Munzur’dan Kızılırmak’a Kadar,  Barış İçin Semaha Duranlar 

Fikret Güneş 2.10.2010

 

Kıblesi İNSAN olanın, düşmanı İNSAN olamaz

 

İnanç merkezine insanı koyan; ‘okunacak kitap insandır, benim kıblem insandır’ diyen Alevi öğretisi aslında barış ve kardeşlik dinidir.

 

„Hoşgörülükte deniz gibi ol, hiçbir insanı ve milleti ayıplama, 72 milleti bir tut’ diyen Alevi önderleri yaşamı boyunca insanların birliği ve eşitliği için çaba sarfetmişler.

Bu birlikteliği ve barışı gerçekleştirmek için Aleviler, cemlerinde ibadete başlamadan önce küskünleri barıştırırlar. Küskünlerin olduğu bir cem töreni düşünülemez. Barışmayı kabul etmeyenler salonu terk etmeyene kadar dede cem törenini başlatmaz. Cemde yapılan dualarla kişi kendisinden önce komşusu için dilekte bulunur. Dêrsim’de yapılan sabah dualarında da “Ya yüce yaratan! Önce fakir fukaraya, yetime, kimsesize, kapı komşuma yardım et. Sonra da çocuklarıma bir lokma ekmek nasip et’’ diye dilekte bulunulur.

İnsanın varlığıyla ortaya çıkan kardeş kavgaları yine insanın çabalarıyla birlikteliğe dönüşmüştür. İnancını insanın ve doğanın yaratıcılığıyla geliştiren Alevilik, insana verdiği değerin gereği, barışı yaşamın olmazsa olmazı olarak ibadetinin merkezine koymuştur.

Yaşadığı topraklarda sürekli katliama uğrayan Aleviler, yine de birlikte yaşamanın ve bağışlamanın en güzel örneklerini vermişlerdir.



Dêrsim katliamında esir düşen yaralı askerler tedavi edilip serbest bırakıldı.

Osmanlı’nın son elli senesinde tam onbir sefer yapılıp zafer alınmayan Dêrsim’e onikinci sefer yapılır, Cumhuriyet döneminde tek millet, tek din yaratmak için yapılan bu seferde binlerce Dêrsimli kıyımdan geçirilir. Taş üzerinde taşın bırakılmadığı, yakılıp yakılan Dêrsim katliamında Dêrsimliler yüzlerce Türk askerinı esir aldılar, fakat hiçbirine bir kötülük yapmadılar. Tutsak askerlerin bütün ihtiyaçları yerine getirilip, tedavisi yapıldıktan sonra serbest bırakıldığı hep anlatılır. Birçok asker, bu davranışın etkisinde kalıp Dêrsim’e yerleşti.

Bu katliam anında yaşanan iki olayı hatırlatmaktan yarar görüyorum.

1960 yıllarında Genelkurmay Komutanı ve daha sonra politikaya atılıp Adalet Partisi genel başkanı olan Rakıp Gümüşpala, subay olarak Dêrsim katliamında görev almıştı. Bu katliamda yaralanan Gümüşpala, Dêrsimlilere tutsak düşer. Gümüşpala, bizzat Dêrsim direnişinin önderlerinden Silê Pıth’in mağarasında tedavi görür. Sağlığına kavuşan Gümüşpala serbest bırakılır. Seneler sonra politikaya atılan Gümüşpala Dêrsim’e gelir. Doğruca Silê Pıth’in evine giden Gümüşpala üstü açık arabasıyla Silê Pıth’i bütün mahallelerde gezdirir. Yaptığı konuşmada Dêrsimlilerin insanlık tarafını över ve kendi hayatının Silê Pıth’e borçlu olduğunu söyler.

İkinci olaysa, Dêrsim’in ünlü cerrahı Mıste Cerrah’ın başından geçen olayıdır. Sılız Köyü’nün yakınlarında meydana gelen çatışmada onlarca asker ölür. Bu çatışmada yaralı kurtulan bir asker Mıstefa tarafından tedavi edilir. Asker serbest bırakılır ve bölüğüne geri döner. Daha sonra tutuklanan Mıste Cerrah askerleri öldürmekle suçlanır. Tedavisi yapılan askerin tanıklığıyla serbest bırakılan Mıstefa mahkemelerden kurtulamaz. Bu olaylara fazla tahammül edemeyen Mıstefa kısa bir zaman sonra kalp kırizinden ölür.

Bu hoşgörü yalnız Dêrsimliler’e özgü değildir. Adeta “incitsen de incitme’’ anlayışını kendine rehber edinen Aleviler yaşadıkları topraklarda hep bağışlayıcı olmuşlardır.

Maraş katliamında bir annenin çığlığı

Maraş 78 katliamında ailesinden 6 kişiyi kaybeden Elif Suna, evinin balkonuna çıkıp, evin etrafını çeviren saldırgan katillere, “Kardeşler bizi öldürmekle elinize bir şey geçmez. Biz ölsek de bizden sonrakiler yine beraber yaşamak zorundadırlar“ der.

Pazarcık’ta görüştüğüm Elif Ana, “Ben saldırganları affettim. Onlar kandırılmışlardı. Ben Sünni komşularımdan razıyım Allah onlardan razı olsun“ dedi. İki oğlunu, kızını ve 9 aylık hamile gelinini kaybeden Elif Ana’yı anlamak zor. Ama yüreğine ve inancının orta yerine insanı koyan insan, ancak böyle bağışlayıcı olur. Elif Ana bağışlamıştı. Yüreğinde kin yoktu. Onun dini sevgi diniydi. Tek düşmanı vardı; o da kindi. Kinden ve kibirlikten arınıp, hoşgörüyü yüreğine koymuştu.

 

 

Corum’da bir dedenin kizi

Bu hoşgörünün en temizini Çorum 1980 tarihindeki olaylarda babasını kaybeden Naime Nayman’da da gördüm.

Çorum olaylarında Alevi dedesi Veli Solmaz, faşistler tarafında fırına atılarak katledildi. Seneler sonra Veli Solmaz’ın kızı Naime Nayman, evinde Sünni bir aileden bir genci misafir ediyordu. Genç, bir seneden beri üniversite eğitimini tamamlamak için Naime’nin evinde kalıyordu. Naime ondan kira talep etmediği gibi bir çocuğu gibi onun üzerinde titriyordu. Sünnilerin babasını öldürdüklerini düşündükçe, bu gence karşı duygularını sordum. Naime yerinden kalkarak, “O pırlanta gibi bir insan. Onun bu olayda hiçbir sorumluluğu yok“ dedi. Odayı biraz turladıktan sonra, “Elimden gelse katilleri bile affederim. Onlar kandırılmıştı“ dedi. Naime’nin gözlerine baktım, gözleri pırıl pırıl parlıyordu. Söylediklerini inanarak söylüyordu. O an yanlış düşünmenin de bu eve sığmayacağını anladım. Zaten bir Alevi dedesinin kızından da bu beklenirdi. Veli Solmaz, zorda kalmış bir insanı saldırganların elinden kurtarmaya çalışırken kendisi şehit olmuştu.

Aslında bütün dinler insanlığa hizmet için varlar.
Semavi dinlerinin ilki olan Yahudiliğin 10 emirlerinden altıncısı “Öldürmeyeceksin“ der. Yahudi inancında “Shalom“ selamlamakta kulanılır ve barış demektir.
Hıristiyan dinin kurucusu Hz.İsa şöyle demiştir: “Barışı sağlayanlar kutsanmış insanlardır.“
İslamiyet’te ise, Allah barışın kaynağı demektir. Selamlamada kulanılan Selamınaleyküm “Allah’ın iyilikleri üzerinize olsun“ anlamına geliyor.
Kur’an’daki bir ayette, “Senin dinin sana. Benim dinim bana“ der.
Yahudilikte olduğu gibi İslamiyetin ortaya çıkışındaki barışcıl duruş bugünlere örnek olabilir. Medine’de yapılan barış antlaşmasıyla farklı dinler ve inançlar bir arada yaşamışlardır.

Alevi inancında ise bir rıza şehri vardır. Orda hak yenilmez, canlı inciltilmez. Kin tutulmaz. Eline, diline ve beline sahip çıkmayanlar rıza şehrinin kapısından içeri girmezler. Bu şehr’de rızalık almayanlar barınmazlar.

Alevilerin bu rıza şehri yaşam dünyalarıdır, ibadetleridir; cemevleridir.
Bu rıza şehrinde büyük küçük yoktur. Zengin fakir yoktur. Dede, “Hepimiz bir can olduk, kardeş bacı olduk“ der ve ibadete başlar. Kötülüklerin, kinlerin atıldığı; barışın ve kardeşliğin hakim olduğu bir şehr’dir cemevi. Yan yana semah dönenler insanların birliği ve mutluluğu için semah dönerler.

Kinin yürekleri doldurduğu, kanın beyinlere sıçradığı bugünün Türkiyesi’nde Alevi öğretisi topluma bir yol göstermektedir. Barışın ve mutluluğun orta yerine insanı koymak için harekete geçmenin zamanı gelmiştir. Ellerde silahların olduğu her an kini daha da derinleştirmekte, yürekleri daha da körleştirmektedir.


Munzur’un kutsal suyu üzerinde ellerini uzatarak barış antlaşması yapan Dêrsimliler, düşmanlarını da affetmişlerdir. Kızılırmak boylarında diyar diyar gezen Alevi ozanlar ve dedeler semah dönerken, “insanlar ölmesin, barış olsun’’ demişlerdi.

Her yıl 14-15-16 Ağustos ayında Hacı Bektaş’ta toplanan Aleviler, Anadolu’nun orta yerinde semaha dururlar. Haydi hep birlikte; Alevisi, Sünnisi, Türk’ü, Kürt’ü semaha duralım.
Semahlarımız barış için olsun.
Türkiye’nin ihtiyacı olan barış dilidir.
Kan ve kin insanlara felaket getirir. 

 

                                           

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 Yeni Politika Gazetesi   02 Ekim 2010