PROF. DR. İZZETTİN DOĞAN ERGENEKON’UN NERESİNDE?

Hüseyin DEMİRTAŞ

 

Alevi Çalıştayı 28–29 Ocak 2010 tarihlerinde yapılan yedinci oturumuyla sona erdi. Arkasından Alevi Çalıştayı Önraporu yayınlandı. En son oturuma kitlesel tabanı büyük Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) bileşenlerinin protesto ederek katılmaması yanında, bu raporun da Alevi örgütlerinin beklentilerinin çok altında kalan içeriği ve asimilasyoncu bir zihniyetle kaleme alınmış olması büyük tepki çekti.

Yedinci Alevi Çalıştayı’nda asıl dikkat çeken ise, ilk çalıştaya katılan tüm Alevi örgütlerinin üzerinde ittifak ettiği 5 talebin aksine, Cem Vakfı ve bu çizgiye yakın başka Alevi kurumlarının, bu ilk çalıştaydaki sözlerini yutarak Alevilere daha düşük profilli haklar verilmesine razı olmalarıydı.

Cem Vakfı Genel Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan ve ekibi son çalıştayda öne çıkarken, bir yandan bu oturuma katılmayan diğer Alevi örgütlerini suçladılar, diğer yandan da bir çeşit “grev kırıcılığı” rolü oynadılar. Böylelikle cemevlerinin statüsünün belirsizliğinin sürmesine katkıda bulunarak ve Madımak Oteli’nin müze olmasına karşı çıkmak ve benzeri tavırlarıyla Alevi taleplerinin çıtasını çok aşağılara çektiler denilebilir. 

Bu çalıştay sonucunda şu ortaya çıktı ki, hükümetle Prof. Dr. İzzettin Doğan arasında biz fanilerin anlamadığı bir tür ilişkiler zinciri söz konusu. Bu konuda pek çok kişi ve kurumun daha önce de Prof. Doğan-AKP ilişkisi özelinde kuşkuları vardı ama bunlar son dönemde iyice ayyuka çıktı. Prof. Dr. Doğan son çalıştayda adeta tüm Alevileri temsil eden bir önder gibi sunuldu ve kendi de bu durumdan gayet memnun görünüyordu.

Oysa aynı Prof. Dr. İzzettin Doğan bundan iki yıl önce Reha Çamuroğlu’nun girişimiyle düzenlenen Muharrem İftarı’na katılmamıştı. Bu sefer tersi oldu. Çamuroğlu, AKP’nin Alevi Açılımı’nı başlatan kişi olmasına rağmen son çalıştaya katılmadığı gibi, ardından yayınlanan önraporu da çok sert bir dille eleştirdi. Öncü olduğu ilk Alevi Açılımını eleştirenlerin ve o zaman kendisini suçlayanların şimdi bu çalıştayda yer almasını ise, “Bilinmeyen bir anlaşma olduğu görünüyor” iddiasında bulunan Çamuroğlu, ”Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan ile Ehl-i Beyt Vakfı Başkanı Fermani Altun 2007 seçimleri öncesi ‘AKP’ye oy veren Aleviler onursuzdur’ demişlerdi. Bana demediklerini bırakmadılar. Şimdi ne değişti?” diye sordu.

Bu güne kadar attığı bazı adımlar genel Alevi kitle tarafından pek tasvip edilmeyen AKP İstanbul Milletvekili Reha Çamuroğlu bu sefer haklı! Acaba şimdi ne değişti de, Prof. Doğan hükümetle barıştı ve Alevi Çalıştayı bağlamında büyük destek veriyor?

FETHULLAHÇILAR PROF. DOĞAN’I NEDEN ÇOK SEVİYOR?

Sağır sultan bile duydu, Prof. Doğan’ın AKP hükümeti ve Fethullahçı Zaman Gazetesi, Aksiyon Dergisi ve Samanyolu televizyonu ile çok ilginç ilişkileri var. İzzetin Hoca, özellikle Zaman ve Aksiyon’un gözdesi… ABF ve Pir Sultan Abdal Dernekleri aleyhine bir şey söyleyecekse, bu eleştiriler kendi televizyonu Cem TV’den önce bu yayın organlarında yer alıyor. Bu kesim liderleri Fethullah Gülen ile zamanında çok içli-dışlı olan İzzettin Hocalarını çok seviyorlar…

Hâlbuki Prof. Doğan yarı gizli-yarı açık sahibi olduğu Cem TV’de şimdi Alevi Çalıştayı vesilesiyle iyi ilişkiler kurduğu AKP hakkında hiçte iyi şeyler yapmadı. 2007 seçimleri öncesi Cumhuriyet Mitinglerini canlı yayınladı. 27 Nisan E-Muhtırası’na yol açan süreçleri her yönüyle destekledi. Televizyonu şimdi hükümetin Ergenekon Soruşturması kapsamında dalga dalga tutuklattırdığı şahsiyetlere ekranlarını tahsis etti. Aslında Cem TV Ergenekon Davası bağlantılı olarak içeri alınan Ulusalcı-Kemalist ve ordu yanlısı hükümetin hazzetmediği kişilere program yaptırmayı halen sürdürüyor. Örneğin Ergenekon sanığı olarak bir süre gözaltına alınan, daha sonra serbest bırakılıp şu an tutuksuz yargılanan Emekli Binbaşı-Stratejist Dr. Erol Mütercimler Cem TV’de haftalık program yapmaya devam ediyor. Yine Prof. Dr. Tolga Yarman’ın sunduğu Enerji Savaşları adlı programın konukları da genelde Ulusalcı-Kemalist-Avrasyacı çevrelere yakın kişilerden seçiliyor. Keza Cem TV’de MHP bile kendine AKP’den daha çok ve olumlu anlamda bir yer buluyor. Neredeyse AKP ile ilgili hiçbir lehte haber vermeyen bu televizyon, 8 Kasım’da İstanbul’da yapılan Büyük Alevi Mitingi’ne bir kelime ile dahi değinmezken, MHP Kurultayı’nı da canlı yayınladı.

Durum buyken hem hükümet hem de Fethullahçı çevrelerin Prof. Dr. İzzettin Doğan’a gösterdiği muhabbeti anlamak pek mümkün değil…

PROF. DOĞAN’IN HÜKÜMETLE “BİLİNMEYEN BİR ANLAŞMASI” MI VAR?

Nitekim burada Reha Çamuroğlu’nun altını çizdiği gibi “bilinmeyen bir anlaşma” mı var acaba?

Pek çok yerde alttan alta dillendirilen bir iddiaya göre, Ergenekon Davası ile uzaktan-yakından, az veya çok en ufak bir ilişkisi bulunanı hemen gözaltına aldırtan hükümet, Cem TV’de uzun süredir neredeyse açıktan açığa Ergenekon yanlısı yayınlar yapan Prof. Dr. İzzettin Doğan’a neden ses çıkarmıyor? Bilinmeyen mahfillerde bir dokunulmazlığı ve koruyucusu mu var Doğan’ın?

Acaba Ergenekon’un bir “Alevi ayağı” var da, hükümet cepheyi genişletmemek adına işin bu yanını şimdilik görmezden mi geliyor?

Kendine yandaş olan diğer medya kuruluşlarından sorgusuz-sualsiz bir itaat ve bağlılık bekleyen ve en küçük bir eleştiriye tahammül edemeyen Başbakan Erdoğan, televizyonunda koyu bir AKP karşıtlığı yapan ve bu partiye can düşmanı kesimlere her gün ekranlarını açan Prof. Doğan’a neden bu kadar hoşgörülü davranabiliyor? Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un bile telefonlarını dinleten ve bunları kamuoyuna deşifre ettirip yayınlatabilen hükümet, acaba Prof. Doğan’ın Ergenekoncu çevrelerle yaptığı görüşmeleri, bunlarla Cem TV dolayısıyla kurduğu ilişkileri neden deşifre etmiyor?

Yahut Türkiye’nin en büyük medya patronu Aydın Doğan’a Maliye aracılığıyla milyarlarca dolar vergi cezası kestiren hükümet, kendi aleyhinde yayınlar yapan, ortaklık yapısında ve sermaye artırımı bağlamında çeşitli mali yolsuzluk iddialarının ortalıkta dolaştığı bilinen Cem TV hakkında en küçük bir inceleme başlattır(a)mıyor?

Ayrıca Prof. Dr. Doğan son dönemde AKP muhalefetinin dozunu niye biraz düşürdü veya düşürmek zorunda kaldı? Malum AKP’ye sert muhalefeti ile tanınan www.gercekgundem.com haber portalının Genel Yayın Yönetmeni Barış Yarkadaş’ın Cem TV’de yapmaya başladığı Tarz-ı Siyaset programı altı hafta sonra İzzettin Doğan’ın talimatıyla apar topar yayından kaldırıldı. Prof. Doğan’ın yakın çevresine "Ben Aydın Doğan değilim. AKP`nin bu kadar eleştirilmesi bizi sıkıntıya sokar. Ben dayanamam" dediği söyleniyor.

ERGENEKON DALGASI BAZI ALEVİLERİDE Mİ KAPSAYACAK?

Ne oldu da, daha önce Cem TV’de AKP’nin eleştirilmesi sıkıntı yaratmıyordu da son dönemde yaratmaya başladı? İşin içinde Alevi Çalıştayı bağlamında Cem Vakfı’nın ve Prof. Doğan’ın başrol ve para kapma kaygısı/kavgası olmasın?

Veya Ergenekon tutuklamaları tekrar başladığından Prof. Doğan geçmişte ve halen Cem TV’de yaptırdığı AKP muhalifi yayınları düşünerek, “Ergenekon’dan içeri girme sırası bu sefer bize de gelebilir!” diye korktu mu yoksa? Bu korkunun son Alevi Çalıştayı’nda hükümetle uzlaşmasında bir payı olabilir mi?

Prof. Dr. Doğan ve Cem Vakfı bu çalıştayla birlikte, Alevilik hususunda bazı alanlarda eskiden var olan kısmi de olsa muhalefetini terk edip, “Alevilerin başını tutarak” devlete, hükümete ve egemen güçlere adeta dövdürtme, “bir Alevi eliyle ıslah ettirme” rolünü mü kabul etti? Bu pek yabancısı olmadığı role hangi tavizler, güvenceler, maddi ve manevi kazanımlar karşılığı ikna oldu veya edildi?

Tekrar sorarsak; iki yıl önceki Muharrem İftarı’na katılmayan, Birinci Alevi Çalıştayı’nda diğer Alevi örgütleriyle birlikte davranan ve 5 temel ortak talebe destek veren Prof. Doğan, ne oldu da bunların hepsini unutarak, hükümete yanaştı?

Belki bunların hepsi gerçek veya hiçbirisi olmadı, kim bilir?

İZZETTİN DOĞAN “ÇOK BİLİNMEYENLİ BİR DENKLEM” GİBİ…

Kısaca Prof. İzzettin Doğan (Cem Vakfı)-AKP ilişkisi, Doğan-Ergenekon bağlantısı, Fethullah Gülen ve çevresiyle esrarengiz ilişkiler, Doğan’ın kitlesel tabanı büyük Alevi örgütlerine her daim düşmanca yaklaşımı gibi alanlar koca bir muamma ve çok bilinmeyenli bir denklem olmayı sürdürüyor. Keza Cem Vakfı-Prof. Dr. İzzettin Doğan ile “derin devlet”-Ulusalcı-Kemalist-Avrasyacı çevrelerin girift ilişkileri açıklanmaya muhtaç durumda… Zaten Prof. Doğan’ın 12 Eylül 1980 darbesi sonrası cuntacı generallerin kurduğu MDP’den milletvekili adaylığı ve 12 Eylülcülerle yakın ilişkileri hala aydınlatılmayı bekliyor…

Ayrıca Cem Vakfı’nın içinde geçen CEM’in açılımı niye “Cumhuriyetçi Eğitim Merkezi” ve vakfın tüzüğünün hiçbir yerinde yasakların kalkmasına rağmen hala neden Alevilik, Bektaşilik, Alevi kelimeleri geçmiyor? Prof. Dr. İzzettin Doğan cumhuriyeti demokrasi olmadan da var olabilen bir rejim olduğu için mi seviyor? O nedenle mi ABF gibi daha demokratik bir örgütlenme tarzı olan dernekçiliği tercih etmiyor da, ömür boyu “tek adam/lider/führer olarak kalabileceği paranın konuştuğu vakıflaşmayı seçti?

Belki bazıları için önemsiz sayılabilecek bu soruların cevapları bulunmadan önümüzdeki dönemde hükümetin, deriniyle açığıyla devletin çalıştaylar ve açılımlar üzerinden Alevilerle girdiği yeni tarz ilişki sürecinde asıl niyetinin ne olduğunu ve taleplerinin karşılanıp karşılanmayacağını anlayabilmek çok güç… Çünkü Prof. Dr. İzzettin Doğan ve Cem Vakfı özelinde çözülmesi çok zor bir bulmaca var karşımızda. Aslında burada göründüğünün aksine şahıslarla uğraşmıyoruz. Herkesin malumu Prof. Doğan da artık bir kişi/fert/birey olmaktan çok sembolik bir aktör, bir olgu ve kurumsal bir şahsiyet haline gelmiş vaziyettedir.

Kuşkusuz bu nedenlerle Prof. Doğan özgülünde bu soruların nereleri/kimleri işaret ettiği, hangi ilişki ağlarını ve kumpasları açığa çıkardığı Aleviliği, tüm Alevileri ve onların geleceğini çok yakından ilgilendiriyor. Zira hesap ve hesaplaşma çok büyük ve tarihsel bir önemde…

Can alıcı bu soruların cevaplarını hakkıyla verebilene, bu büyük satrançtaki aktörlerin tek tek rollerini açığa çıkarabilene ve de bu “derin” ve belki de “kirli” bulmacayı/denklemi çözebilene aşk olsun!

---------- o O o -------------

Butzbach, 22 Şubat 2010

 

Bu Makale Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun (AABK) Aylık Yayın Organı Alevilerin Sesi Dergisi’nin 135. Sayısında Yayınlanmıştır