekillerde kullanımını engelleyecek olan bu marka tescil işlemi, doğal olarak yalnızca dernek yönetimimizin yada vakıf yönetimimizin değil, bu isme gönülden bağlı olan her insanın da ortak arzusudur.

Başvurunun şahıs adına yapılması hukuki bir gereklilikten kaynaklandığı gibi Sayın Hıdır Temel tarafından yapılması da şahsına olan güvenin dışında, temsil ettiği kişi ve kurumlar dikkate alınarak gerçekleşmiştir.

Öte yandan , daha önce hiçbir üründe kullanılmamış olan bir ismin marka olarak tescili ile doğrudan gelir sağlanamayacağı ve ne vakfımızın ne de derneğimizin de böyle bir amacı olamayacağı da, bilinen bir gerçektir.

Hubyar isminin marka tescili gerçekleştikten sonra, kullanımı, doğrudan dernek ve vakıf yönetimi tarafından gerçekleştirilecek ve düzenlenecektir.

Hubyar ‘a gönülden bağlı her insanın yakından bildiği bu gerçeklere rağmen, yaklaşan seçimlerde yer kapma niyetindeki kötü niyetli bir kısım kişilerin afaki yorumlarını, bir gazetenin birinci sayfasından manşetten sunması , bir kısım milletvekillerinin ise, bu hususu hiç araştırmadan, rast gele beyanlarda bulunması, kabul edilemez bir davranış olup, davranış sahiplerinin tamamını şiddetle kınıyoruz.

 

18 Şubat 2007

Hubyar Eğitim Vakfı Sekreteri Kazım Sizer

Hubyar Köyü Kültür ve Sosyal Yardımlaşma Derneği Başkanı Turan Kelleci

 

(*) Hıdır Temel, Hubyar Eğitim Vakfı Başkanıdır.

 

 

 

Tekeli Dağı, 20 bin Hubyarlı ile semaha durduğunda ben de beyaz bir barış güvercini uçurmuştum...
22-02-07

 

YAZAR: NECATI ŞAHIN


 

Hacı Bektaş’ta olduğu gibi, ilerde Hubyar Müzesinde sönmüş bir ocağımızda çekim yapmak zorunda kalınırsa hiç şaşmayın... Ocağımızın, devletimize müze olması için, Aleviler birbirine girdi görüntüsü yaratılmalı ki, devletimizin işi kolaylaşsın... Ve biz Aleviler, ağıt yakarak Devletimizin müzesine dönüşen dergahımıza bilet alarak girelim...


 

 

“...

16. yüz yıl

Bıçak yine gelmiştir

Kemiğe dayanmıştır

 

Amasya İsyanı

 

Kanlı bastırılır yine

Ve bu Alevi isyanından

Bir bilge

Bir ulu Alevi Dervişi

Çıkar ortaya: Hubyar

 

Babailerin o soylu bayrağını alır..

Pir Sultanın

“Sancak kalksın kaz ovaya dikilsin” dediği

Varay bölgesine gelir

Kurar ocağını

Halen sönmeyen ocağını..

 

Hubyarlılar

16. yüzyıldan bu yana

Tekeli dağı ile Semahtalar

Turnalar gibi..

 

Ve

Tekeliden

Havlanan

O turnalar

Semah döne döne

Bugün Avrupa’da

Köln Arenada

Konakladılar...”

 

 

 

 

17 Haziran 2007, Köln/Arena, Kerbeladan Sivasa /Ağıttan Umuda

projesinde bu sözlerle anlatmıştım Hubyarı Köln Arena’da 20 bin insana ve iki televizyonumuzun canlı yayını ile milyonlara...

 

Ardından o muhteşem Hubyar semahını dönen canlar ile birlikte Köln Arena semaha durdu 20 bin can ile...

 

30 Temmuz 2006, Tekeli Dağı

 

2600 metrede 20 bin Hubyarlı. Alevi toplumunun aydınlık yüzleri... Sanatçıları... Yazarları... Yöneticileri...

 

Dağ taş ,insan dolu... Geceden gelip arabalarda kalanlar, römorklarda geceleyenler, mutfaklarda, avlularda yatan insanlar...

 

Ve içerde sönmeyen bir ocak...

 

Ocağın önünde kara kazanın başında saygıdeğer bir ana... Postnişini Mustafa Temel’in eşi, Hıdır Temelin Sevgili Anası. Benim yüreğimde çoktan Hubyar Ana olmuştu gayrı... O yaşı ile bir kez oturduğunu görmedim, bu kaçıncı gidişimdi oysa...

 

Aş kaynıyordu aşevinde, Alevilerin aşevinde, henüz sönmeyen son alevi ocağında... Aşlar dağıtılıyordu canlara... İnsanlar mutlu, insanlar umutlu... Manevi duygular dorukta... Şen, sevecenlik yeşermişti Tekeli dağında...

 

20 Ocak -31 Ocak 2007 Hacıbektaş Pir evi:

 

Muharrem ayında çekim yapıyoruz,

bizim Pir evimizde, Devletimizin müzesinde...

Pirin aşevinde, kara kazanımımızın dibinde...

Eksi 10 derece.

Üşüyoruz Hünkarımızın evinde, devletimizin müzesinde.

Zira bizim dergahımızda yüzyıllarca yanan ocağımız söndürülmüştü...

Dergahımız devletimizin müzesiydi.

Kara kazanımız devletimizin müzesinde eşyaydı gayrı.

Üzerine müze etiketi ile

“kara kazan” yazıyordu.

Bölüşümün sembolü kepçeye de bir etiket takılmıştı, Yol TV ekranlarında görmüşsünüzdür belki “ bakır kepçe” ...

 

Ve biz sık sık tekrarlıyoruz programlarımız boyunca :

“ Bu kara kazan kaynasın tekrar.

Dergahlarında üşümesin Aleviler...

Devletimizin müzesine değil, devletimizin sınırları içerisindeki dergâhımıza geliyoruz biz...

Bilet ile girmek incitici.

Türkiye bu ayıbı bir önce kaldırsın...

Dergaha müze memurları değil, yol hizmetkarları yakışır...

Bu ocak yansın tekrar...”

 

 

 

Neden mi yazıyorum bunları?

 

Alevilik, cemal cemala yaşanan bir öğretidir. “Internet-Aleviliğini” hiç sevmedim. Sanal mı Sanal, banal mı banal!

Oysa, Internet cağımız en ilerici buluşlarından biri. Bu muhteşem buluşun hazırladığı ortam, “edebiyat dilini” sözlü olarak en iyi kullanan Alevilerin de birbirine hakaret ettiği, etik ve estetiği alt üst edildiği bir arenaya dönüştü ne yazık ki.

 

Hele hele bunlar “Alevi Aydınları” olunca daha bir yazık..

Şükür ki, Alevilerin büyük bir bölümü henüz internete giremiyor...

Ben de yazmadım şimdiye kadar. Taa ki şu haberi okuyana kadar:

 

17 Şubat 2007, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği sitesinde bir yazı:

 

“... Yine manşet olduk, yine gündem belirledik...”

 

Meraklandım.

 

Zira Aleviler, büyük gazetelere ya yakıldığında manşet yapılırlar, ya horlandıklarında, ya da karşılıklı tokuşturulduklarında...

 

Okudum.

 

Sabah gazetesi aracılığı ile Hıdır Temele saldırılıyordu.

Gerçi alışkınız bu tür saldırılara... Ancak bir Alevi sitesi, hem de Hubyar adını taşıyan bir Alevi sitesi

kendi baba ocağına, dede ocağına, postnişinine saldırıyor

ve manşet olduk diye de övünüyordu...

 

Ardından diğerleri... Ve en acısı da en saygın örgütlerimizden Pir Sultan Abdal örgütümüzün Başkanı da katılıyor saldırı kervanına...

 

Peki, Kimdir Hıdır Temel?

 

Hubyar ocağı postnişini Mustafa Temel ile “Hubyar Ananın” büyük oğlu...

Eğitimci, Tarihçi, Araştırmacı...

Dil bilir, Din bilir, Bilim bilir...

Gelenek bilir. Görenek bilir, evrensellik bilir...

Köylüdür, kentlidir, çağdaştır...

Alevi öğretisini içimizden en iyi bilendir, çünkü hem ocaktan geliyordu hem de bu konuda iyi bir araştırmacı...

Zor adamdır, zorlu adamlar zor olurlar zira...

Dünyanın en büyük örgütü olan Almanya Alevi Birlikleri Federasyonun entelektüel beyinlerinden biri...

AABF’ nin şimdiki inançtan sorumlu ikinci Başkanı...

20 yıldır Alevi örgütlenmesinin her aşamasında hizmetkar...

AABF’in programında onun kalemi var...

Ülkemizin önemli bir aydını...

Hiçbir şekilde haksızlığa boyun eğmeyen bir deli fişek...

Kendinden bir gün dahi büyük olana “ağbi” diyen bir derviş...

Ve alevi dedesi

Babasından sonra istese de istemese de Hubyar Ocağının postnişini...

 

Hubyarlı yaşlı bir kadının Tekeli dağında:

“Mustafa Temel dedemizdir, Hıdır Temel ise beynimizdir” diyordu...

 

Tabii ki, bu beyine saldırılmalıdır...

Tabii ki, bu beyin Anadolu bozkırında tüten o Alevi ocağının başına getirtilmemelidir.

Tabii ki bu beyin yıpratılmalı, yıldırılmalıdır...

Tabii ki bu beyin alevi örgütlenmesinde de karalanmalı...

Tabii ki bu beyin taşlanmalı...

 

Bana mı ne oluyor peki?

 

O beyin arkadaşımdır, yoldaşımdır, dedemdir, başkanımdır benim... Aleviliği en çok Hıdır Temel arkadaşımdan öğrendim. Küçüğümdür ama hocamdır bu konuda...

Hubyarı ve hubyarlıları onunla tanıdım, onunla sevdim.

Hubyarlılar ile gönül musahipliğim var benim.

Yönetmenliğini yapma onurunu taşıdığım, Bin Yılın Türküsü Köln, Bin Yılın Türküsü İstanbul, Kadının Türküsü ve Ağıttan Umuda projelerinde Hubyar’ın hem önemli bir yeri vardı, hem de Hubyarlı canlardan ciddi destek görmüştüm. Adı geçen Dernek ve yöneticileri de bunun içindedirler...

Hubyar şenliklerine devamlı konuk oldum...

 

Hubyar üzerine çıkartılan bu suni tartışmanın baştan beri şahidiyim. Kendilerine şimdi sitem ettiğim yukarıda adı geçen Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği’nin kurluşunda Hıdır Temel’i ben ikna ettim. Bunu en iyi adı geçen derneğin başkanı Ali Kenanoğlu bilir...

 

Temel ailesinin “Dedelik” yapıyor diye yargılanmasına şahit oldum.

Dedelikten dolayı alevi dedesinin yargılanmasına Alevi örgütlerin seyirci kalmasına tanık oldum ne yazık ki...

Ve yine ne yazık ki, Cumhurbaşkanlığına, Genel Kurmay Başkanlığına, Tokat Valiliğine, Almus kaymakamlığına “Tekke ve Zaviyeler yasası Mustafa Temel dedeye uygulansın” diye başvuru dilekçeleri ve bu dilekçelere devlet dairelerince verilen cevapları, hem alevi örgütlerine hem de bizim gibi hubyar dostlarının bilgisine sunulmuş durumda...

Acı gerçekler canımı acıtıyor, beynim “dışardan gazel okuma!” diyor, vicdanım susmamı engelliyor gayrı, zira diğer gazelcilere göre en yakındaki benim en azından.

 

“Hubyar” isminin korunması için Postnişini olan Temel ailesinin yaptığı başvurunun ne ise yanlış Allah aşkına? İsim başka türlü nasıl korunur! Bu önlem alınmaz ise, isim “Mevlana” adı gibi kahvehanelere, sazlara, barlara, bayilere, bakkallara verilmesi nasıl önlenecek...? Bilindiği gibi “Mevlana” adının bu tür yerlerde kaldırılma çalışmaları başladı ve bir türlü de bitmiyor...

 

Belki de, birileri bu ismi kullanmak için başvuruda bulundu, karşılarına “hayır bu ismi kullanamazsınız çünkü korunması için başvuru var” denildi. Haydi, öyle ise terse çevrilmeli, kötü bir şeymiş gibi gösterilmeli...

 

Bu girişimi, olumsuzmuş gibi gösterip saldırma, bu saldırıyı da fırsat bilip

Hıdır Temel’in örgütü ile de dolaylı hesaplaşma asla hoş ve saygın değil...

Kime kimlere hizmet edeceğini kavramak da zor değil...

 

Ne yazık ki, Hubyara olan sempati bu tartışmalar sonucu kayboluyor

ve giderek alerjiye dönüşüyor...

Bir Hubyar gönül musahibi olarak bu durum yüreğimi acıtıyor...

Ve giderek söneceğinde korktuğum, devletin el koyup müzeye çevireceği Hubyar ocağına bilet alarak girmek zorunda kalacağız hissini taşıyorum.

Bu şikayetlere ön ayak olan arkadaşa da, bu kaygılarımı dostça defalarca söyledim...

 

Ne yazık ki, çoğu kimse Hubyar’ı artık o muhteşem semahı, o kendine has müziği, o Alevi misafirperverliği ile değil, bir “mezar” için internette birbirine düşen bir topluluk olarak görmeye başlıyor...

Bu durum Hubyarlıları üzdüğü kadar onun dostlarını da üzüyor...

Ve bu “feodal köylü kini” giderek Alevi toplumuna zarar veriyor...

 

Bu zarara ortak olmamak için internetteki bu polemiğe, Hıdır Temelin girmediğini biliyorum.

Pek çok arkadaşımızın “sen de yaz demesine” karşı o hep,

Kafkas Tebeşir Dairesini örnek verdiğine şahit oldum.

 

Berthol Brecht’ın ölümsüzleştirdiği Kafkas mitolojisi şöyle:

iki kadın, küçük bir çocuğun annesinin kendilerinin olduğunu söylerler.

Hakim huzuruna gelirler. Ne etsin hâkim o dönemde?

Tebeşir ile bir daire çizer. Küçücük çocuğu dairenin ortasına koyar.

Kadınlara döner:

“Biriniz bir yandan, diğeriniz öbür yandan çocuğun kollarından tutun. Kim çocuğu çekerek kendi tarafında dairenin dışına çıkarırsa çocuk onundur” der.

Kadınlar minnacık çocuğun kollarından tutar, çekmeye başlarlar.

Çocuk can havliyle inler. Kolları koptu kopacak. Kadının biri dayanamaz, hemen bırakır çocuğun kolunu. Öbür kadın sevinçle çocuğu kendi tarafına çeker.

Ancak Hâkim: “Gerçek ana, çocuğun kolunu bırakan kadındır. Çünkü onun yüreği evladının acı çekmesine dayanamadı ve bıraktı” der

ve çocuğu o kadına verir...

 

Kıssadan hisse....

 

Hacı Bektaş’ta olduğu gibi, ilerde Hubyar Müzesinde sönmüş bir ocağımızda çekim yapmak zorunda kalınırsa hiç şaşmayın...

Ocağımızın, devletimize müze olması için, Aleviler birbirine girdi görüntüsü yaratılmalı ki, devletimizin işi kolaylaşsın...

Ve biz Aleviler, ağıt yakarak Devletimizin müzesine dönüşen dergahımıza bilet alarak girelim...

 

Bilerek bu işi kışkırtanlar görevlerini yapıyorlar...

Bilmeden bu kışkırtmalara alet olanlar ise, bu kötü görüntünün hem acısını,

hem de vebalini taşıyacaklar...

 

Hani, Nemrut, İbrahim Peygamberi ateşe attırır.

İbrahim büyük alevlerin içindedir. Bir de ne görsün:

Bir serçe minik gagasından bir damla su damlatır dev gibi alevlere.

İbrahim: “Ya serçe, bu büyük alevlere senin bir damla suyun ne eder ki” der.

Serçe: “Ya İbrahim, biliyorum, benim bir damla suyum bu dev gibi alevleri söndüremez. Ama ben, bu bir damla su ile dostluğumu belirtiyorum...

 

Sevgili Hubyarlı Gönül Musahiplerim,

Ve Sevgili Arkadaşım, sevgili Dedem Hıdır Temel,

Ben de serçe misali,

bu, bir “damla” yazım ile dostluğum belli olsun istedim...

 

Başınız her zamanki gibi dik ola...

Tekeli Dağı her zaman ki gibi semaha dura...

 

Necati Şahin