MARAŞ-ÇORUM-MALATYA KATLİAMLARININ SANIKLARI BELLİDİR
12-08-07 YAZAR: Av. Kazım GENÇ / PSADK genel başanı
 

Alevi toplumunun kendi inanç ve kültürünü evrensel hukuk ve toplumsal barış çerçevesinde yaşamaktan başka hiç bir amacı yokken, bırakınız Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet tarihi boyunca Alevilere yaşatılan zulüm ve asimilasyon çabalarını; daha yakın zamanda Çorum, Malatya, Maraş ve tüm dünyanın gözleri önünde yapılan Sivas katliamı unutulamaz.


 

*BAŞBAKAN ECEVİTİN ÖLÜMÜNDEN SONRA ÇEKMECESİNDEN ÇIKAN MİT’TEN GELMİŞ BİLGİ NOTU, SANIKLARIN KİM OLDUĞUNU KAMUOYUNA GÖSTERMEKTEDİR.

 

Cem Vakfı Genel Başkanı Sayın İzzetin DOĞAN’ın "Bahçeli'den davet gelirse Aleviler'i Tekir Yaylası'na yönlendiririz" açıklaması, Alevi Halkına yapılacak en büyük hakaretlerden birisidir. Zira Aleviler yaklaşık kırk yıllık bir süre içinde nereden yönlendirildiği herkes tarafından bilinen MHP ve Ülkücü güçler tarafından zulüm, baskı ve katliama uğramışlardır. Bütün bu olup bitenleri görmezden gelip "Alevilerle MHP'yi kucaklaştırmak" isteyen CEM Vakfı kirli oyunlar tezgahlamaktadır.

Toplumsal barış ve hoşgörü bu değildir.

Toplumsal barış ancak barışı sabote edip farklı inanç ve kültüre mensup toplumlara zulüm ve baskı uygulayanların kendini çoğulcu, katılımcı demokrasinin evrensel verileri ışığında tanımlaması ile olur. Bu da yetmez, sorumlular kendi tarihi ile yüzleşerek, tarih ve insanlık karşısında varsa taşıdıkları hümanist değerler bunun gereğini yaparlar. "Otuz yıl önce yaşananları unutalım" demek bundan sonra yaşanması olası benzerlerine kapı aralamaktır.

Alevi toplumunun kendi inanç ve kültürünü evrensel hukuk ve toplumsal barış çerçevesinde yaşamaktan başka hiç bir amacı yokken, bırakınız Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet tarihi boyunca Alevilere yaşatılan zulüm ve asimilasyon çabalarını; daha yakın zamanda Çorum, Malatya, Maraş ve tüm dünyanın gözleri önünde yapılan Sivas katliamı unutulamaz. İnsani bir talepten başka bir amaç gütmeyen "Madımak müze olsun." çığlığımız yok sayılırken, "Tekir Yaylası'nda buluşmak" kendi inanç ve kültürümüzü inkar etmek olur.

Alevilerde "Aslını inkar eden haramzadedir" deyişi Yol'un belirleyici felsefesidir. Biz Alevileri, Yolumuzu kanla kirletenlerle hiç bir şey yaşanmamış gibi kolkola girecek kadar aymaz olamayız. Evet, Alevi inanç ve kültürünün engin anlayış ve hoşgörüsü vardır. Lakin anlayış ve hoşgörü bu iki erdemli değeri içselleştirmiş birey, kurum ve toplumlara gösterilir. Birileri çıkıp kendinden menkul, Aleviler adına anlayış ve hoşgörü gösteremez. Böyle bir anlayış olsa olsa "ağacın özündeki kurt" olmaktır. Aleviler özlerindeki kurtlardan tarih boyunca çok çektiler, sıra bu kurtları temizlemeye gelmiştir. Bir hafta sonra Türkiye ve Dünyanın her yerinden büyük bir coşku ve ikrar ile akın edeceğimiz Ser Çeşmemiz "İncinsen de incitme" demişti. Biz Aleviler incinmenin ötesinde insanlık dışı hakaret ve baskılarla karşı karşıya kalmamıza rağmen kimseye karşı şiddet kullanmadık. Haksız yargılamalara, sürgünlere ve devlet politikası olan asimilasyona maruz kaldık. Tüm bunlara karşın demokratik hukuk devletini esas alarak çözümü toplumsal barış ve inanç özgürlüğünde aradık. Kendimizi ne tarih, ne de insanlık karşısında suçlu görmüyoruz.

Biz yapılanları inanç ve kültürümüzün felsefesi, Yolumuzun gerekleri ile tanımladığımızda şunu söyleyebiliriz: Bize yaşatılan tarihin sorumlusu olan herkes kendi tarihi ile yüzleşmeli, evrensel hukuk, hümanizm ve bilimin ışığında yapılması gerekenleri yapmalı, sorumluluklarının gereği ne ise ona razı olmalıdırlar. Bunun dışında tüm çözüm önerileri tarihi ve gerçekleri saptırmaktan başka bir çaba taşımıyor olacaktır.

Saygı ile kamuoyuna sunulur.

11.08.2007

Av. Kazım GENÇ, PSAKD Genel Başkanı

 

ÜÇ KOLDAN ASİMİLASYON VE CELLATLARIMIZ !


Sivas katliamından bir -iki yıl sonra sayın İzzettin Doğan'dan bizzat dinlediğim politikaya göre 15 yıllık bir plan sözkonusu idi.( Abant toplantısını sayarsak 25 yıllık bir plan oluyor ! ) Bu plana göre önce "DEDE" ler bir araya getirilecek, ki bu 1. ve 2. inanç önderleri kurulu ile gerçekleşti. Ardından Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı adlı gayri resmi "Alevi Diyaneti" oluşturuldu. Devlet bu kuruluşu resmen tanımadı ama Cem evlerinde olduğu gibi gayri resmi olarak göz yumdu. Hatta bu kuruluşu maddi ve manevi olarak destekledi. Sonra Alevi Vakıflar Federasyonu adı altında aynı paraleldeki kuruluşlar bir araya getirildi. Bu Federasyona ve Cem Vakfına bağlı olan İstanbulda ve Anadolu'nun başka yerlerindeki bazı Cem evlerine gayri resmi Kur'an kursları açıldı. Buralarda yapılan dede yetiştirme sertifika programında "uzman" adı altında Diyanet'ten görevli kişiler de bulundu ! Böylece bir çok Cem evinde (Pir Sultan Abdal Dernekleri- Hacı Bektaş Veli Dernekleri'ne ait Cem evleri de dahil !) görev yapan dedeler Cem Vakfından Diyanet gözetiminde yetiştirilen sertifikalı dedelerden oluştu. Dedelik eğitim programında yer alan "uzman"lar kimdi? resmi sıfatları neydi? henüz bu soru açıklığa kavuşmuş değil ! Pir Abdal Musa'yı anma törenlerinde yapılan etkinlikler Türk-İslam sentezi çalışmalarının Alevi versiyonunu ve yapılan işbirliğinin somut sonuçlarını göstermesi açısından ilginç ve ibret verici idi. Artık boynunda "bozkurt" kolyeli gençler, Cem Vakfı görevlileri ile birlikte diğer Alevi derneklerinin kurdukları standları dağıtıyor ve dernek üyelerine fiili saldırılar yapıyorlardı. Bir yandan bunlar olurken bir yandan da Ulu Pir'in makamında, mezarının başında Menzil tarikatı üyeleri toplu namaz kılma eylemi yapıyor, dergahı ziyarete gelenleri adeta tahrik ediyorlardı. Yine yakalarında Cem Vakfı görevli yazan bir takım kişiler tarafından da korunuyorlardı. Bir Mevlevi Tarikatı semazeni de Pir'in mezarı başında Mevlevi semaı dönerek ziyaretçileri hayretler içerisinde bırakıyordu. Yapılan panellerde diğer kurumlara, yöneticilerine sövülüp sayılıyor ve Türk-islam sentezinin akıl hocaları toplantılarda, , türbanlı ve bozkurt kolyeli milletvekilleri de kürsülerde "Tanrı Dağı kadar Türk ve Hira Dağı kadar Müslüman" olduklarını haykırıyorlardı.

Bu da yetmiyormuş gibi MHP'nin ideologlarından Namık Kemal Zeybek, Ankara'da yapılan sözüm ona "Cem töreninde" baş konuşmacı olarak yer alıyor, M. Ali Ağca'nın ve Abdullah Çatlı'nın yakın arkadaşı Ülkü ocakları Avrupa sorumlusu Musa Serdar Çelebi de en önemli konuklar arasında sayın İzzettin Doğan'ın misafiri olarak oturuyordu.


Bundan sonra artık gelsin Alevi İmam Hatipler ve Alevi İlahiyatlar. Nasılsa karşı çıkanı aforoz edecek bir "Din Hizmetleri Başkanlığı" da var ! Bir eli "devlette", bir eli "Diyanet'te", bir eli "Fetullah'ta", bir eli " bozkurtlarda" bir sistem Alevilerin başına ucube gibi çökmüş durumdadır!


11.02.2007  KAZIM ENGİN
 

 

İzzettin Beyi kim konuşturuyor ? 

Yazar ALI YILDIRIM   

             Oturup kalktığı adamlara bakın, dostum dediklerine bakın tümü sağcı, tümü düzenin bekçileri.
İzzettin Bey elin yabancısına ne kadar müşvikse kendi insanlarına karşı o derece hırçın, o derece sekter… İzzettin Bey sakin limanların, dingin suların adamı. Devletin kanatları altında durmayı seviyor
 

08-12-06
 

 

Cem Vakfı başkanı İzzettin Doğan Bey’in ciddi sağlık sorunları bulunduğu (kendisine acil şifalar diliyoruz) ve bu nedenle ortalıkta pek görülmediği, uzun süredir bir suskunluk içerisinde olduğu biliniyordu.

 

Ne var ki Türkiye’nin seçim sürecine girdiğinin ilan edilmesiyle birlikte İzzettin Bey yine birdenbire ortaya çıktı ve yine İzzettin Beyliğini yapmaya başladı.

 

İzzettin Bey’in üslubu ve konuştuklarına bakıldığında Alevi inancına mensup bir insan böyle konuşamaz diye düşünüyor insan. Bu durumda öyle ise İzzettin Bey’i kim konuşturuyor sorusu geliyor insanın aklına!

 

Görülen o ki İzzettin Bey’in Alevi kurumlarına, önde gözüken insanlarına ve sol siyasi çevrelere karşı tavrında ve ruh halinde herhangi bir değişme söz konusu değil, yani İzzettin Bey yine bildiğimiz İzzettin Bey!

 

Yani Alevilerin Fettullah Gülen’i olma talebinden ve hevesinden vazgeçmiş değil. Ve o nedenle de kendisini tek otorite kılacak bir tarz için Alevi toplumunda öne çıkan, mücadele eden varlık gösteren tüm insanlara ve kurumlara karşı cephe almış bulunuyor. İşin vahim tarafı tüm bu insanları ve kurumları suçlamaktan, onlara hakarete varacak sözler söylemekten geri durmuyor.

 

İzzettin Bey’in tutumunun sözgelimi Aksiyon Dergisi’nde(Sayı: 625 - 27.11.2006)  söylediklerinin, Samanyolu televizyonunda dile getirdiklerinin sıradan bir Aleviye dahi yakışmadığı, Alevi toplumunun öğretisine, geleneğine ters olduğu tartışma götürmez.

İnsan’ın kurumlara ve kişilere söz söylerken öncelikle kendine, geçmişine, siciline bakması gerekmez mi?

 

YAZAR AMA BİR TEK MAKALESİ YOK

 

İzzettin Bey’in bir dede ocağından olduğu, yani ocakzade olduğu biliniyor. Herkes İzzettin Bey’i Alevilik üstüne yazıp, çiziyor diye düşünüyor. Ama ne yaman çelişkidir ki İzzettin Bey’in Alevilik üstüne yazılmış bir tek makalesi bile bulunmuyor. Siz Alevi inancı konusunda görüş belirteceksiniz, otorite olacaksınız ve fakat Alevilik üstüne bir tek yazı dahi yazmayacaksınız.

 

Ben konuşuyum, siz toplayın kitap olsun… Ne yapacaksınız, Fettullah gibi vaaz vereceksiniz, onları toplayıp sizin adınıza kitap yapacaklar!

Böyle bir aydın tavrı, böyle bir otorite olur mu?

 

HUKUK PROFESÖRÜ AMA ALEVİLERE DAİR BİR TEK HUKUK METNİ KALEME ALMADI

 

İzzettin Bey’in mesleği hukuk. Kendisi hukuk profesörü.

 

Ama yine ne acıdır ki İzzettin Bey’in yazdığı, kaleme aldığı Alevi toplumunun hakkına hukukuna dair, Alevi toplumunun yaşadıkları haksızlıklara, hukuksuzluklara, eşitsizliklere ve ayrımcılıklara dair bir tek hukuk metni dahi bulunmamaktadır.

 

Siz hukuk profesörü olacaksınız, Alevi tolumun

a önderlik etme düşünceniz bulunacak ve fakat mesleğinizin gereği olarak dahi toplumunuzun önüne bir bir aydınlatıcı metin koymayacaksınız.

 

Elinizi vicdanınıza koyun ve söyleyin kendi toplumunun yaşadığı haksızlığa, hukuksuzluğa, eşitsizliğe,  acılara merhem olmayan hukuk profesörlüğü nasıl olur ki!

 

İZZETTİN BEYİN GÖNLÜNDE YATAN: RENKSİZ VE KOKUSUZ ALEVİLER

 

İzzettin Bey Alevi toplumunda kim öne çıkıyorsa, kendisinden ileri gitmesin diye ona çelme takmaktan sakınmıyor. Ve para edeceğini düşündüğü hamasi suçlamalarla insanları karalıyor. En geri, en Alevilere uzak duyguları istismar etmekten kaçınmıyor. Sözgelimi Avrupa Alevi Federasyonu yöneticilerini Ateistlikle suçluyor. Ona göre Aleviler bu söz üzerine ABF’den yüz çevirecek. Bunlar solcu diyor, bir suçlama olarak kullanıyor solculuğu! Sanki Alevilerin ataları, kendileri tümüyle solcu değilmiş gibi. 

 

 “Alevîler artık sağ-sol kavramlarını reddediyor.” diyor, kendi aklındakini, gönlündekini Alevilere mal ediyor. Demokrasiden, laiklikten, özgürlükten yana olmadan, yani sol olmadan  Alevi sorunlarının çözülmeyeceğini herkesin bildiğini unutuveriyor.

İzzettin Bey’e kalsa Pir Sultan’a Abdal’ı dahi Alevilikten çıkaracak, kurulu düzene baş kaldırıyor diye! Hacı Bektaş Postnişini Kalender Çelebi’yi dara çekecek Osmanlı Padişahı’na asi oldu diye.

İzzettin Bey Alevileri tümden cahil, sürü sanıyor! Kendi nereye sürerse Alevilerin oraya gideceğini düşünüyor! Ne kadar saf! Unutuyor ki, Aleviler Pir Sultan Abdal’ın, Kalender Çelebi’nin torunları…

 

SAĞLA UZLAŞMA, SOLLA KAVGA

 

İzzettin Bey, ağırbaşlı, yumuşak huylu, uzlaşmacı, gönül adamı görünüyor. Ama tüm bunları sağcılar sözkonusu olunca yapıyor.

 

Uzlaşmacı görünüyor, uzlaşmacılığı güç sahipleriyle, devletle, hükümetle… Alevi örgüt yöneticilerini ise elinin tersiyle itiyor.

 

Oturup kalktığı adamlara bakın, dostum dediklerine bakın tümü sağcı, tümü düzenin bekçileri.

İzzettin Bey elin yabancısına ne kadar müşvikse kendi insanlarına karşı o derece hırçın, o derece sekter…

 

İzzettin Bey sakin limanların, dingin suların adamı.

Devletin kanatları altında durmayı seviyor.

Muhalefeti majestelerinin muhalefeti, yani izin verildiği kadar ve bilgi dahilinde.

 

MÜCADELEYE KARŞI AMA SONUÇLARINI KENDİNE YAZIYOR

 

Alevilerin kimlik ve kişiliklerini dile getiren tüm siyasi ve hukuki projelere, çıkışlara karşı çıkıyor.

Birlik Partisi projesine karşı çıktığını kendi söylüyor.

Barış Partisi girişimine karşı çıktığını kendi söylüyor.

Alevi Bektaşi Kuruluşları Birliği’nin kuruluşuna karşı çıktığını bizzat süreci yaşayan bizler biliyoruz.

Tüm bunlara rağmen medyaya çekinmeden her bir işi kendisinin yaptığını söyleyebiliyor!

“Ben ne dersem, onlar onu tekrarlıyorlar” diyor.

Hangi projenin, hangi sözün altında ilk onun imzası var acaba?

Halbuki tam tersine kendisi bugün solculukla, ateistlikle suçladığı insanların söylediklerini, dile getirdiklerini, yazdıklarını tekrar ediyor.

 

“Diyanet kaldırılmalıdır,

Zorunlu din derslerine son verilmelidir,

Hacı Bektaş Dergahı Alevilere verilmelidir,

Cemevleri Alevilerin inanç merkezidir” diyen ve bunun için hukuki siyasi mücadele veren insanlar bizzat o solculukla suçladıklarından başkası değil.

İzzettin Bey, tüm bu başlıklara halkın sahiplendiğini görünce kendine yazmaya kalkışıyor.

 

RİSKTEN UZAK DUR

 

İzzettin Bey, tüm bu talepleri dile getirmenin risksiz olduğunu görür görmez ben ne dersem, onlar onu tekrarlıyor diyecek kadar gerçekleri tersyüz etmekten çekinmiyor.

 

Aleviler Alevi adıyla dernek kurarken onları suçluyor ne gerek var diye , Alevi Bektaşi Kuruluşlar Birliği adından dolayı kapatılınca dernek kuran Alevilerin yanında değil devletin yanında tavır alıp devlete nasihat vermek tercihinde bulunuyor.

 

Ama bugün Alevi adında, cemevinde risk kalmayınca, bu konular meşrulaşınca patent hakkını kendine alıyor.

Bizlerin 10 yıldır söylediklerine sahiplenmesi bizi rahatsız etmiyor. Biz zaten herkese mal olsun diye uğraş veriyoruz.

 

Alevi toplumu kendisi için, cemevi, laiklik için, dergah için, asimilasyona karşı durduğu için ateistlikle, solculukla suçlanan çocuklarını, evlatlarını canavarın ağzına atacak diye bekliyorsa İzzettin Bey bu toplumu hiç tanımadığı anlaşılıyor!

 

            Oturup kalktığı adamlara bakın, dostum dediklerine bakın tümü sağcı, tümü düzenin bekçileri.
İzzettin Bey elin yabancısına ne kadar müşvikse kendi insanlarına karşı o derece hırçın, o derece sekter… İzzettin Bey sakin limanların, dingin suların adamı. Devletin kanatları altında durmayı seviyor
 

08-12-06
 

 

Cem Vakfı başkanı İzzettin Doğan Bey’in ciddi sağlık sorunları bulunduğu (kendisine acil şifalar diliyoruz) ve bu nedenle ortalıkta pek görülmediği, uzun süredir bir suskunluk içerisinde olduğu biliniyordu.

 

Ne var ki Türkiye’nin seçim sürecine girdiğinin ilan edilmesiyle birlikte İzzettin Bey yine birdenbire ortaya çıktı ve yine İzzettin Beyliğini yapmaya başladı.

 

İzzettin Bey’in üslubu ve konuştuklarına bakıldığında Alevi inancına mensup bir insan böyle konuşamaz diye düşünüyor insan. Bu durumda öyle ise İzzettin Bey’i kim konuşturuyor sorusu geliyor insanın aklına!

 

Görülen o ki İzzettin Bey’in Alevi kurumlarına, önde gözüken insanlarına ve sol siyasi çevrelere karşı tavrında ve ruh halinde herhangi bir değişme söz konusu değil, yani İzzettin Bey yine bildiğimiz İzzettin Bey!

 

Yani Alevilerin Fettullah Gülen’i olma talebinden ve hevesinden vazgeçmiş değil. Ve o nedenle de kendisini tek otorite kılacak bir tarz için Alevi toplumunda öne çıkan, mücadele eden varlık gösteren tüm insanlara ve kurumlara karşı cephe almış bulunuyor. İşin vahim tarafı tüm bu insanları ve kurumları suçlamaktan, onlara hakarete varacak sözler söylemekten geri durmuyor.

 

İzzettin Bey’in tutumunun sözgelimi Aksiyon Dergisi’nde(Sayı: 625 - 27.11.2006)  söylediklerinin, Samanyolu televizyonunda dile getirdiklerinin sıradan bir Aleviye dahi yakışmadığı, Alevi toplumunun öğretisine, geleneğine ters olduğu tartışma götürmez.

İnsan’ın kurumlara ve kişilere söz söylerken öncelikle kendine, geçmişine, siciline bakması gerekmez mi?

 

YAZAR AMA BİR TEK MAKALESİ YOK

 

İzzettin Bey’in bir dede ocağından olduğu, yani ocakzade olduğu biliniyor. Herkes İzzettin Bey’i Alevilik üstüne yazıp, çiziyor diye düşünüyor. Ama ne yaman çelişkidir ki İzzettin Bey’in Alevilik üstüne yazılmış bir tek makalesi bile bulunmuyor. Siz Alevi inancı konusunda görüş belirteceksiniz, otorite olacaksınız ve fakat Alevilik üstüne bir tek yazı dahi yazmayacaksınız.

 

Ben konuşuyum, siz toplayın kitap olsun… Ne yapacaksınız, Fettullah gibi vaaz vereceksiniz, onları toplayıp sizin adınıza kitap yapacaklar!

Böyle bir aydın tavrı, böyle bir otorite olur mu?

 

HUKUK PROFESÖRÜ AMA ALEVİLERE DAİR BİR TEK HUKUK METNİ KALEME ALMADI

 

İzzettin Bey’in mesleği hukuk. Kendisi hukuk profesörü.

 

Ama yine ne acıdır ki İzzettin Bey’in yazdığı, kaleme aldığı Alevi toplumunun hakkına hukukuna dair, Alevi toplumunun yaşadıkları haksızlıklara, hukuksuzluklara, eşitsizliklere ve ayrımcılıklara dair bir tek hukuk metni dahi bulunmamaktadır.

 

Siz hukuk profesörü olacaksınız, Alevi tolumun

a önderlik etme düşünceniz bulunacak ve fakat mesleğinizin gereği olarak dahi toplumunuzun önüne bir bir aydınlatıcı metin koymayacaksınız.

 

Elinizi vicdanınıza koyun ve söyleyin kendi toplumunun yaşadığı haksızlığa, hukuksuzluğa, eşitsizliğe,  acılara merhem olmayan hukuk profesörlüğü nasıl olur ki!

 

İZZETTİN BEYİN GÖNLÜNDE YATAN: RENKSİZ VE KOKUSUZ ALEVİLER

 

İzzettin Bey Alevi toplumunda kim öne çıkıyorsa, kendisinden ileri gitmesin diye ona çelme takmaktan sakınmıyor. Ve para edeceğini düşündüğü hamasi suçlamalarla insanları karalıyor. En geri, en Alevilere uzak duyguları istismar etmekten kaçınmıyor. Sözgelimi Avrupa Alevi Federasyonu yöneticilerini Ateistlikle suçluyor. Ona göre Aleviler bu söz üzerine ABF’den yüz çevirecek. Bunlar solcu diyor, bir suçlama olarak kullanıyor solculuğu! Sanki Alevilerin ataları, kendileri tümüyle solcu değilmiş gibi. 

 

 “Alevîler artık sağ-sol kavramlarını reddediyor.” diyor, kendi aklındakini, gönlündekini Alevilere mal ediyor. Demokrasiden, laiklikten, özgürlükten yana olmadan, yani sol olmadan  Alevi sorunlarının çözülmeyeceğini herkesin bildiğini unutuveriyor.

İzzettin Bey’e kalsa Pir Sultan’a Abdal’ı dahi Alevilikten çıkaracak, kurulu düzene baş kaldırıyor diye! Hacı Bektaş Postnişini Kalender Çelebi’yi dara çekecek Osmanlı Padişahı’na asi oldu diye.

İzzettin Bey Alevileri tümden cahil, sürü sanıyor! Kendi nereye sürerse Alevilerin oraya gideceğini düşünüyor! Ne kadar saf! Unutuyor ki, Aleviler Pir Sultan Abdal’ın, Kalender Çelebi’nin torunları…

 

SAĞLA UZLAŞMA, SOLLA KAVGA

 

İzzettin Bey, ağırbaşlı, yumuşak huylu, uzlaşmacı, gönül adamı görünüyor. Ama tüm bunları sağcılar sözkonusu olunca yapıyor.

 

Uzlaşmacı görünüyor, uzlaşmacılığı güç sahipleriyle, devletle, hükümetle… Alevi örgüt yöneticilerini ise elinin tersiyle itiyor.

 

Oturup kalktığı adamlara bakın, dostum dediklerine bakın tümü sağcı, tümü düzenin bekçileri.

İzzettin Bey elin yabancısına ne kadar müşvikse kendi insanlarına karşı o derece hırçın, o derece sekter…

 

İzzettin Bey sakin limanların, dingin suların adamı.

Devletin kanatları altında durmayı seviyor.

Muhalefeti majestelerinin muhalefeti, yani izin verildiği kadar ve bilgi dahilinde.

 

MÜCADELEYE KARŞI AMA SONUÇLARINI KENDİNE YAZIYOR

 

Alevilerin kimlik ve kişiliklerini dile getiren tüm siyasi ve hukuki projelere, çıkışlara karşı çıkıyor.

Birlik Partisi projesine karşı çıktığını kendi söylüyor.

Barış Partisi girişimine karşı çıktığını kendi söylüyor.

Alevi Bektaşi Kuruluşları Birliği’nin kuruluşuna karşı çıktığını bizzat süreci yaşayan bizler biliyoruz.

Tüm bunlara rağmen medyaya çekinmeden her bir işi kendisinin yaptığını söyleyebiliyor!

“Ben ne dersem, onlar onu tekrarlıyorlar” diyor.

Hangi projenin, hangi sözün altında ilk onun imzası var acaba?

Halbuki tam tersine kendisi bugün solculukla, ateistlikle suçladığı insanların söylediklerini, dile getirdiklerini, yazdıklarını tekrar ediyor.

 

“Diyanet kaldırılmalıdır,

Zorunlu din derslerine son verilmelidir,

Hacı Bektaş Dergahı Alevilere verilmelidir,

Cemevleri Alevilerin inanç merkezidir” diyen ve bunun için hukuki siyasi mücadele veren insanlar bizzat o solculukla suçladıklarından başkası değil.

İzzettin Bey, tüm bu başlıklara halkın sahiplendiğini görünce kendine yazmaya kalkışıyor.

 

RİSKTEN UZAK DUR

 

İzzettin Bey, tüm bu talepleri dile getirmenin risksiz olduğunu görür görmez ben ne dersem, onlar onu tekrarlıyor diyecek kadar gerçekleri tersyüz etmekten çekinmiyor.

 

Aleviler Alevi adıyla dernek kurarken onları suçluyor ne gerek var diye , Alevi Bektaşi Kuruluşlar Birliği adından dolayı kapatılınca dernek kuran Alevilerin yanında değil devletin yanında tavır alıp devlete nasihat vermek tercihinde bulunuyor.

 

Ama bugün Alevi adında, cemevinde risk kalmayınca, bu konular meşrulaşınca patent hakkını kendine alıyor.

Bizlerin 10 yıldır söylediklerine sahiplenmesi bizi rahatsız etmiyor. Biz zaten herkese mal olsun diye uğraş veriyoruz.

Alevi toplumu kendisi için, cemevi, laiklik için, dergah için, asimilasyona karşı durduğu için ateistlikle, solculukla suçlanan çocuklarını, evlatlarını canavarın ağzına atacak diye bekliyorsa İzzettin Bey bu toplumu hiç tanımadığı anlaşılıyor!