KRİTİK SEÇİMLER YA DA SEÇİMLERİN KRİTİĞİ !
KAZIM ENGİN
Ülkemiz gelecek yıl zorlu bir sürece giriyor.2007 / Nisan ayında Cumhurbaşkanlığı, ardından 2007/ Kasım ayında genel parlamento seçimleri ve daha sonra da 2008 / Mart sonu yerel seçimler yapılacak. Deyim yerinde ise yaklaşık olarak önümüzdeki 1.5 yıllık süreçte "kriz" derecesinde bir "kaos" yaşanacaktır. "Kaos'un" "krize" dönüşüp-dönüşmemesi "Ulusal aktörlere" bağlı olduğu kadar ,bunlardan daha fazla "küresel" aktörlere (başta ABD olmak üzere) bağlı olacaktır.
ABD'nin Büyük Ortadoğu Planı'na (BOP) bağlı olarak İktidar milletvekillerinin TVden yaptıkları açıklamalara göre (AKP Balıkesir m.vekilinin 05 Ekim gecesi CNN Türk Tv. de yaptığı açıklamaya göre) Devletin ilgili birimi ile İmralı arasında varılan "ateşkes" sürecinin nasıl işleyeceğini, nelerin olup biteceğini göreceğiz elbette. Ama şimdiden görünen o dur ki,bir taraf "silahları bırakıp şartsız teslim olun" derken diğer taraf çözüm için "ateşkes" ilan ettiğini söylüyor. Başbakanın ABD-İngiltere gezisi ise, adeta yeni sürecin onayını alma gezisi olarak gerçekleşmesi dikkatlerden kaçmamıştır.
Gerek içderideki gelişmeler, gerekse küresel gelişmeler; AKP'nin bir dönem daha "vize" aldığını gösteriyor. Sorun sadece "Cumhurbaşkanlığı" gibi gözüküyor.Bunun da "Sisteme uygun" bir biçimde "halledilmesi" zor olmasa gerek ! Bu ülke Özal'ın ünlü "alışırlar , alışırlar " sözünü her gün haklı çıkaran onlarca örnek ile dolu. Türbanlı Başbakan eşine , Meclis Başkanı eşine, Dış işleri Bakanı ve bir çok bakan , milletvekili ve bürokrat eşine "alışan" Türkiye Cumhurbaşkanı'nın türbanına mı alışamayacak ?"alışırlar , alışırlar...
Ama belki de "birileri"! bu geçişin yumuşak ve "kansız" olması için, bir siyasinin dediği gibi CHP'ye beğendirip AKP'ye seçtirirler. Yani bence sorun aslında Cumhurbaşkanlığı sorunu değil, İktidar sorunudur ve son ABD gezisi ile bu da çözülmüştür. Cumhurbaşkanının kimliği üzerinden "su'ni" gündem yaratılmaktadır.Siyasetin laik-anti laik düzlemde yapılmasını isteyenler, Cumhuriyetin içini demokrasi ile doldurmaktan kaçınanlar, durumdan memnun olup iktidar olmak istemeyenler, bu tartışmayı "diri" tutmak istemektedirler ve bu yapay gündemin peşinden gitmektedirler. Kanımca tüm uğraşılara rağmen Başbakan gerek Ordu'ya gerek, CHP'ye beğendirecek bir Cumhurbaşkanı'nı seçecek ve seçtirecektir. Ama iddia ediyorum ki bu kendisi olmayacaktır. Çünkü AKP'nin yapacağı en stratejik hata Cumhurbaşkanlığı konusunda ısrarlı olmaktır. Bu konuda ısrar etmemesi gelecek yıl yapılacak genel seçimleri de garanti altına alacaktır.
AKP açısından stratejik olan kurum TBMM ve Hükümettir. Yani yasama ve yürütme organıdır.En kötü koşullarda 2-1 galip olduğunu bilen RTE ve ılımlı İslamcı ABD taktiği buna göre kurgulayacaktır , hatta kurgulamıştır ve tıkır tıkır işlemektedir.
AKP kadroları devlet içinde yuvalanmanın çok uzun bir sürç olduğunu bilen bir anlayış ve örgütlenmeden gelmektedirler. Bu kadrolaşmanın tamamlanması için yasama ve yürütme esastır.Devlet bürokrasisine , kurumlara tam anlamı ile hakim olmak , kalıcı sürekli bir kadro oluşumuna son noktayı koymak 80 yıllık bir hedeftir. Cumhuriyet ile başlayan bu karşı hedef , 1930 lu yılların başında ilk meyvelerini vermiş İsmet Paşa'nın başbakanlıktan indirilmesi ve seçimlerde Celal Bayar ekibinin CHP içinde çoğunluğu sağlaması ile gerçekleşmiştir.
Dikkatle bakarsak 1930 yıllardan bu yana ülkemizde hep sağ kadrolar iktidar olmuş ve yönetmişlerdir. Halk evlerini ve Köy Enstitülerini kapayan zihniyet İmam - Hatip liselerini yaratmış,zaman içinde çeşitli kesintilere uğrasa da 12 Eylül ile iyice güçlenmiş "Anadolu Kaplanları" adı altında örgütlenen tarikat-cemaat sermayesi, sanayi yanında finans sektöründe de önemli kuruluşların sahibi olmuştur.
Bu tekamül süreci ve ekonomide kazanılan mevziler ABD politikaları ile uzlaşma kültürünü yaratarak ve birazda dayatarak tekelci sermaye ile sarmaş dolaş iktidara taşınmıştır.AKP İktidardaki 4 yıllık uygulama sürecinde tekelci sermaye ile hiç bir zaman çelişkiye düşmemiştir, tam tersine özelleştirmelerde sağladığı "kıyak" lar ile tam da "Al-gülüm-ver gülüm" diyalogu içinde olmuştur. İMF politikaları doğrultusunda ülkeyi tam bir borç batağına sürükleyen AKP nin ezberi bir tek "Kürt " sorunu ile bozulmakta , ne "İmralı"nın "ateşkes"i , ne de ABD nin BOP planı derdine derman olamamaktadır. RTE Diyarbakır’da söylediğini Ankara'da inkar etmekte ya da unutturmaktadır. Bir yandan "Askerlik yan gelip yatma yeri değildir" lafı-gafı ile orduyu ve milliyetçi-kızıl elmacı kesimi tahrik etmekte, bir yandan da "şehit" ailelerine altın madalya göndererek gönüllerini almaya çalışmaktadır. Bir "Kürt realitesi'ni kabul ediyoruz, gereğini yapacağız" demekte , sıkıştırılınca bunu inkar etmektedir.
ABD ziyaretinde Bush'un bu konuya hiç değinmemesi RTE yi kara kara düşündürmektedir. Bir yanda Milli Güvenlik Siyaset belgesi diğer yanda ABD ve BOP, kısacası RTE "Kürt meselesinde " "BOP"lamaktadır. AB görüşme ve ilerleme raporlarında da aynı konulara vurgu yapılmakta, RTE için dersine çalışmayan , tembel olakla suçlayan deyimler kullanılmaktadır. Ekonomide gelinen nokta da hiç iç açıcı değildir.Cari açık bu gün 340 milyon dolar seçime kadar 500 milyon dolar olacağı tahmin ediliyor. 180 milyon dolarlık teşviklerin nereye gittiğinin belli olmadığı bir iktidarı yaşıyoruz. % 224-25 faizler ile hazine borç almaktadır. Önümüzdeki 2 yıl için %4 enflasyon öngörülmekte , ücretlilerin maaş artışları buna göre yapılmaktadır. Ama tahminlerin tutmayacağı , cari açık ile birlikte %9-10 gibi bir enflasyon tahmin edilmekte ve çalışanların ve özellikle de köylünün hali perişan olmaya devam edecek gibi görünmektedir. Hal böyle iken bu kesimlerde en yüksek oyu yine AKP almaktadır. CHP ise kentlerde ve gelir düzeyi yüksek kesimlerde oy oranını artırmıştır. sanırım bu durum sosyologlarca , siyaset bilimi ile uğraşanlarca incelenecek bir Vakıa'dır !
Hak arama bilinci tarihin en düşük seviyesinde seyretmekte , sendikalı işçilerin ezici çoğunluğu hala AKP'den medet beklemektedirler, oy vermektedirler.
sağda AĞAR'lı DYP "Dağda silah tutacaklarına , ovaya inip siyaset yapsınlar " şeklindeki ilginç söylemleri ile dikkat çekip son günlerde gündeme oturmuştur. %7-9 oranını aşabilirse meclise girebilir. M.Ağar'dan ileriki dönemlerde yine "derin destekli" ilginç açıklamalar duyarsanız şaşırmayın lütfen. MHP D.Bahçeli ile yeni bir trend tutturmuş e barajı aşacak gibi görünüyor. (Baykal'ı karşılayıp çiçek vermek de yeni bir politik girişim ya da taktik olsa gerek !)
Baykal'ın neler yapacağını ya da yapamayacağını ileride göreceğiz ama şimdiki tavrı halinden ve muhalefet olmaktan memnun olduğu yönünde. İktidar olamayacağını bildiğinden midir nedir bu konuda hiç de birleştirici ve ciddi bir çabanın içinde olmak istemiyor.(Yaşar Nuri Öztürk'ün açıklamalarına bakarsak iktidar olmak istemediğini ifade etmesinden dolayı Baykal'ı anlayabiliriz.) Ama nedenleri konusunda açıklama yapmak ta kendine düşüyor. Yoksa muhtelif yorumlar kaçınılmaz olacak.
DSP-SHP-ÖDP-EMEP-DİSK-KESK ve diğer partisiz oluşumlar bir ittifak yapar mı? Bence yapamazlar, içerden ve dışardan sayısız engelden dolayı yapmazlar-yapamazlar. İçlerinden biri-ikisi birlikte hareket edebilir ama kıymet-i harbiyesi olmayan birliktelikler olur ancak. Bir dönem daha AKP iktidarını kaçınılmaz olarak yaşayacak olan sol ancak o zaman "ortak payda" arayışına girecek ve en azından "ittifak'ı" konuşur olacaktır. Yani bu gün itibarı ile en az 4-5 yıl daha bekleyeceğiz demektir.
DEHAP ve DTP her zaman olduğu gibi "İmralı"nın belirlediği politik stratejilere uyacak , İmralı Talabani-Barzani'nin açılımlarına , onlar da ABD'nin BOP planına göre seçimlere yön vereceklerdir. Özetle önümüzdeki yıl yapılacak seçimler BOP seçimleri olacaktır. DTP-DEHAP ile ittifak yaparak barajı aşıp parlamentoya girmeye çalışan saf "SOL" kardeşlerimiz yine hüsrana uğrayacak ve barak kapaklarına asılı kalacaklardır. Geniş bir Kürt kitle en güçlü BOP'çu parti olan AKP'ye yönelecektir.
Peki ne yapmalı?, nasıl yapmalı?
bence sol emekçi örgütleri (DİSK-KESK)SHP-ÖDP-SDP ve EMEP güçlerini birleştirmeli, Alevi örgütlerinin ve kürt sosyalistlerinin de desteği ile CHP'ye bir çağrı yapmalı, bu çağrıya uyulursa geniş bir ittifak kurulmalı , uyulmazsa bu ilkelere sahip olanlarca ittifakın ilkeleri, etik kuralları, hedefleri, programı ve tüzüğü belirlenmeli mevcut bir partinin altında gerçekleştirilerek seçimlere girileceği mesajı verilmelidir. Gelecek yıl için bu yıldan bir deklarasyon yayınlanmalıdır.Sürecin gelişimi ile diğer kesimlerin(CHP muhalefeti ve DSP gibi) desteği sağlanmalı ve ittifak olgunlaştırılmalıdır.
Gelecek yıl baraj aşılsa da aşılmasa da (ki aşılabilir !) esas güç 2008 yerel seçimlerine hazırlanmalı ve yerel adaylar şimdiden araştırmalar , aday yoklamaları - önseçimler yolu ile belirlenmelidir. Yerel seçimlerde başarı oranı genel seçimlerden fazladır ve ülke genelinde bir ivme yakalanması için yeterlidir. 1983 yıllarında kurulan SODEP güzel bir örnektir.
Üst siyasal kültüre her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır. Bu kültür; çağdaş,laik,kentli, modern, demokrat ve sol bir kültür olmalıdır. Feodal, bölgeci, etnik ve inanca dayalı öğelerin öne çıkmadığı ama asla da dışlanmadığı, horlanmadığı , temel haklar ve özgürlüklere sahip bir üst kültür etrafında birlik oluşturulmalıdır.
Unutulmamalıdır ki tüm bunlara rağmen sağa-sola savrulanlar vardır ve olacaktır.ama ancak bu üst sol siyasi kültür amipler gibi kendi içinde bölünerek azalan ve giderek yok olan gidişe dur diyebilir. Yeni olan, kentli olan ve modern olan bu kültürdür. Bu siyasi ilkeler demetinden oluşan ve adeta Sol'un anayasası kabul edilebilecek bir deklarasyon ile tanımlanmalı, etik yönleri ayrıntıları ile belirlenmelidir. Tek tek tüm kurumlar ve temsilcileri aracılığı ile bu oluşuma iradelerini teslim edeceklerini önceden açıklamalıdırlar.
Bu oluşum toplumu temel haklar ve özgürlüklerin kazanımı uğrunda dinimize etmelidir.
Kürt kimliği ve Alevilerin kültürel, inançsal hak ve talepleri açıkça belirlenmeli, kararlılıkla savunulmalıdır. Böylece aydın duyarlı ve sosyalist Kürt kesimleri BOP'un etki alanından kurtarılmalıdır. Bu oluşum devrimci,aydın Kürtler için ayrı bir çekim merkezi olmalıdır. ABD'nin de korktuğu budur. Bu çekim Halkların kardeşliğine daha çok katkı yapacaktır ve emperyalizmin oyunlarını bozacaktır.
Bu deklarasyonda emekçilerin hak ve talepleri ayrıntılı yansımalı ve savunulmalıdır.
Anti-emperyalist ve sosyal bir tarım politikası belirlenmeli, tarım kooperatifleri yeniden asli işlevlerine kavuşturulmalıdır.
Özelleştirme-kamulaştırma işsizlik, tarım, sanayi yerel yönetim ve turizm politikaları belirlenip, somut maddeler halinde açıklanmalıdır.
Bu günden başlayarak yerel seçimlere kadar geçecek zaman içerisinde yapılacak eylem ve etkinlikler periyodik ve sistematik bir şekilde gerçekleştirilmelidir.
Bu ilkeler doğrultusunda kararlıca sokağa inilmeli sivil itaatsizlik yaygınlaştırılmalıdır.
Asgari program etrafında dayanışmaya girecek olan sol demokrat güçler kendi rüzgarını yaratabileceklerdir. İktidarı hedefleyen bir anlayışla hareket edilecek ama iktidar olunmasa da "sünepe" bir muhalefet olunmayacağı herkese gösterilebilecektir.
Belki bu günden yarına hemen sonuç alınmayacaktır ama bu yol açıktır , hem kendimize hem topluma karşı dürüsttür ve temizdir.
Bu yolda yürümek isteyenlerin yolu açık olsun...
KAZIM ENGİN